|
Çarşamba, 14 Nisan 2010 |
M. Ali KAYA
(H. 26 Sefer 10 Pazartesi / M. 632)
Peygamberimizin (sav) hastalanmasından birkaç gün öncesi peygamberimiz (sav) sahabelerini çağırarak gerek zekât vermek istemeyen ve gerekse yalancı peygamberler ile beraber olarak isyan edenlerin durumunu görüştü. Onlarla istişarelerde bulundu. Çoğunluğu yeni Müslüman olan imanın ve İslam’ın yüceliğini tam olarak kavrayamamış, Kur’ân-ı Kerimin ruhuna vakıf olamamış, Allah’a imanı ve ahreti tam olarak kavrayamamış halk çoğunluğunun moralini yüksek tutmak, İslam’ın izzet ve şerefini korumak, Arapların Kureyş’e olan itaatini sağlamak ve birliği temin etmek, yalancı peygamberlerin yalancılığını ortaya çıkarmak ve halkın onlara yönelmesini önlemek amacı ile yüksek hedefler koymak gerektiğini ifade etti. Bizans yönünden herhangi bir tehdit söz konusu değildi. Ancak İslam ordusunun Bizans gibi bir büyük devletle savaşmak için gönderilmesi dışa karşı bir mücadele olduğu için içeride birliği sağlayacaktı. Müslüman olanlar İslam’ın izzeti için, Müslüman olmayanlar da Arapların izzeti için İslam ordusuna kalben destek olarak içerideki fitne ve fesat hareketlerine itibar etmeyecek, fitneciler azınlıkta kalarak destek bulamayacaktı. Bu nedenle peygamberimiz (sav) sahabelerine uzak ve dış hedefler gösterdi. İçerideki münakaşa ve mücadelelerden kaçınmalarını istedi. Onları kendi kabilelerine havale etti. Mektuplar göndererek kendi meselelerini kendilerinin halletmesini istedi. Sahabelerin bu konudaki fikirlerini de aldıktan sonra İslam ordusunun hazırlanmasını ve bunun için çevre kabilelerden asker çağrılmasını talep etti.
Daha sonra sahabelerin en gençlerinden olan Hz. Üsame b. Zeyd’i çağırdı. Kendisini kumandan tayin ederek Şam tarafına Kayser/Bizans üzerine göndereceğini belirtti ve hazırlanmasını söyledi. “Seni hazırlanacak orduya kumandan atıyorum. Süratle harekete geç ve babanı şehit eden ve Allah’ı inkâr edenlerin üzerine yürü. Allah sana zafer ihsan ederse hiç durma hemen süratle dön!” buyurdular. Bunu da genç sahabelerin sorumluluk almalarını sağlamak, görevlendirmelerde yaş ve salahatten ziyade ihtisasa ve liyakata değer vermek gerektiğini ders verdi. Zira savaş bir teknik meseleydi. Tekniğini iyi bilemeyenlerin zaferi kazanmaları elbette söz konusu olamazdı.
İki gün içinde Medine dışında büyük bir ordu hazırlanmış oldu. Peygamberimiz (sav) Perşembe günü hastalandı. Ama hasta haliyle ordusunu teftiş etti. Alaylara ayırdı ve her birinin başına kumandanlar tayin etti. Sonra ordunun sancağını bizzat kendi eliyle Hz. Üsâme’ye vererek başkomutan tayin etti. Kendisine kumandanların huzurunda “Ey Üsâme! Allah için fî sebîlillah savaşmaya niyet et” buyurdular.
Sonra yüksek bir yere çıkarak mücahitlere hitaben şöyle bir konuşma yaptı: “Ey Asakir-i Muvahhidîn! Düşmanla karşılaşmayı istemeyin. Allah’tan barış, esenlik, af ve afiyet isteyin. Zira sizler ne olacağını bilemezsiniz. Savaş yüzünden belâ ve musibetlere uğrayabilirsiniz. Daima ‘Allahım! İmdadımıza yetiş! İslam düşmanlarının hakkından gel! Bizi onların zararlarından koru!’ diye dua ediniz. Şayet düşmanla karşılaşmak durumunda kalırsanız o zaman gerekli tedbirleri alınız ve sebat ediniz. Sabırlı olunuz. Allah sabredenlerle beraberdir. Şunu unutmayın ki Cennet kılıçların gölgesi altındadır. Bilmelisiniz ki sizler nefisleriniz için değil, Allah için savaşıyorsunuz. Bu nedenle Allah’ı inkâr edenlerle savaşın! Ahde vefasızlık etmeyin! Küçük çocukları ve kadınları öldürmeyin!” buyurdu ve nasihatler etti.
Daha sonra Hz. Üsâme (ra) sancağı Büreyde b. Husayb’a (ra) teslim etti ve aldığı emrin gereği olarak otağını ve kararagâhını Cürüf’te kurdu. Hazırlığını tamamlayan mü’minler orada çadırlarını kurarak beklemeye başladılar. Ordunun alay komutanları Hz. Ebubekir, (ra) Hz. Ömer (ra) Hz. Osman (ra) Hz. Sa’d b. Ebi Bakkas (ra) Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) gibi sahabelerin ileri gelenleri idiler. Hz. Üsame (ra) ise daha henüz 20 yaşlarında bulunuyordu.
Bu durum işin hikmet cihetini ve peygamberimizin (sav) siyasetini bilmeyenler tarafından hoş karşılanmadı ve hatta Ayyaş b. Ebi Rebia (ra) gibi bazı sahabeler “Henüz yirmi yaşında olan biri ilk muhacirlerin ve deneyimli komutanların başına nasıl kumandan tayin edilir?” diye konuşmaya başladı. Onun bu serzenişini duyan Hz. Ömer (ra) kendisini azarladı ve durumu peygamberimize (sav) intikal ettirdi.
Peygamberimiz (sav) hastalığın şiddetinden yatağında yatmaktaydı. Hz. Ömer’den (ra) bunu duyunca öfkelendi ve yattığı yerden doğruldu. Sahabelerinin yardımı ile mescide gitti ve onlara şöyle hitap etti: “Ey İnsanlar! Üsâme’yi komutan tayin etmemden dolayı bazılarının ileri-geri konuştuğunu duydum. Benim onu kumandan tayin etmeme itiraz ediyormuşsunuz! Daha önce Üsame’nin babasını kumandan tayin ettiğim zaman da benzer şeyleri söylemiştiniz. Babası Zeyd nasıl kumandanlığa layık ise, oğlu Üsâme de aynı şekilde kumandanlığa layıktır. Babası nasıl sevdiğim ve değer verdiğim birisi ise Üsame de sevdiğim ve değer verdiğim birisidir. O da babası da her nevi hayır yapacak fıtrattadırlar. Muhakkak ki Üsame sizin hayırlılarınızdan ve bu işe ehil olanlarınızdandır. Sizin göreviniz onu dinlemeniz ve itaat etmenizdir” buyurdular. Sonra hâne-i saadetlerine çekildiler.
Sahabelerin ileri gelenleri birer ikişer gelerek peygamberimizle görüştüler ve vedalaşarak ayrıldılar. Peygamberimiz (sav) onlara “Benim ne olacağım belli olmaz. Siz Üsame’yi göndermeyi ihmal etmeyiniz!” buyurdular.
Etiketler: İslam Ordusu Üsame Ordusu Üsame b. Zeyd Hz. Ömer Hz. Ebbekir Medine Mücahitler |