Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Din arrow Tevhid Hakikati
Advertisement
Tevhid Hakikati PDF Yazdır E-posta
Salı, 05 Ekim 2010
Yazı Index
Tevhid Hakikati
Sayfa 2

M. Ali KAYA
Bismillahirrahmanirrahîm.

Giriş:
“Lâ ilâhe İllallah” bir Kelime-i Tayyibe-i münciyedir ki “Muhammed Resulullah” ile beraber söyleyen kimse Müslüman olur ve kalben inanıp buna sadakat göstererek bu iman ile vefat ederse cennete girer ve ebediyen kurtulur. Bu sebeple bu mübarek kelimeye “Kurtarıcı Kelime” adı verilmiştir.
Yine bu kelimeyi söyleyen bir Müslüman dünyayı ahirete feda etmedikçe o kişiyi Allah'ın öfkesinden korur. Kişinin dünyayı ahirete feda etmesi ise dünya malı ve işi için ahretine zarar verecek olan amelleri işlemesi, farzlarını ihmal ederek, haramlara girmesidir. Hukukullah’a bihakkın riayet etmemesi ve hukuk-u ibada, yani kul hakkına girmesidir.

Kelime-i Münciyenin Şartları:
Tevhit Kelimesinin bihakkın kurtarıcı olması ve insanın da bu mübarek kelimenin fazilet ve şerefinden istifade etmesi için bazı şartlara riayet etmesi gerekir. Bunların bir kısmı şunlardır:

1. Manasını Bilmektir:
“Lâ ilâhe illallah” kelimesi bir cümle-i tevhit olup “Esma-i Hüsna” adedince manaları muhtevidir. Çünkü “Lâ ilâhe İllallah” iki kelimedir. “Lâ ilâhe” kelimesi ile evvela şirki ve her nevi küfrü reddedip mahvederken “İllallah” ile Vahdetini ve Vahdaniyetini ispat ederek tevhidi ilan ederken manası Allah'ın isim ve sıfatları kadar genişler. Zira “Allah” ism-i zat olup “Tevhid-i Zata” işaret ederken “Zatın” delalet ettiği bin bir esma ve sıfata da zımnen işaret ederek Tevhide delil yapar.

Şöyle ki: “Lâ Hâlıka İllallah” “Lâ Razıka İllallah” “Lâ Faile İllallah” “Lâ Nâsıra İllallah” “Lâ Müdebbire fi’l-kevni İllallah” Yani Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Allah’tan başka rızık verici yoktur. Allah’tan başka fail-i muktedir yoktur. Allah’tan başka yardımcı yoktur. Allah’tan başka mükevvenâtı idare edecek kimse yoktur.

İşte bu hakikati ders vermek, kalplere ve zihinlere yerleştirmek için peygamberimiz (sav) “Haşir Suresi”nin son üç ayetini sabah ve akşam namazlarından sonra okumayı emretmiş buna devam edenlerin “Şehit” olarak vefat edip bütün günahlarının affedileceğini ve şehitlerin görmeyeceği ölüm acısını ve kabir azabını görmeyeceklerini müjdelemiştir." (Tirmizi, Fezailu’l-Kur’ân, 5:182; Müsned-i Ahmed, 5:26; Kurtubi, Camiu’l-Ahkâmu’l-Kurân, 17:248-250)

Yine yüce Allah'ın zatına has 13 Sıfat-ı Kutsiye vardır ki bunların altısı “Vücüt, Kıdem, Baka, Vahdaniyet, Muhalefetün-lil Havadis ve Kıyam bi-nefsihi” olarak“Sıfat-ı Zatiye” yedisi ise “Sıfat-ı Subutiyedir” ki “Hayat, İlim, İrade, Kudret, Semi, Basar ve Kelam” sıfatlarıdır. Sıfat-ı Zatiyeye “Tevhid ve İhlâs Suresi” delalet ederken Sıfat-ı Subutiyeye ise yüzlerce ayet delalet etmektedir.

2. Şeksiz ve şüphesiz kalben inanmak ve iman etmektir:
İman kalbin amelidir. Kalben inanmayanın imanı olmaz. İnsan kalben “Allah birdir. Her şey ona muhtaçtır; ama o hiçbir şeye muhtaç değildir. Ezeldir, doğmamıştır. Ebedidir, çocuğa ve yardımcıya ihtiyacı yoktur. Hiçbir şey onun dengi ve benzeri değildir.” (İhlâs Suresi, 112:1-4) “Asla onun misli gibi bir şey yoktur. O Allah her şeyi hakkıyla işitici ve her şeyi hakkıyla görendir.” (Şura, 42:11) “O Allah Evveldir, Âhirdir, Zahirdir, Batındır. Her şeyi hakkıyla bilendir” (Hadid, 57:3) şeklinde inanması gerekir ki iman etmiş olsun.

3. İhlâsla söylemektir:
Yüce Allah’a iman etmek halis bir şekilde tevhide iman etmektir. Bu nedenle “Tevhit Suresi” olan ve Allah'ın “Zatî Sıfatlarını” anlatan sureye yüce Allah “İhlâs Suresi” adını vermiştir. Kullarını halis bir şekilde Tevhide inanmaları ve şirk koşmadan Allah’a ibadet etmeleri için kitaplarını ve peygamberlerini ba’s ve inzal buyurmuştur. (Beyyine, 98:5)

4. Sıdk ile ikrar etmektir:
Kalbin inandığını dili ile de ikrar ederek doğrulamak ve insanları buna şahit yapmaktır. Dil kalbin tercümanı olmalıdır. Şayet kalbinden inanmadığı halde dil ile ikrar ederse bu Allah’ı ve insanları aldatma olacaktır. Bu ise nifaktır ve bunu yapan kimse Allah katında halis münafık olur. Münafıkların ahretteki yeri ise cehennemin en alt tabaksında ebediyen azab olunmaktır. (Nisa, 4:145)

İmanında sadık olan ise inancında sebatkârdır, inancını her yerde müdafaa eder ve verdiği sözü tutar, emanete riayet eder, farzları yapar ve haramlardan kaçar. Bununla onun halis bir şekilde inandığı ve imanında sadık olduğu tebeyyün eder. Çünkü bunların hepsi imanına şahit olan hususlardır.

5. İmana aykırı şeylerden sakınmak, Mü’minleri sevmek, küfür ve şirkten nefret etmektir: İmanın alameti imanı sevmek, küfürden şirkten ve tağutlardan nefret etmektir. Allah için Allah dostlarını sevmek ve Allah'ın düşmanı olanlara da düşman olmak iman alametidir. Nitekim yüce Allah “Dinde zorlama yoktur. Hak batıldan tamamen ayrılmıştır. Kim tağutu inkar eder ve Allah’a iman ederse işte o sağlam bir ipe ve kendisini Allah’a ulaştıracak olan kulpa yapışmıştır” (Bakara, 2:256) buyurarak imanın gereği olarak şeytan ve tağutlara düşman olup onlardan sakınmayı şart koşmuştur. Bu nedenledir ki “şeytanı ve dostlarını düşman bilmek ve şerrinden Allah’a sığınmak besmele çekmekten daha önceliklidir ki “Kur’an okumaya başlarken dahi önce şeytandan Allah’a sığının” (Nahl, 16:98) emredilmiştir. 

6. Inkıyad, İtaat ve Haşyettir: Yani, kabul etmek, imanın gereği olan Allah'ın emrine itaat etmek, yasaklarından sakınmak ve bu hususta Allah’tan korkmaktır. İslam bilginleri kâmil bir imanı tarif ederken “İman kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmektir” demişlerdir. Allah korkusu Allah sevgisinden öndedir. Zira seven sevgisini bahane ederek günahlara girebilir ve ibadetlerinde ihmal davranır. Sonra da “Allah’ı seviyorum, Allah da beni seviyor. Allah sevdiklerini cehenneme atmaz ve narına yakmaz” diyerek şeytanın aldatması ile itaat konusunda ihmalkâr davranır ve helak olur. Yahudi ve Hıristiyanları dalalete atan Allah’a olan sevgi iddialarıdır ve Allah’tan korkmamalarıdır. Bu nedenle yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah’tan korkun! Allah'ın azabı şiddetlidir” (Maide, 5:2,8; Hucurat, 49:13)  ve “Allah’tan layığı ile korkun!” (Âl-i İmran, 3:102) buyurur. “Şeytan sizi Allah'ın rahmeti ile aldatmasın” (Lokman, 31:33) emreder.

7. Muhabbet-i İlâhiyeye münafi ve rızasına muhalif şeylerden sakınmaktır. Bu ise kâmil bir imanın gereğidir. İmanı kâmil bir mü’min Allah'ın rızasını ve muhabbetini esas alır ve Allah'ın razı olmayacağı ve sevmeyeceği şeylerden sakınır.

8. İlim ve Tefekkürle İmanın Terakki ve Tekâmülüne Çalışmaktır. Zira yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Mü’minler o kimselerdir ki Allah'ın ismi zikredildiği zaman kalbi titrer, yüreği ürperir; Allah'ın ayetleri okundukça imanları artar ve Allah’a tevekkül ederler” (Enfal, 8:2) İlimlerin tamamı insanı Allah’a yaklaştırır ve O’nun varlıklar üzerindeki tecellilerini bizlere anlatır ve öğretirler. Bu nedenle ilim imansızın iman etmesini, imanlının da imanının artmasını sağlar. İlim içinde “Marifetullah” dersi vardır. İlimlerin şahı ve padişahı ise “İman İlmidir.” İman ilmini Kur’ân-ı Kerim bizlere ders vermektedir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde bizlere kainattaki delillerini ders vererek varlıkların Allah'ın varlığına, birliğine, isim ve sıfatlarına nasıl delil olduklarını yüzlerce ayeti ile anlatmakta ve varlıklar üzerinde tefekkür etmemizi istemektedir. (Bakınız: Âl-i İmran, 3:190; 10:03, 31)

Kur’ân-ı Kerimin ders verdiği “İlim ve Tefekkür” imanı olmayanı imana getirir. İmanı zayıf olanın imanını kuvvetlendirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkiki yapar. İmanı tahkiki olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana bütün kemâlât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir, daha nurâni, daha parlak manzaraları açar. (Sözler, 2004, s.1124) Bu da Kurân-ı Kerimin imana ait ayetlerini tefekkür ile okumakla ve anlamaya çalışmakla elde edilir. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerimi devamlı olarak okumak ve onun hakiki tefsirlerine anlamak amacı ile bakmak hem ilim, hem ibadet, hem de tefekkürdür.

TEVHİDİN ÖZELLİKLERİ
Yüce Allah bir hadis-i kutside “Lâ ilâhe illallah benim kalem ve sığınağımdır. Kim bu sığınağa girerse azabımdan emin olur” buyurdular. Bu hadis-i kutsiye göre bu mübarek kelime insan için en muhkem bir kale ve sığınaktır. O sağlam kaleye giren kurtulur. Sonsuz nimetleri bu mübarek kelime ile kazanır. Bu nedenle bu mübarek kelimeye “Kelime-i münciye” yani “Kurtuluş Kelimesi” denir.

Sade dil ile söylemek kişiyi kurtarmak için yeterli değildir. Kalenin ismi insanı kurtarmadığı gibi inanmadan ve inancın gereği olan kalbî ve bedenî amelleri yapmadıkça kurtuluşa sebep olmaz. Bu mübarek kelime ruhu ve manası ile cesede benzer. Manasız olursa ruhsuz cesede benzer. Onun ruhu ise ihlâstır.

Bu mübarek kelimeyi suret ve mana ile beraber almalıdır. Sureti ile zahirini, manası ile batınını süslemelidir. Bu mübarek kelimenin semeresi ibadet ve ahlaktır. Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha zahirdir. Bu nedenle amele yansıtmadan sadece dil ile zikretmek Allah'ın rızasını kazandırmaz. Ayrıca dil ile söyleyip azalarla amel etmemek nifak alametidir. Bu hale devam etmek sonuçta münafıklardan olmayı netice verir.

“Lâ ilâhe illallah” diyen yalnız ona güvenmeli, ona dayanmalıdır. “Yalnız sana ibadet ederim ve ancak senden yardım isterim” (Fatiha, 1:4) demelidir. “Lâ” süpürgesiyle bütün şirki kalbinden atıp süpürerek “İllallahı” oraya tespit etmeli yerleştirmelidir.

Yüce Allah Davud’a (as) “Ya Davud! Benim için bir oda yap da oraya yerleşeyim” buyurdu. “Ya Rabbi senin için nasıl bir oda yapayım?” diyince “Kalbini benim için temizle ki oraya yerleşeyim” buyurdular. Evet, “Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan” demiş şair.

Kim Allah için olursa Allah onun için olur. Kişi “Lâ ilâhe illallah!” dediği halde mâsiva ile ünsiyet içinde olursa ne sen onun için olursun, ne de o senin için olur. Melikler bir ülkeyi zapt ederse onun aziz olan ehlini nasıl zelil ediyorsa “Lâ ilâhe illallah” kelamı da bir kalbe girince orada buluna kibir, azamet hepsi yıkılıp gider, hor hakir ve zelil olurlar.

Kelime-i tevhit kalbe girerse böyle yapar. Bu kelime-i tevhidin özelliği ve güzelliğidir.


 
< Önceki   Sonraki >
İMAN
İHLAS
CENNET
CEHENNEM
TEVHIT
KELIME-I TEVHID
ŞIRK
TEVHID

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ