| ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜ VE DİN |
|
|
|
| Perşembe, 20 Mart 2008 | |
|
M. Ali KAYA Türkiye Cumhuriyeti üç kıtaya hakim olan “Osmanlı Devleti”nin varisi olarak kuruldu. Osmanlı devleti ise çok dinli, çok dilli, çok kültü
rlü bir topluluğu asırlar boyunca ahenk ve birlik içinde yönetti. Bu, Osmanlıların İslam adalet ve hoşgörü ile devleti yönetmesindendi. Her varlık gibi Osmanlı da büyüdü, genişledi, ihtiyarladı ve yıkıldı. Osmanlıların yıkılış sebebi Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “Cehalet, Zaruret, İhtilaf”dı. Bunun çaresini ise, “Sanat, Marifet ve İttifak” olarak gösteriyordu. Bu, bugünün Türkiye’si için de geçerli olan dert ve çarelerimizdir. Bunun sebebini ise Bediüzzaman: “Milletin kalp hastalığı zaaf-ı diyanettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabiliriz” diyerek ifade ediyordu.
Türkiye Cumhuriyetinden beklenen de, Osmanlılar’ın mirasına sahip çıkarken, bünyesindeki hastalıkları da tedavi ederek, tatbikata kaymasıdır. 75. yılda tedaviye yönelik köklü bir uygulamayı maalesef göremiyoruz. Sultan II. Abdülhamid’in zaafa uğrayan doğudaki otoriteyi “Hamidiye Alayları” ile sağlamaya çalışma politikası, bugün de teröre karşı uygulamak, çare olmaktan çıkmıştır. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin 1908’de İstanbul’da buna karşı teklif ettiği çözüm önerileri henüz uygulamaya konulmamıştır. Bunun için yara almaya devam etmektedir. Bediüzzaman ne teklif etmişti? Birincisi: Din ile fenni birleştiren eğitimdir. Bu eğitimi verecek olan eğitim müesseselerinin, okullarının açılmasıdır. Çünkü o, “Vicdanın ziyası din ilimleri, aklın nuru fen ilimleridir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. Birbirinden ayrıldıkları zaman birincisi taassup, ikincisinden hile ve şüphe tevellüt eder” diyordu. Ne yazık ki bu henüz sağlanmadı... İkincisi: İttifak ve mili muhabbettir. Üçüncüsü: Teşebbüs-ü şahsidir. Bunlar da insanlardaki üç meziyetin neticesidir. Bunlar, “İslamiyet, İnsaniyet ve Hamiyet-i Milliye”dir. Devlet bu üç meziyetin neşv-ü neması için gerekli olan kanuni düzenlemeleri yaparak, altyapısını hazırlamalı ve insanları kemalata teşvik etmelidir. Bunu sağlayacak olan da “Din ve Vicdan Hürriyeti” ve “Fikir Hürriyeti”nin şahane olmasıdır. Bediüzzaman bunun için der ki, “Kader-i ezelinin bir remzidir ki, Şark’ı ayağa kaldıracak olan din ve kalptir, akıl ve felsefe değildir. Şarklıların fıtratına muvafık bir cereyan vermek lazımdır. Yoksa sa’yiniz hebaen mensura gider.” 1922 Kasımında TBMM’de yapmış olduğu bir konuşmada Bediüzzaman şöyle söylemiştir: “Şu inkılab-ı azimin temel taşları sağlam gerek.” Ve yine, “Bu millet-i İslam’ın cemaatleri, her ne kadar namazsız kalsa, hatta fasık da olsa yine başlarındakileri mütedeyyin görmek ister. Hatta umum şarkta umum memurlar hakkında sordukları sual şu imiş: ‘Acaba namaz kılıyorlar mı?’ derler. Namaz kılsa mutlak emniyet ederler, kılmazsa, ne kadar muktedir de olsa, nazarlarında müttehemdir.” Yine Bediüzzaman şöyle der: “Hakiki bir müslüman, samimi bir mümin hiçbir zaman anarşiliğe ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle yasakladığı şey, fitne ve anarşidir. Çünkü anarşi hicbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seviyesine indirir.” Müslümanların manevi hayatı dindir. Din olmazsa anarşi olur, o toplum idare edilmez. Bediüzzaman der ki, “Bu vatan ve milletin hayat-ı içtimaiyesini anarşilikten kurtarmak ve büyük tehlikelerden halas olmak için beş esas lazım ve zaruridir. Birincisi: Merhamet, İkincisi: Hürmet, Üçüncüsü: Emniyet, Dördüncüsü: Haramdan çekinmek, Beşincisi: Serseriliği bırakıp, itaat etmektir.” Bütün bunlar ise sağlam bir terbiyeye ve kuvvetli bir imana bağlıdır. Bunun için din eğitimine önem vermeliyiz. Ülke bütünlüğü de, birlik ve beraberlik de buna bağlıdır. ** Yahya Kemal’in bir makalesinden: Yine bir gün padişahımızın Topkapı Sarayında revan köşkünü ziyaret ediyordum. Uzaktan Kur’an okunuyordu ve yavaş yavaş sese doğru yaklaşırken, nereden geldiğini ziyaretimde rehber olan zata sordum. Dedi ki, “Hırka-i Saadet dairesinden geliyor.” Peygamberimizin (SAV) hırkasını sakladığımız cennet gibi yeşil bir odanın Türkkari penceresi önünde durduk. İçeride iki hafız vardı. Biri ellerini kavuşturmuş, gözlerini yummuş, oturuyordu. Diğeri diz çökmüş ve müsterih bir sesle okuyordu. Rehberime sordum: “Hırka-i Saadet önünde Kur’an ne zaman okunur?” “Dört asırdan beri her saat! Geceli gündüzlü!” Yavuz Sultan Selim’in, Hırka-i Saadeti Mısır’dan getirip, bu odadaki mevkiine koyduğundan beri, kırk hafız nöbetle Kur’an sesi kesilmemiştir. Gezintilerimde bir hakikati keşfettim. Bu devletin iki manevi temeli vardır: Fatih’in Ayasofya minarelerinden okuttuğu ezan; ki hala okunuyor; Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu Kur’an; ki hala okunuyor! Eskişehir’in, Afyonkarahisar’ın Kars’ın genç askerleri! Siz bu kadar güzel iki şey için dövüştünüz. Yahya Kemal
Etiketler: Ülke Bütünlüğü ve Din Milletin kalp hastalığı Cehalet İhtilaf İslâmiyet İnsaniyet hamiyet-i Milliye |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|