| Sebep ve Sonuçlarıyla Sıffın Savaşı-2 |
|
|
|
| Perşembe, 29 Aralık 2011 | |
|
M. Ali KAYA Zilhicce 36 / Mayıs 656 ayı bitmiş Muharrem 37/ Haziran 656 tarihlerinde iki taraf da barış ümit ederek karşılıklı heyetler göndermeye başlamışlardı. İlk olarak yine Hz. Ali (ra) Adiy b. Hâtem, Yezid b. Kays, Şebes b. Rebi ve Ziyad b. Hafsa’yı bir heyet olarak Hz. Muaviye’ye gönderdi. Adiy b. Hâtem Muaviye’ye (ra) “Biz Allah’ın aramızı bulup bizi kaynaştırmak için gayret göstermeye, ümmetin birlik ve beraberliğini korumaya, kan dökülmesini durdurmaya ve barışı sağlamaya geldik. Hz. Osman (ra) ilk müslümanlardan olup İslam’da en tesirli hizmetleri olan birisidir. Tüm müslümanlar ona biat etti. Hz. Ali’de (ra) fazileti inkar edilmeyen birisidir. Ona da bütün müslümanlar biat ettiler. Senden ve yanındakilerden başka muhalefet eden yok. Yâ Muâviye! Kendini koru. Sana ve arkadaşlarına Cemel günü diğer muhalefet edenlerin başına gelen musibet gelmesin” dedi. Hz. Muaviye (ra) Hz. Adiy’e “Sen barışa değil de sanki beni tehdit etmeye gelmişsin. Ben savaş çocuğuyum böyle tehditler bana tesir etmez” dedi. Diğerleri araya girdiler ve Hz. Muaviye’yi sulha ve cemaate katılmaya davet ettiler. Hz. Muaviye (ra) “Siz bizi itaate ve cemaate davet ediyorsunuz. Cemaat bizim yanımızda da var. İtaate gelince, ben Ali’yi hilafete ehil ve layık görmüyorum. O bizim halifemizin ölümüne sebep oldu. Cemaatimizi dağıttı. İnsanları aleyhimize teşvik etti. Osman’ın öldürmediğini söylüyor. Biz bunu kabul ediyoruz. O zaman bize Osman’ın kâtillerini versin, onları öldürelim, o zaman bahsettiğiniz cemaate döneriz” dedi. Şebes b. Rebia söz aldı. “Osman’ın katillerini bulmak ve intikam almak için hiç alakası olmayan pek çok insanı ve peygamberin sahabelerini ve bilhassa Ammar’ı öldürmek hoşuna gider mi?” dedi. Hz. Muaviye (ra) “Beni bundan alıkoyacak bir durum mu var?” diye cevap verince heyet konuşacak bir şey bulamadılar ve Hz. Ali’nin (ra) yanına döndüler. Muharrem ayı boyunca karşılıklı heyetler gelip gittiler. Ancak anlaşma mümkün olmadı. Hz. Muaviye’nin (ra) elçileri gelmişlerdi. Habib b. Mesleme, Şureyh b. Sımt, Ma’an b. Yezid b. Ahnes’ten oluşan bir heyetti. Hz. Ali (ra) bunları kabul etti. İlk konuşan Habib b. Mesleme oldu. “Eğer Osman’ı öldürmediğini söylüyorsan bize onun katillerini ver de onları öldürelim. Sonra yüklenmiş olduğun halifelik vazifesinden vazgeç ki, müslümanların işleri aralarında şura ile olsun ve liderlerini yeniden seçsinler. Etraflarında beraberce toplanacağımız birine işlerini havale etsinler” diyince Hz. Ali (ra) öfkelendi ve: “Sus! Senin bu konuda söz söyleyecek yetkin de yok, hakkın da…” diye onu susturmak istedi; ama Habib daha ileri giderek “Vallahi hoşuna gitmeyecek şekilde beni karşında bulacaksın” diye tehditler savurunca Hz. Ali (ra) onu azarladı. Bu gergin durumdan sonra Şureyh b. Sımt Hz. Ali’ye (ra) söyleyeceği sözü olup olmadığını sordu. Hz. Ali (ra) ilk üç halifenin faziletini anlattı ve bilhassa Hz. Osman’ın faziletini ve zulmen mazlum olarak öldürüldüğünü, kendisinin de onun katillerini aramakta olduğunu ve kendisinin de talebi olmadığı halde Şura Üyeleri olan “Ashab-ı Bedir” ve diğerleri tarafından bu vazifeye zorla getirildiğini, üç halifeye biat ettikleri gibi kendisine biat edildiğini söyledi. Sizleri de Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın sünneti üzere dini yaşamaya ve hakkı hâkim kılmaya davet ediyorum” dedi. Elçiler bu defa “Osman zalim olarak mı, mazlum olarak mı öldürüldü” diye tekrar başa döndüler. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) bunların söz anlamadıklarını görünce cevap vermedi. Onlar da kalkıp gittiler. Elçilerin karşılıklı gidip gelmeleri hiçbir çözüm getirmedi. Muharrem ayı sonunda her iki taraf da ordusunu savaş nizamına soktu. Hz. Ali (ra) Mirdas b. Hâris el-Cüsemî’yi münadi olarak çıkarıp Şam’lıları tekrar sulha ve itaate çağırdı. Şamlılar ise Muaviye’nin çevresinde toplanmışlar söz dinlemiyorlardı. Amr b. Âs (ra) da orduyu savaş düzenine sokmuştu. Hz. Ali (ra) da ordusunu savaş düzenine soktu. Kûfe atlı ordularının komutasına Eşter En-Nehâî’yi, Basra askerlerinin başına Sehl b. Huneyf’i kumandan tayin etti. Kûfe yayalarının başına Ammar b. Yâsir’i (ra) Basra yayalarının başına ise Kays b. Saad’ı atadı. Hz. Ali’nin (ra) sancağını Hâşim b. Utbe el-Mirkâl taşıyordu. Hz. Ali (ra) ordusunun sağ kanadına Abdullah b. Abbas’ı (ra) soluna da oğlu Muhammed El-Hanefî’yi getirdi. Daha sonra yüksek bir yere çıkarak tesiri bir konuşma yaptı. Özetle şöyle hitap etti: “İstemediği bir iş yapılmayan, verdiği hükmü bozulmayan Allah’a hamdolsun! Allah dileseydi iki kişi arasında dahi anlaşmazlık çıkmaz, fazileti az olanlar daha faziletlileri inkâr etmezlerdi. Allah dileseydi hakkı ortaya çıkarır, haksızların yalanını ortaya koyardı. Ancak yüce Allah dünyayı bir imtihan yurdu, ahireti ise ebedi kalınacak yer olarak yaratmıştır. ‘Gökte ve yerde ne varsa Allah’ındır. O kötülük yapanı yaptıkları sebebiyle cezalandıracak, iyilik ve kulluk yapanları da yaptıklarından dolayı mükâfatlandıracaktır.’ (Necm, 53:31) Biliniz ki sizler yarın en güçlü bir topluluk olacaksınız. Bu günü ve geceyi namaz kılarak, Kur’ân-ı Kerimi okuyarak ve Allah’tan sabır ve yardım isteyerek geçirin. Yarın da onları ciddiyetle karşılayın. Bunları yaparken ihlâs ve samimiyeti elden bırakmayın. Onlar sizinle savaşmadıkça sakın onlara saldırmayın. Vallahi sizin haklı olduğunuzu gösteren ciddi delillerimiz vardır. Önce saldırmamanız da sizin haklılığınızın tescili olacaktır. Onları mağlup ederseniz kaçanı kovalamayın ve el kaldıranı aman dileyeni öldürmeyin. Yaralıya zarar vermeyin, kimsenin avretini açmayın. Ölenlerin uzuvlarını kesmeyin. Kimsenin evine girmeyin ve mallarına zarar vermeyin. Sakın bir kadını korkutarak heyecanlandırmayın” dedi. Hz. Muaviye’nin (ra) ordusunun düzeni ise şöyleydi: Sağ kanatta İbn-i Zilkilâ, sol kuvvetlerin başında Habib b. Mesleme, önde Ebu’l-A’ver es-Sülemî, Suriye atlılarının başında Amr b. Âs (ra) yayaların başında Müslim b. Ukbe bulunuyordu. Tüm orduları sevk ve idare eden başkomutan ise Dehhak b. Kays idi. Muaviye’nin ordusu o derece savaşa hazırlanmışlardı ki, ölmek için yemin etmişler ve birbirlerini zincirlerle bağlayarak Hz. Muaviye’nin (ra) önünde saf tutmuşlar, kaçmalarını önlemişlerdi. Hz. Muaviye’nin (ra) beliğ ve tesirli konuşması orduyu çok etkilemişti. Her iki ordu nihayet 1Safer 37/Temmuz 657 tarihinde karşı karşıya gelerek savaş nizamını aldılar. Öncelikli olarak yıldırma amacına yönelik gruplar halinde savaşıyorlardı. İlk gün Ebu’l-Eşter ile Habib b. Mesleme’nin birlikleri karşılıklı savaştılar. İkinci günü Haşim b. Utbe ile Şamlılardan Ebu’l-A’ver karşı karşıya geldiler. Üçüncü günü ise Ammar b. Yasir (ra) ile Amr b. Âs (ra) karşılaştılar. Ammar b. Yasir (ra) hem savaşıyor hem de Şamlılara şöyle sesleniyor: “Ey Iraklılar! Sizler Allah ve Rasulüne karşı çıkıp onlarla mücadele ederken müslüanlarla savaşıp müşriklere yardım eden durumuna düşmüyor musunuz? Bu duruma düşmek ister misiniz?” diye ve onları ikaz ediyordu. Dördüncü günü Hz. Ali’nin (ra) oğlu Muhammed Hanefi Muaviye’nin ordusundan ise Ubeydullah b. Ömer karşılaştılar. Beşinci günü Abdullah b. Abbas (ra) ve Velid b. Ukbe karşı karşıya geldi. Altıncı günü Kays b. Sa’d ve İbn-i Zilkilâ karşılaştılar. Nihayet sekizinci günü “Umumî Taarruz” ve hücum vaki oldu. Çok şiddetli çarpışmalar cereyan etti. Hz. Muaviye (ra) yine siyasi davranarak Hz. Ali’nin (ra) kumandanlarına haber gönderdi. “Bana katıl sana Irak Valiliğini, sana Suriye Valiliğini vereceğim” diye gizli tekliflerde bulundu. Bu tekliflerin tesiri iledir ki Halid b. Mutemer Hz. Muaviye (ra) tarafına geçmiştir. Muaviye (ra) Abdullah b. Abbas’a (ra) da aynı mealde bir mektup yazdı. Daha önce Hz. Ali (ra) ile aralarında cereyan eden ve Basra valiliğinden ayrılmasına sebep olan durumunu biliyor ve bunu kullanmak istiyordu. Ancak Abdullah b. Abbas (ra) Muaviye’nin mektubuna sert bir şekilde mukabelede bulundu ve Hz. Ali’nin haklılığını savunan bir cevabi mektup yazarak kendisine iade etti. Mektubunda “kendisinin hakkı ortaya çıkarmak ve Allah için adaleti ve hakkı savunmak amacında olmadığını, dünyevi ve siyasi kaygılarla hareket ettiğini, kendisisinin Halifelik için Amr b. Âs’ın da Mısır Valiliği için savaştığını söyledi.” 4. Genel Taarruz: Savaş esnasında Ammar b. Yâsir (ra) Amr b. Âs’a (ra) rastladı. “Sen dinini Mısırla mı değiştirn?” diye kendisine seslendi. Amr da “Ben Osman’ın kanını dava ediyorum” diye cevap verdi. Ammar b. Yasir (ra) “Peki bu kadar ölen insanların kanları ne olacak? Onlar için kimlerle savaşacaksın?” diye cevap verdi. Hz. Ammar (ra) savaşırken “Vallahi bizi vurup dağıtsalar ve öldürseler dahi, biz hak, onlar da bâtıl üzere olduğunu biliyorum” diye sesleniyordu. Nihayet Hz. Ammar (ra) son olarak savaş esnasında bir bardak süt içti ve savaşa tekrar devam etti. Nihayet öldürüldü ve şahadet şerbetini içti. Ammar b. Yâsir’in öldürüldüğünü gören Abdullah b. Âs (Amr b. Âs’ın oğlu) babası Amr b. Âs’a “Peygamberimiz (sav) Ammar’a (ra) demişti ki ‘Ey Ammar! Seni isyancı/baği bir kavim öldürecektir. Onlar yoldan çıkmış bir topluluktur. Senin dünyadaki son rızkın da bol su ilave edilmiş bir bardak süt olacaktır. Bu onları cennete çağırır, onlar ise bunu ateşe davet ederler” buyurduğunu söyledi. Bunun üzerine Amr b. Âs (ra) doğru Muaviye’ye (ra) koştu ve durumu haber verdi, oğlunun ikazını da, peygamberimizin (sav) hadisini de haber verdi. O zaman Muaviye (ra) kurnazca cevap verdi ve “Onu biz öldürmedik, onu bu savaşa itenler ve getirenler öldürmüştür” dedi. Ammar (ra) öldürülünce Hz. Ali (ra) Muaviye’nin (ra) asi ve baği olduğunun ortaya çıktığını söyleyerek Rebia ve Hemdan kabilelerine “Siz benim zırhım ve mızrağımsınız. İnsanların batıldaki gayretleri sizlerin hakkı müdafaadaki gayretlerinden fazla olmasın” diye seslenince ve adamların ile haber gönderince 12 bin kişi Hz. Ali’nin (ra) tarafına geçerek yanında yer aldılar. Hz. Ali (ra) kendisine katılan bu 12 bin askerle ve kendi askerleri ile beraber karşısındaki birlikleri bozguna uğratarak Hz. Muaviye’nin (ra) çadırına kadar yaklaştı. Hz. Muaviye’ye (ra) şöyle seslendi: “Benimle senin aramızdaki mesele için insanlar neden öldürülüyorlar? Karşıma çık da bu meseleyi ikimiz halledelim. Kim diğerine galip gelirse iş ona kalsın!” dedi. Amr b. Âs (ra) da Muvaiye’nin (ra) yanındaydı. “Ali gerçekten insaflı bir teklifte bulunuyor” diyince Hz. Muaviye ona “Sen benim hakkımda insaflı davranmadın. Bilmez misin ki Ali kendisi ile çarpışan herkesi öldürmüştür” dedi. Amr b. Âs (ra) “Karşısına çıksan iyi edersin, bu durumda insanlar senin hakkında hep iyi düşünürler” dedi. Bunun üzerine Muaviye (ra) “Sen galiba benim yerime geçmek istiyorsun!” diyince Amr b. Âs (ra) başka bir şey söylemedi. O gün savaş sabaha kadar devem etti. Ertesi günü de savaş kesintisizi devam ettiğinden askerler namazlarını ima ile kılmak durumunda kaldılar. Bu nedenle o geceye “Leyl-ü Herir” dendi. Bu günün tarihi 12 Sefer 37/ 27 Temmuz 657 olduğu ifade edilir. Ertesi günü Cuma günü idi. Cuma günü Kuşluk vaktine kadar devam eden savaş sonucu Şam askerleri bozguna uğradılar. Amr b. Âs (ra) öldürülmekten korkarak Muaviye’ye (ra) koştu ve “Bu gidişle durumuz çok ciddi tehlikeye girmiştir. Harp hiledir. Ben bir tavsiyede bulunayım. Bu bizi birbirimize kenetlerken karşı grubu ikiye böler” dedi. Muaviye (ra) “Nedir o fikir?” diye sordu. Hz. Amr b. Âs (ra) “Kur’an sayfalarını mızraklarımızın ucuna takalım. Böylece onlar Kur’âna karşı saldırıda bulunamazlar. Sonra onları Kur’ânın hükmüne tabi olmaya çağıralım. Aramızda Kur’anın hakem olmasını isteyelim. Bu durumda onlardan bir grup bunu hile kabul eder; ama bir kısmı teklifimizi kabul eder ve aralarında anlaşmazlık düşer, biz de nefes alırız ve toparlanırız. Şayet onlar ‘Kur’ân hakem olsun’ teklifimizi kabul ederlerse o zaman biz kazanırız” dedi. Muaviye bu teklifi duyunca son derece memnun oldu. Askerlerine emir verdi. Onlar da yanlarında bulunan Kur’an-ı Kerimleri yırtarak mızraklara takmalarını istedi. Onlar da savaştan çok yılmışlardı. Hemen bunu uyguladılar. Sonra da şöyle seslenmeye başladılar: “İşte bu Allah’ın kitabıdır. Bu kitap bizimle sizin aranızda hakem olsun!” Hz. Ali’nin (ra) askerleri bunu duyunca hemen durakladılar. Bir kısmı bu hiledir. Zafere yaklaşmışken durmak olmaz!” deseler de bir kısmı “Allah’ın kitabına uymamız gerekir” diye silahları bıraktılar. Hz. Ali (ra) bunun Amr b. Âs’ın (ra) yeni bir hilesi olduğunu çok iyi biliyordu. Askerlerine ve kumandanlarında seslendi: “Ey Allah’ın kulları! Haklarınızı aramaya devam edin. Samimiyet ve bağlılığınızı sürdürün. Savaşa devam edin. Bu bir hiledir. Ben Muaviye’yi, İbn-i Ebî Muayt’ı, Habibi, Amr b. Âs’ı İbn-i Ebî Serh’i ve Dehhakı çok iyi tanırım. Onları çocukken de bilirim. Onlar küçükken de büyüyünce de şerli işleri asla terk etmediler. Onlar Kur’ânın hükmü yürüsün diye değil, sizleri aldatmak için Kur’an sayfalarını kaldırdılar. Bu bir tuzaktır; aldanmayın!” dedi. Hz. Ali’nin bu konuşması aklı kıt, anlayışı eksik olan ve savaştaki hile tuzakları bilmeyenleri tatmin etmedi. Onların ileri gelenlerinden Mis’ar b. Fedek et-Temimi, Zeyd b. Husayn et-Tâî ve Eş’âs b. Kays Hz. Ali’ye (ra) gelerek “Bizler Allah’ın kitabına davet edildik, ona icabet etmememiz bize yakışmaz” dediler. Hz. Ali (ra) onları ikna etmeye çalıştı. Ama bu defa onlar Hz. Ali’yi tehdit ettiler. “Yâ Ali! Allah’ın kitabına icabet et! Eğer bunu yapmazsan Osman’ın başına gelen senin de başına gelir” dediler. Bunlar “dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan” kişilerdi. Yaptıklarının fitneye sebep olacağını hiç idrak etmiyorlar, bilakis ahmaklıklarından fayda vereceğiz diye zarara ve fitneye sebep olacak işler yapıyorlardı. Daha sonra bunlar “Harici”lerden bir grup oluşturacaklardı. Hz. Ali (ra) onlara seslenerek “Size emrettiğimi yapın, yasakladığım hususlardan da kendinizi uzak tutun. Bana itaat ediyorsanız savaşa devam edin. İsyan ediyorsanız dilediğinizi yapın!” dedi. Onlar Hz. Ali’ye karşı gelmeyeceklerini; ancak savaşa da devam etmeyeceklerini söyleyerek “Kur’an aramızda hakem olsun” diyenlere “Kur’anın hakem olmasını istememenin ve savaşa devam etmenin” yanlış olacağını söylediler. Hz. Ali (ra) “Kur’ân dili olmayan ve konuşmayan bir kitaptır. Onu ancak okuyanlar konuşturmuş olur. Onlar da Kur’an ayetini keni düşünce ve fikirlerine göre konuşturur ve yorumlarlar” dedi. Onlar yine ikna olmadılar ve “Sizin ve bizim ilmimiz Muaviye’nin ilminden çoktur. İnsanları Kur’ân ile ikna ederiz” dediler ve “Savaşa devam eden Hz. Ali’nin kumandanı el-Eşter’i çağırmasını” istediler. Hz. Ali (ra) baktı iş daha da büyüyecek ve ordusu ikiye bölünecek Allah’ın hikmetine ve kaderine itimat ederek El-Eştere Yezid b. Hâmi’yi gönderdi ve savaşı durdurmasını emretti. El-Eşter “Ben zafere yaklaşmışken neden ve hangi akılla geri dönecekmişim?” diye bu emri garip karşıladı. Savaşa devam etti. Bunun üzerine Hz. Ali’nin yanındakiler “Sen galiba Eşter’e savaşa devam etmesini emrettin!” dediler ve Hz. Ali’yi suçladılar. Hz. Ali (ra) tekrar Yezid’i gönderdi ve “Ey Eşter! Yeni bir fitne çıkmıştır. Savaşı bırak!” emrini tebliğ etti. Eşter “Mushafların mızraklara takılması mı?” dedi. Yezid “Evet!” diye cevap verdi ve Hz. Ali’nin zor durumda olduğunu haber verdi. Bunun üzerine Eşter askerlerini geri çekti. El-Eşter atından inmeden Hz. Ali’nin (ra) yanına geldi ve orda bulunan muhaliflere öfke ile çıkıştı. “Onlar Allah’ın kitabını bırakmışlar, sizi mi Allah’ın kitabına davet ediyorlar?” dedi ve aralarında şiddetli bir münakaşa başladı. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) “Ey Eşter! Biz onlarla aramızda Kur’ânı hakem kabul ettik” diye ortalığı yatıştırdı. Sonuçta “Hakem Olayı”ndan sonra “Hariciler” olarak anılacak olan zihniyete sahip olanların ısrarı ve taşkınlığı üzerine Hz. Ali (ra) savaşı durdurdu. Her iki taraf kendi otaklarına döndüler. Sıffîn’de Hz. Ali’nin 70.000, Muaviye’nin (ra) ise 120.000 askeri vardı. Her iki ordu da Sıffîn’de 120 gün, yani üç ay konuşlanmıştır. Bu esnada 90 vak’a olmuştur. Bu çarpışmalarda Muaviye (ra) tarafından 45.000 asker, Hz. Ali (ra) tarafından ise 25.000 asker olmak üzere toplam 70. 000 asker telef olmuştur. Her iki taraftan da pek çok esir alınmıştı. Amr b. Âs (ra) Muaviye’den (ra) esirleri öldürmesini istedi. Hz. Ali (ra) ise savaş sonrası bütün esirleri serbest bırakmıştı. Onlar da yine Muaviye’nin (ra) yanına gelip yerlerini almışlardı. Hz. Ali’nin bu âlicenaplığı karşısında Amr b. Âs’a dönerek “Şayet esirler konusunda seni dinlemiş olsam, büyük bir yanlışa düşmüş olurum. Ali’ye baksana bütün esirleri serbest bıraktı ve onlar da bizim yanımıza geldiler. Biz de böyle yapmalıyız” dedi ve o da tüm esirlerin bırakılmasını istedi. Etiketler: Sıffın Savaşı Hz. Ali Hz. Muaviye Amr b. As Hakem Olayı Hariciler |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|