Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Veda Haccı ve Hutbesi PDF Yazdır E-posta
Pazar, 11 Nisan 2010
M. Ali KAYA
Veda Haccı (H. 10 Zilhicce 10 / M. Mart 632)
Peygamberimiz (sav) H. 10. senesi Zilkâde ayında hac hazırlıklarını yapmaya başladı. Medine’deki Müslümanlara da Hacca hazırlanmalarını söyledi. Ayrıca Medine dışında bulunan bölgelere de haber göndererek bu sene “Hacc-ı Ekber”dir.  Mutlaka hacca gelsinler!” diye haberler gönderdi. Çok geçmeden Medine çevresine çadırlar kuruldu ve hac için gelen kafileler buraya yerleşmeye başladılar. Peygamberimiz (sav) Zilkâde ayının son Cuma günü shabelerine Cuma Hutbesi okudu ve tavsiyelerde bulundu. Herkesin hazırlık yapmasını söyledi ve ertesi günü yola çıkacaklarını haber verdi. Cumartesi günü Medine’de kendi yerine Ebû Dücâne es-Sâidî’yi vekil bıraktı. Hane-i Saadetlerine girdi, yıkandı, güzel kokular süründü, yeni elbiselerini giyindi. Öğleye yakın Mescid-i Nebevî’ye gitti. Öğle namazını kıldırdı ve sahabeleri ile sohbet etti. İkindiye yakın hareket emrini verdi ve sefere çıktılar.  Peygamberimiz (sav) bu seferine yanına bütün Ezvac-ı Tahirat’ını ve biricik kızı Hz. Fatıma’yı da almıştı. Peygamberimiz (sav) yaklaşık 50-60 bin civarında sahabesi ile Medine’den ayrıldı. Yolda katılan Hac Kafileleri ile 100 bine yakın sahabesi ile Zulhuleyfe mevkiine ulaştı. Burada da kendisine katılanlar oldu. Geceyi burada geçiren peygamberimiz (sav) ertesi günü öğle namazına müteakip ihrama girdi ve bu muazzam cemaati ile “Telbiye” getirerek Kâbe-i Mükerreme’nin yolunu tuttu.
 

Sahabelerin hep bir ağızdan “Lebbeyk Allahümme Leybeyk. Lebbeyke lâ şerike leke Lebbeyk. İnnelhamde vennimete leke ve'l-mülke lâ şerike lek” diye telbiye getirmeleri görülmeye değerdi. Onların bu muhteşem sadalarına yer, gök ve bütün canlılar manen iştirak ettiği gibi, cansız varlıklar, dağlar ve taşlar da yankı yaparak iştirak ediyorlardı. Yedi kat semalarda melekler bu manzarayı seyretmekle kalmıyor, bizzat iştirak ediyorlardı.

Mekke’ye Varış:
Zilhicce’nin 4. günü Pazar sabahı erken saatte yeni katılan sahabelerle birlikte 100.000 sahabesi ile Seniyyetü’l-Vedâ mevkiinden Mekke’ye girdi. Kâbe-i Muazzama’yı görünce “Yâ Rabbi! Bu muazzam mabedin azamet, şeref, keramet ve muhabbetini artır” diye dua etti.  Sonra Beytullah’a vardı. Haceru’l-Esved’i istilam etti ve bu köşeden Tavaf’a başladı. Tavafın ilk üç şavtını kısa adımlarla ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde tamamladı, geri kalan dört şavtını ise ağır adımlarla ve sakin bir şekilde tamamladı. Her şavtın başında hacerü’l-Esved-i İstilam ediyor ve eliyle dokunarak selam veriyordu. Yedi şavttan sonra Makam-ı İbrahim’e vardı. Orada iki rekât namaz kıldı.
 
Namazdan sonra yanında Hz. Ömer (ra) olduğu halde Hacerü’l-Esvedi tekrar selamladı ve “Yâ Ömer! Sen güçlü ve kuvvetlisin. Haceru’l-Esved’e ulaşacağım diye başkalarında omuz vurma. Zayıf ve güçsüzleri rahatsız etme ve incitme. Şayet tenhâda bulursan onu istilâm etmek için yanına yanaş ve dokun. Şayet yanına yanaşamazsan uzaktan işaret ederek kelime-i tevhidi oku ve tekbir getir”  buyurdular.

Peygamberimiz (sav) sonra yanındaki sahabelerle Safa Tepesine çıktı. Orada yüce Allah’a hamd-ü senada bulundu. Sonra Safa ile Merve arasında yedi kere sa’yetti.

Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri Mekke’de kalan ve namazları Kâbe’de kıldıran peygamberimiz (sav) Perşembe günü Mina’ya gitti. Bu arada yemenden ve Mekke’nin diğer bölgelerinden ve Arabistan’ın çeşitli yerlerinden gelen sahabelerle Mekke 120 000’den fazla sahabe ile doldu. Mekke, Mekke olalı bu kadar muazzam bir kalabalığa asla şahit olmamıştı. Peygamberimiz (sav) Mina’da Öğle, İkindi, Akşam ve Yatsı namazlarını cemaatle kıldırdı ve yatsı namazından sonra Arafat’a doğru hareket etti.  120 000 sahabe arkasından Arafat’a doğru akın ettiler… Telbiye eşliğinde akan bu sahabe selinin ortaya koyduğu muazzam manzara gerçekten görülmeye değerdi.

Arafat’ta Vakfe ve Veda Hutbesi:
Sahabeler Cuma gecesi uyumadan sabaha kadar Kur’an okudular, namaz kıldılar ve dua ettiler. O gece böyle geçti. Sabahın ilk ışıkları ile Bilâl-i Habeşi’nin gür ve yanık sesi Arafat dağında dalga dalga yankılandı. Hz. Bilal (ra) seherin ilk ışıklarıyla birinci ezanı okudu. Sahabelerin hepsi abdestlerini aldılar ve sabah namazı için sahraya saf bağlayıp oturdular. Herkes bu mübarek gecenin ve günün değerini bildiği için bir saniyesini dahi boş geçirmemeye gayret ediyorlardı. Bildikleri sureleri ve duaları okuyor ve Allah’ı zikrediyorlardı.

Bilâl-i Habeşî (ra) yarım saat sonra ikinci defa ezan okuyarak namaza başlanacağını haber verdi. Sahabeler sabah namazının sünnetlerini eda ettiler ve peygamberimizi (sav) beklemeye başladılar. Peygamberimiz (sav) sünneti çadırında kıldı ve kametle beraber çadırından çıkarak öne geçti ve sabah namazını kıldırdı. Gür sesli müezzinler saflarına arasından tekbirler getirerek bütün sahabelerin işitmelerin sağlıyorlardı. Sonra yine çadırına geçti.

O gün Cuma Namazına kadar sahabeler ibadetle ve zikirle meşgul oldular. Cuma vakti herkes hazırdı. Peygamberimiz (sav) devesi Kasvâ’nın üzerine çıkarak “Veda Hutbesini okudu.

“Bismillâhirrâhmânirrahîm.

Ey insanlar!
Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir; her türlü tecavüzden korunmuştur.

Ashabım!
Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse, bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

Ashabım!
Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib'in oğlu Abbas'ın faizidir. Lâkin anaparanız size âittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

Ashabım!
Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün âdetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan dâvâsı, Abdülmuttalib'in torunu İyas bin Rabia'nın kan dâvâsıdır.

Ey insanlar!
Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapılmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

Ey insanlar!
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emri ile helâl kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki haklan, meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Ey mü'minler!
Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur'ânı Kerim ve Peygamberinin (a.s.m.) sünnetidir.

Mü'minler!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslümana kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

Ey insanlar!
Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona âittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına âit soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisâba kalkan köle, Allah'ın, meleklerinin ve bütün insanların lânetine uğrasın. Cenâb-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şehâdetlerini kabul eder.

Ey insanlar!
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız, Ondan en çok korkanınızdır.

Âzâsı kesik siyahî bir köle başınıza âmir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Suç işleyenindir. Birisinin hatası ile bir başkası sorumlu tutulamaz. Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun hatasından, oğlu da babasının hatasından dolayı sorumlu tutulamaz.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız. İnsanlar Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a âittir.

İnsanlar!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

Sahabe-i Kiram hep birden şöyle dediler: “Allah'ın elçiliğini ifâ ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye şehâdet ederiz.”

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şehâdet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:

Şahid ol, yâ Rab! Şahid ol, yâ Rab! Şahid ol, yâ Rab!”

Peygamberimiz (sav) bu hutbesini devesi Kasvâ’nın üzerinde kelime kelime, cümle cümle okuyor, sesini duyan görevli sahabeler gür sesleriyle herkese işittirmek için tekrar ediyorlardı. Bazı sahabeler ezberliyor, bir kısmı da yazarak peygamberimizin (sav) sözlerini muhafaza etmeye çalışıyorlardı.

Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesini bitirdikten sonra Cuma namazını kıldırdı. Sonra Bilâl-i Habeşi (ra) yeniden kamet getirdi. Peygamberimiz (sav) bununla da ikindi namazını kıldırdı. Böylece Arafat’ta ikindi ile öğle namazını birleştirmiş oldu. 

Namazlar kılınıp tamamlanmıştı ki Cebrail (as) peygamberimize (sav) gelerek yüce Allah'ın selamını ve Kur’ân-ı Kerimin son nazil olan en müjdeli ayetini getirdi. Yüce Allah “Bu gün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamı seçtim ve bu dinden razı oldum”  buyuruyordu.
 
Peygamberimiz (sav) bu ayeti okuyunca sahabeler fevkalade sevinç ve mutluluk duydular. Hz. Ebubekir (ra) ise ağlamaya başladı. Sahabeler buna bir anlam veremeyerek Hz. Ebubekir’e (ra) sordular: “Herkes sevinirken siz neden ağlıyorsunuz?” dediler. Hz. Ebubekir (ra) cevap verdi. “Bu ayet bana Resulullah’ın (asv) vefatının yakın olduğunu haber vermektedir. Ben de bu nedenle ağlıyorum. Din tamamlanmışsa Resulullah’ın görevi de tamamlanmış demektir”  şeklinde ilmini, anlayışını ve ferasetini gösteren mükemmel bir cevap verdi. Hz. Ömer’in (ra) de bu ayetten aynı sonucu çıkardığını kaynaklar bize haber vermektedir. 

Peygamberimiz (sav) daha sonra devesi Kasvânın üzerinde, terkisinde de Üsâme b. Zeyd olduğu halde Müzdelife’ye geçti. Bu sırada akşam namazı vakti geçmiş, yatsı namazı vakti girmişti. Peygamberimiz (sav) Müzdelife’de bir ezan okuttu ve önce kamet getirterek akşam namazını kıldırdı. Sonra yine kamet getirterek yatsı namazını kıldırdı.

Cumayı Cumartesine bağlayan gece Müzdelife’de kaldı. Cumartesi günü sabah namazını burada kıldırdıktan sonra Meş’ar-ı Haram’a geldi. Burada sahabelerine Cemre’de atılacak olan nohut kadar küçük taşları toplamalarını emretti. Kendisi de şeytanı taşlayarak taşların ellerin omuz hizasına kadar kaldırıp atılacağını gösterdi.

Peygamberimiz (sav) buradaki Akabe Cemresinde birer birer yedi ufak taşı attı ve her atıoşta “Allahü Ekber!” diye tekbir getirdi. Sahabeler de peygamberimizin (sav) yaptığını yapıyor ve dediğini diyorlardı. Çünkü peygamberimiz (sav) “Ben nasıl hac yapıyorsam siz de aynen öyle yapınız” emretmişti.

Peygamberimiz (sav) sonra Mina’ya döndü ve buradan Kurban kesme yerine gitti. Ömrü saadetlerinin her bir senesi için bir kurban olmak üzere tam 63 kurbanı bizzat kendi elleriyle kesti.  Sonra peygamberimiz (sav) saçlarını traş ettirdi. Yanında Hâlid b. Velid (ra) bulunuyordu. “Ya Resulallah! Saçlarınızdan bana verir misiniz?” dedi. Peygamberimiz (sav) ona saçlarından birkaç tel verdi ve hayatında devamlı muzaffer olması için dua etti. Hz. Hâlid (ra) bu saçların külahının içinde muhafaza etti. Peygamberimizin (sav) duası ve saçlarının bereketine hangi savaşa girmişse muzafer oldu. Nitekim kendisi de “Ben onu hangi tarafa çevirmişsem orası fethedildi” demiştir.

Peygamberimiz (sav) Kurban bayramının birinci günü öğle namazı vaktinden önce ifâza ziyareti yapmak üzere Kâbe’ye gitti. Tavafını yaptıktan sonra öğle namazını kıldırdı. Sonra Zemzem kuyusundan su içti.  Akşama doğru Mina’ya döndü.

Peygamberimiz (sav) üç gün üst üste tavaf yaptı ve tavaftan sonra Cemrelerin her birine “Allahü Ekber” diyerek yedişer taş attı.

Zilhicce’nin on üçü Salı günü peygamberimiz (sav) Mina’da “Muhassıb” denen yerde kurduğu çadırında gitti. Orada kendisini bekleyen sahabelerine şöyle buyurdu: “Allah sözümü güzelce ezberleyerek sonra onu duymayanlara ulaştıran kimselerin yüzünü ak etsin. Olabilir ki dinleyen anlatandan daha iyi anlar ve uygular. İyi biliniz ki, üç şey mü’min ve Müslümanların kalplerine kin ve kıskançlık sokmaz. Birincisi, Allah rızasını gözeterek ihlâsla amel etmek, ikincisi; Müslüman olan idarecilere itaat etmek ve nasihatte bulunmak, üçüncüsü; itikat ve Salih amelde Müslüman cemaatine tabi olmaktır”  buyurdular.

Veda Tavafı ve Medine’ye Dönüş:
Zilhicce’nin on dördü Çarşamba günü sabah namazından sonra veda tavafını yapacağını sonra Medine’ye döneceğini sahabelerine ilan etti. Sonra Kâbe-i Muazzama’ya giderek veda tavafını yaptı.  Sonra Medine-i Münevvere’ye doğru yola çıktı. Gadir-i Hum mevkiine gelince peygamberimiz (sav) öğle namazını kıldırdı.

Namazdan sonra sahabelerine şöyle hitap etti: “Ey İnsanlar! Biliniz ki, ben de bir insanım! Çok sürmez yüce Rabbimin elçisi gelecek, beni ebedî âleme çağıracak. Ben de onun dâvetine icâbet edeceğim. Yakında size vedâ edeceğim. Eğer sadâkatle sarılırsanız, sizi doğru yolda muhafaza edecek iki şey bırakıyorum: Onların birincisi Allah'ın Kitabı Kur'an'dır ki, içinde hidâyet ve nur vardır. Ona sımsıkı sarılınız! İkincisi de Ehli Beytim'dir”  buyurdular.
 
Sonra Hz. Ali’yi (ra) yanına çağırdı, elini tuttu ve “Ben kimin mevlâsı / dostu isem Ali de onun mevlası / dostudur” buyurdu ve ellerini kaldırdı ve “Allahım! Ali’ye dost olana sen de dost ol, Ona düşman olana sen de düşman ol!” diye dua etti. 

Peygamberimizin (sav) bu sözleri sahabeyi hüzünlendirdi. Çünkü bu sözler sanki Mekke’ye bir daha dönmeyecek olan ve veda etmek isteyen birinin sözlerine benziyordu. Bunu hissetmişler ve ağlamaya başlamışlardı.

Peygamberimiz (sav) oradan ayrıldı ve Medine’ye doğru yola çıktı. Medine’yi görünce üç defa tekbir getirdi. Sonra âdeti üzere “Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Allahım! Sana yönelerek, günahlarımıza tövbe ederek, sana kulluk etmek, hamd etmek ve secde etmek için dönüyoruz”  buyurdular.

Medine’ye girince âdeti üzre önce Mescid-i Nebevî’ye girdi ve iki rekat namaz kıldı. Sonra hâne-i saadetine girerek istirahat etti.


Etiketler:  Hac Veda Haccı Veda Hutbesi Hacc-ı Ekber Kâbe Tavaf Veda Tavafı Hacerul Esved Arafatta Vakfe
 
< Önceki   Sonraki >