| Tevhid Hakikati |
|
|
|
| Salı, 05 Ekim 2010 | ||||
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA Kelime-i Münciyenin Şartları: 1. Manasını Bilmektir: Şöyle ki: “Lâ Hâlıka İllallah” “Lâ Razıka İllallah” “Lâ Faile İllallah” “Lâ Nâsıra İllallah” “Lâ Müdebbire fi’l-kevni İllallah” Yani Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Allah’tan başka rızık verici yoktur. Allah’tan başka fail-i muktedir yoktur. Allah’tan başka yardımcı yoktur. Allah’tan başka mükevvenâtı idare edecek kimse yoktur. İşte bu hakikati ders vermek, kalplere ve zihinlere yerleştirmek için peygamberimiz (sav) “Haşir Suresi”nin son üç ayetini sabah ve akşam namazlarından sonra okumayı emretmiş buna devam edenlerin “Şehit” olarak vefat edip bütün günahlarının affedileceğini ve şehitlerin görmeyeceği ölüm acısını ve kabir azabını görmeyeceklerini müjdelemiştir." (Tirmizi, Fezailu’l-Kur’ân, 5:182; Müsned-i Ahmed, 5:26; Kurtubi, Camiu’l-Ahkâmu’l-Kurân, 17:248-250) Yine yüce Allah'ın zatına has 13 Sıfat-ı Kutsiye vardır ki bunların altısı “Vücüt, Kıdem, Baka, Vahdaniyet, Muhalefetün-lil Havadis ve Kıyam bi-nefsihi” olarak“Sıfat-ı Zatiye” yedisi ise “Sıfat-ı Subutiyedir” ki “Hayat, İlim, İrade, Kudret, Semi, Basar ve Kelam” sıfatlarıdır. Sıfat-ı Zatiyeye “Tevhid ve İhlâs Suresi” delalet ederken Sıfat-ı Subutiyeye ise yüzlerce ayet delalet etmektedir. 2. Şeksiz ve şüphesiz kalben inanmak ve iman etmektir: 3. İhlâsla söylemektir: 4. Sıdk ile ikrar etmektir: İmanında sadık olan ise inancında sebatkârdır, inancını her yerde müdafaa eder ve verdiği sözü tutar, emanete riayet eder, farzları yapar ve haramlardan kaçar. Bununla onun halis bir şekilde inandığı ve imanında sadık olduğu tebeyyün eder. Çünkü bunların hepsi imanına şahit olan hususlardır. 5. İmana aykırı şeylerden sakınmak, Mü’minleri sevmek, küfür ve şirkten nefret etmektir: İmanın alameti imanı sevmek, küfürden şirkten ve tağutlardan nefret etmektir. Allah için Allah dostlarını sevmek ve Allah'ın düşmanı olanlara da düşman olmak iman alametidir. Nitekim yüce Allah “Dinde zorlama yoktur. Hak batıldan tamamen ayrılmıştır. Kim tağutu inkar eder ve Allah’a iman ederse işte o sağlam bir ipe ve kendisini Allah’a ulaştıracak olan kulpa yapışmıştır” (Bakara, 2:256) buyurarak imanın gereği olarak şeytan ve tağutlara düşman olup onlardan sakınmayı şart koşmuştur. Bu nedenledir ki “şeytanı ve dostlarını düşman bilmek ve şerrinden Allah’a sığınmak besmele çekmekten daha önceliklidir ki “Kur’an okumaya başlarken dahi önce şeytandan Allah’a sığının” (Nahl, 16:98) emredilmiştir. 6. Inkıyad, İtaat ve Haşyettir: Yani, kabul etmek, imanın gereği olan Allah'ın emrine itaat etmek, yasaklarından sakınmak ve bu hususta Allah’tan korkmaktır. İslam bilginleri kâmil bir imanı tarif ederken “İman kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmektir” demişlerdir. Allah korkusu Allah sevgisinden öndedir. Zira seven sevgisini bahane ederek günahlara girebilir ve ibadetlerinde ihmal davranır. Sonra da “Allah’ı seviyorum, Allah da beni seviyor. Allah sevdiklerini cehenneme atmaz ve narına yakmaz” diyerek şeytanın aldatması ile itaat konusunda ihmalkâr davranır ve helak olur. Yahudi ve Hıristiyanları dalalete atan Allah’a olan sevgi iddialarıdır ve Allah’tan korkmamalarıdır. Bu nedenle yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah’tan korkun! Allah'ın azabı şiddetlidir” (Maide, 5:2,8; Hucurat, 49:13) ve “Allah’tan layığı ile korkun!” (Âl-i İmran, 3:102) buyurur. “Şeytan sizi Allah'ın rahmeti ile aldatmasın” (Lokman, 31:33) emreder. 7. Muhabbet-i İlâhiyeye münafi ve rızasına muhalif şeylerden sakınmaktır. Bu ise kâmil bir imanın gereğidir. İmanı kâmil bir mü’min Allah'ın rızasını ve muhabbetini esas alır ve Allah'ın razı olmayacağı ve sevmeyeceği şeylerden sakınır. 8. İlim ve Tefekkürle İmanın Terakki ve Tekâmülüne Çalışmaktır. Zira yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Mü’minler o kimselerdir ki Allah'ın ismi zikredildiği zaman kalbi titrer, yüreği ürperir; Allah'ın ayetleri okundukça imanları artar ve Allah’a tevekkül ederler” (Enfal, 8:2) İlimlerin tamamı insanı Allah’a yaklaştırır ve O’nun varlıklar üzerindeki tecellilerini bizlere anlatır ve öğretirler. Bu nedenle ilim imansızın iman etmesini, imanlının da imanının artmasını sağlar. İlim içinde “Marifetullah” dersi vardır. İlimlerin şahı ve padişahı ise “İman İlmidir.” İman ilmini Kur’ân-ı Kerim bizlere ders vermektedir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde bizlere kainattaki delillerini ders vererek varlıkların Allah'ın varlığına, birliğine, isim ve sıfatlarına nasıl delil olduklarını yüzlerce ayeti ile anlatmakta ve varlıklar üzerinde tefekkür etmemizi istemektedir. (Bakınız: Âl-i İmran, 3:190; 10:03, 31) Kur’ân-ı Kerimin ders verdiği “İlim ve Tefekkür” imanı olmayanı imana getirir. İmanı zayıf olanın imanını kuvvetlendirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkiki yapar. İmanı tahkiki olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana bütün kemâlât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir, daha nurâni, daha parlak manzaraları açar. (Sözler, 2004, s.1124) Bu da Kurân-ı Kerimin imana ait ayetlerini tefekkür ile okumakla ve anlamaya çalışmakla elde edilir. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerimi devamlı olarak okumak ve onun hakiki tefsirlerine anlamak amacı ile bakmak hem ilim, hem ibadet, hem de tefekkürdür. TEVHİDİN ÖZELLİKLERİ Sade dil ile söylemek kişiyi kurtarmak için yeterli değildir. Kalenin ismi insanı kurtarmadığı gibi inanmadan ve inancın gereği olan kalbî ve bedenî amelleri yapmadıkça kurtuluşa sebep olmaz. Bu mübarek kelime ruhu ve manası ile cesede benzer. Manasız olursa ruhsuz cesede benzer. Onun ruhu ise ihlâstır. Bu mübarek kelimeyi suret ve mana ile beraber almalıdır. Sureti ile zahirini, manası ile batınını süslemelidir. Bu mübarek kelimenin semeresi ibadet ve ahlaktır. Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha zahirdir. Bu nedenle amele yansıtmadan sadece dil ile zikretmek Allah'ın rızasını kazandırmaz. Ayrıca dil ile söyleyip azalarla amel etmemek nifak alametidir. Bu hale devam etmek sonuçta münafıklardan olmayı netice verir. “Lâ ilâhe illallah” diyen yalnız ona güvenmeli, ona dayanmalıdır. “Yalnız sana ibadet ederim ve ancak senden yardım isterim” (Fatiha, 1:4) demelidir. “Lâ” süpürgesiyle bütün şirki kalbinden atıp süpürerek “İllallahı” oraya tespit etmeli yerleştirmelidir. Yüce Allah Davud’a (as) “Ya Davud! Benim için bir oda yap da oraya yerleşeyim” buyurdu. “Ya Rabbi senin için nasıl bir oda yapayım?” diyince “Kalbini benim için temizle ki oraya yerleşeyim” buyurdular. Evet, “Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan” demiş şair. Kim Allah için olursa Allah onun için olur. Kişi “Lâ ilâhe illallah!” dediği halde mâsiva ile ünsiyet içinde olursa ne sen onun için olursun, ne de o senin için olur. Melikler bir ülkeyi zapt ederse onun aziz olan ehlini nasıl zelil ediyorsa “Lâ ilâhe illallah” kelamı da bir kalbe girince orada buluna kibir, azamet hepsi yıkılıp gider, hor hakir ve zelil olurlar. Kelime-i tevhit kalbe girerse böyle yapar. Bu kelime-i tevhidin özelliği ve güzelliğidir. |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|