| Sıffın Savaşının Değerlendirilmesi |
|
|
|
| Perşembe, 29 Aralık 2011 | |
|
Bu nedenle İmam-ı Şafii (ra) gibi Kureyş’in en meşhur âlimleri ve ondan sonra gelenler “Allah onların kanlarına elimizi bulaştırmadı, biz de dilimizi bulaştırmayalım” demişlerdir. Asrımızın allamesi ve müceddidi olan Bediüzzaman Said Nursi hazretleri de İslam bilginlerinin ittifak ettiği “Sahabilerin savaşında kîl-ü kâl etme. Çünkü bu savaşta hem ölen, hem öldüren ikisi de ehl-i cennettir” görüşünü dile getirmiştir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Davaları bir olan iki büyük topluluk birbiri ile savaşmadıkça kıyamet kopmaz” buyurarak ve Sıffin olayını haber vermişlerdir. Bu nedenle yüce Allah Hz. Ali’nin (ra) hak ettiği hakkını verir ve ahirette layık olduğu mevki-i muallâya yükseltir. Hz. Muaviye’yi (ra) de affeder. Zira Yüce Allah’ın bu konuda vaadi vardır. Nitekim Fetih Suresinde “Rıdvan ağacı altında sana biat edenlerden Allah razı olmuştur” buyurarak Hudeybiye Anlaşmasında bulunan ve Şecere-i Rıdvan altında Mekke müşrikleri ile savaşmak için Peygamberimize yemin ederek biat eden sahabelerden razı olduğunu açıkça ifade etmektedir. Bu biat ve yeminde 1400 sahabe bulunmuştur. Allah’ın razı olduğu sahabeler hakkında konuşmak hatadır. Ayrıca peygamberimiz (sav) Bedir Ashabı hakkında yüce Allah’ın “Artık ne isterseniz yapın, ben sizi affettim” dediğini haber vermiştir. Bu hadisin Kur’ân-ı Kerimdeki dayanağı ise Yüce Allah’ın Fetih Suresinde bütün sahabeleri kast ederek “Onlar için mağfiret ve büyük mükâfat vardır” ayetidir. Bu ayet bize sahabelerin affedileceği müjdesini vermektedir. Affedilen kişilerin affa uğrayan suçlarından dolayı suçlu görülmesi büyük hatadır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu ayetin izahını yaparken “Mağfiret kelimesi işaret ediyor ki istikbalde Sahabeler içinde fitneler vasıtasıyla mühim kusurlar olacak. Çünkü mağfiret kusurun vukuuna delâlet eder. Ve o zamanda Sahabeler nazarında en mühim, matlup ve en yüksek ihsan, mağfiret olacak. Ve en büyük mükâfat ise af ile mücazat etmemektir” demektedir. Bediüzzaman Said Nursi ayrıca Hz. Ali (ra) ile Hz. Muaviye (ra) arasında mücadelenin önemli bir sebebini şöyle izah eder: “Hazret-i İmam-ı Ali'nin Vak'a-i Sıffîn'de, Hazret-i Muaviye'nin taraftarlarıyla muharebesi, hilafet ve saltanatın muharebesidir. Yani: Hazret-i İmam-ı Ali, ahkâm-ı dini ve hakaik-i İslâmiyeyi ve âhireti esas tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz mukteziyatlarını onlara feda ediyordu. Hazret-i Muaviye ve taraftarları ise; hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeyi, saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azimeti bırakıp ruhsatı iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler” demektedir. Bu ince, derin ve önemli meselenin izah yeri burası olmadığı için şu kadarı ile iktifa ediyoruz. Hz. Muaviye’nin (ra) dini saltanatla ve devlet gücü ile koruma düşüncesi, hilafetin ortadan kalkmasına ve yeniden saltanata dönüşe sebep olmuştur. Nitekim peygamberimiz (sav) “Benden sonra hilafet otuz senedir” buyurarak gerçek hilafetin otuz sene olacağını haber vermiştir. Bu gelecek haberi Hz. Muaviye’nin (ra) bu mücadelesi ve saltanatı ispat etmiştir. Hz. Muaviye ile başlayan bu dönem artık devletin öne çıktığı ve kutsandığı, “devlet için ve millet için fertler feda edilir” prensibinin siyasete hâkim olduğu bir sistemi getirmiş, bu da pek çok haksızlıkların ve zulümlerin önünü açmıştır. Hz. Ali’nin (ra) takip ettiği ve savunduğu “Bir masumun hakkı bütün insanlara da feda edilmez” Kur’ânî prensibinden ve “Adalet-i Mahza”dan vaz geçerek “Adalet-i İzafiye” ye yönelmeyi netice vermiştir. Hz. Ali (ra) Şeyheyn (Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (ra)) zamanında olduğu gibi kabil-i tatbiktir diye hilafet-i İslamiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Hz. Muaviye ve yanındakiler ise zaman ve şartlar değişti, “Adalet-i Mahza kabil-i tatbik değil, çok müşkülat var” diye adalet-i izafiye üzerine içtihat etmişlerdir. 6. Sıffın Savaşından Alınan Dersler: İslam dünyasında pek çok mezhep ve tarikat ortaya çıkmasına rağmen “Din ve Vicdan Hürriyeti” “İlim ve Fikir Hürriyeti” olarak meseleye bakılmış ve ilmî münakaşalar dışında savaş boyutuna taşınmamıştır. Her ne kadar yazılı bir yasadan kaynaklamasa da dinden kaynaklanan “Hürriyet” düşüncesi ve her nevi baskı zulme karşı olmak anlamındaki “adalet” anlayışı gereksiz ve haksız savaşların önünü almıştır. Bütün bu düşüncelerin önünü açan fiili olay ise Hz. Ali (ra) zamanında yaşanan İçtihat farkından kaynaklanan “Cemel Olayı” Hilafet ve Saltanat mücadelesinin sonucu meşru halifeye karşı yapılan “Sıffın Savaşı” ve Haricilerin anarşi ve terörünü önlemeye yönelik “Nehrevan Olayı” gibi belli başlı savaşlardır. Bu olaylarda Hz. Ali (ra) gibi ilim, fazilet ve şecaat sahibi mükemmel bir halife başta bulunmamış olsaydı çok vahim hadiselerin yaşanacağı ve İslam dünyasında sonu gelmez fitne ve mücadelelerin başlangıcı olabilirdi. Ancak Hz. Ali (ra) mükemmel dirayeti ve tavizsiz dini hükümleri icra etmesi, hak ve hakikati, adalet ve hakkaniyeti esas alan siyaseti, sosyal ve siyasi hayatta ortaya çıkardığı hükümleri ve çözüm önerileri daha sonrakilere birer ölçü kaynağı ve denge unsuru olmuştur. Hz. Ali’nin (ra) uygulamaları ve Kur’ân ve Sünnet anlayışı ile Müslümanlar arasında yaşanan savaşlarda esirlerin köle muamelesi görmeyeceği, mallarının ganimet sayılmayacağı, adalet ve hakkaniyetin gözetileceği, esirlerin öldürülmeyeceği gibi çok önemli hükümler verilmiş ve uygulanarak gelecek nesillere örnek olmuştur. Yine karşı safta olanların da Müslüman kabul edilerek düşman muamelesi görmeyeceği, insaflı davranılacağı, düşmanla yapılan savaşlar gibi “hileye” ve “hıyanete” gidilmeyeceği öğretilmiştir. Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye hitaben “Ya Ali! Ben Kur’ânın tenzili için harb ettim, sen ise tevili için harb edeceksin” hadisinin manası bu savaşlarda en güzel şekilde yansıtılmış ve Kur’ânın hükümlerinin müslümanlar arasında meydana gelen anlaşmazlıklarda nasıl uygulanacağı gösterilmiştir. Bu nedenle “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” Hz. Ali’nin içtihatlarını esas alarak dini hükümlere kaynak göstermişler ve içtihatlarını Hz. Ali’nin (ra) içtihatlarına bina etmişlerdir. Bir önemli husus da iktidara karşı “Muhalefet” unsurunun ortaya çıkmasıdır. Hz. Muaviye (ra) İslam dünyasında ilk olarak “Muhalefeti” temsil etmiş ve “İktidar-Muhalefet” mücadelesini başlatmıştır. Hz. Ali (ra) “Hakem Olayı”ndan sonra İslam dünyasındaki kırılmayı ve bölünmeyi önlemek için “Muaviyenin hilafetini hor görmeyin” tavsiyesinde bulunarak meşruiyetini kabul ettirmiştir. Bu nedenledir ki Hz. Hasan (ra) Muaviye lehinde iktidar mücadelesinden çekilerek peygamberimizin (sav) “Benim oğlum seyyiddir. Allah onunla iki büyük topluluğu barıştıracaktır” hadisinin doğruluğunu ispat etmiş ve doğru olanı yapmıştır. Hz. Ali (ra) döneminde yaşanan “Sıffın Olayı”nın en gelecekte müslümanlar arasında yaşanması muhtemel olan olayları önlemesi ve ders olması açısından çok önemli ve faydalı sonuçları doğuran bir savaş olması, o savaşlarda ölenlerin durumu konusunda da bizlere önemli ipuçları vermektedir. Bu da İslam bilginlerinin “Her iki tarafta da ölen ve öldürülen samimi insanların cennete girecekleri” konusundaki içtihatlarının haklılığını ispat etmektedir. Etiketler: Sıffın Savaşının Sonucu Sıffın Savaşı Hz. Ali Hz. Muaviye Adalet-i Mahza Adalet |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|