Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Yahudiler ve İslamiyet PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 15 Şubat 2010
M. Ali KAYA
Yahudiler Allah'ın birliğine iman ederler. Çocuklarına da bunu öğretirler.   Tevrat’ta kendilerine müjdelenen son peygambere iman etmek ve onunla şirki ortadan kaldırarak dünyaya hükümran olmak için bir kısım Yahudiler o peygamberin hicret edip geleceği yer olan Yesrib’e, yani Medine’ye gelip yerleşmişlerdi. Yahudilerin İslam ile tanışmaları peygamberimizin (sav) Medine’ye hicret etmeleri ile olmuştur. Peygamberlik iddiası ile ortaya çıkan ve mucizeler ve elindeki Allah kelamı olduğunu iddia ettiği kitapla gelen Hz. Muhammed (sav) Medine’ye geldiği zaman merakla görmeye ve dinlemeye geldiler.


Soyu Hz. Yusuf’a (as) dayanan Abdullah b. Selam Medine Yahudilerinin ileri gelen bilginlerinden birisiydi. Birçok ilimde ihtisas sahibi olmakla beraber Tevrat’ın tefsirinde oldukça maharet sahibiydi. Babası Selam büyük bir Yahudi âlimi idi ve ahir zamanda gelecek olan peygamberin vasıflarını Tevrat’tan ve ulemanın keşiflerinden çıkararak Abdullah’a da anlatmış ve o peygamberin Medine’ye hicret ederek geleceğini söylüyordu. Zaten Yahudi kabilelerinin Yesrib’e gelerek yerleşmelerinin sebebi ahir zamanda gelecek olan peygamberi beklemek ve ona iman etmekti.

Peygamberimiz (sav) Medine’ye gelince ilk ziyaret edenlerin içinde o da vardı. Peygamberimizin (sav) mübarek simasını görüp sohbetini dinleyince “Bu simada yalan yok! Bu yüzde hile olamaz”  demiştir.

Abdullah b. Selam (ra) peygamberimize “Size üç soru soracağım. Bunların cevabını ancak bir peygamber bilebilir. Birincisi, Kıyamet alametlerinin birincisi nedir? İkincisi, Cennetlikler cennete girince ilk önce ne yiyeceklerdir? Üçüncüsü, bir çocuk hangi sebeple annesine ve babasına benzer?” dedi.

Peygamberimiz (sav) “Kıyamet alametlerinin ilki insanları doğudan batıya sürecek olan bir ateştir. Cennetliklerin ilk yiyeceği ise balık ciğerinin sarkmış olan fazlasıdır. Çocuğun anne ve babaya benzemesinin sebebi ise münasebette kadının suyu erkeğin suyuna galebe ederse çocuk anaya, erkeğin suyu galebe ederse çocuk babaya çeker” buyurdular.

Bu cevap üzerine Abdullah b. Selam (ra) kelime-i şahadeti getirerek Müslüman oldu ve peygamberimize (sav) biat etti.  Sonra şöyle dedi: “Ya Resulallah! Yahudi milleti yalancı ve hilekâr bir topluluktur. Yarın benim Müslüman olduğumu bilirlerse bana birçok yalan isnatlarda ve iftiralarda bulunarak sizin ve Müslümanların gözünden düşürmek isterler. Bu nedenle benim onlar katındaki değerimi ve toplum içindeki mevkiimi tasdik ettiriniz. Hem bizi hem onları tanımış olursunuz” dedi. Peygamberimiz (sav) Abdullah b. Selam’ı (ra) bir perde arkasına gizleyerek Yahudi ileri gelenlerinden birkaç kişiyi çağırttı. Sonra onlara şöyle hitap etti:

Ey Yahudi Cemaati! Sizler kitaba ve peygambere inanan bir topluluksunuz. Kardeşim Hz. Musa’ya ve kendisine Allah tarafından inzal edilen Tevrat’a inanıyorsunuz. Allah Hz. Musa’ya Tevrat’ı inzal buyurduğu gibi bana da Kur’ân-ı Kerimi inzal buyurdu. Kardeşim Musa’yı (as) peygamber olarak size gönderdiği gibi beni de insanlığa peygamber olarak gönderdi. Hz. Musa (as) sizlere neyi emretmiş ve neye inanmanızı istemişse ben de aynı şekilde Allah'ın birliğine ve Hz. Musa’nın getirdiği ve tebliğ ettiği iman esaslarına inanmanızı istiyorum. Kur’ân-ı Kerim de Tevrat’ın sizlere emrettiği iman esaslarını daha mükemmel şekilde ifade ve izah etmektedir. Sizler de biliyorsunuz ki benim vasıfların sizin okuduğunuz Tevrat’ta vardır. Ben hak dinle Allah tarafından vazifelendirildim. Tevrat’a ve Musa’ya inandığınız gibi benim peygamberliğime ve Allah'ın kelamı olan Kur’ân-ı Kerime iman ediniz” buyurdu.

Yahudiler “Biz senin peygamber olduğunu bilmiyoruz” dediler ve inanmayacaklarını ifade ettiler. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) “Sizin içinizde Abdullah b. Selâm adında birisi varmış. O nasıl birisidir, bana anlatır mısınız? “buyurdu. Yahudiler “O bizim içimizde en hayırlılarımızdandır. Babası da hayırlı bir insandı. O bizim en bilginlerimizden birisidir” dediler. Peygamberimiz (sav) “Şayet Abdullah beni tasdik eder de iman ederse siz ne dersiniz?” buyurdu. Yahudiler: “Hâşâ! Abdullah asla Müslüman olmaz ve seni tasdik etmez. Şayet o iman ederse biz de inanırız” dediler.

Bunun üzerine peygamberimiz (sav) Abdullah b. Selam’ı çağırdı. Abdullah saklandığı yerden çıktı ve “Ey Yahudi Cemaati! Allah'tan korkun! Tevrat’ta müjdelenen ve gelmesi beklenen peygamberin bu olduğunu gördüm ve inandım. Size de müjde veriyorum ki Tevrat’ta ismi ve vasıfları bulunan, Allah'ın birliğini dava edip, şirki iptal eden ve putları mahveden peygamber budur. Ben iman ettim, siz de iman edin ve kurtuluşa erin” dedi.

Yahudiler çok şaşırdılar. İnat ve hasetlerinden biraz önceki sözlerinden döndüler ve “Sen yalan söylüyorsun. Biz de seni akıllı ve içimizde bilgin birisi olarak seni tanıyorduk. Sen bilmiyor musun o peygamber Yahudiler içinden çıkacaktır. Bundan sonra sen bizim en şerirlerimizden birisisin” dediler. Sonra çirkin sözler söyleyerek peygamberimizin (sav) huzurundan hışımla çıktılar.

Abdullah b. Selam (ra) “Ya Resulallah! Korktuğum husus buydu. Ben, sana onların ne kadar hasetçi ve inatçı olduğunu söylemiştim” diyerek özür beyan etti. Evine gitti ve bütün ev halkı onun daveti ile Müslüman oldular.  Daha sonra Abdullah b. Selam (ra) Yahudi bilginleri ve ileri gelenleri ile konuşarak onlara Kur’an-ı Kerimi okudu ve imana davet etti. Onların bir kısmı da iman ettiler. Yahudilerin baskıları ve “Bizim şerlilerimiz Muhammed’e uydu” demeleri onları imandan vazgeçirmediği gibi, imanlarının artmasına vesile oldu.

Abdullah b. Selam’ın (ra) Müslüman olmasından sonra Yahudi alimlerinden Huyey b. Ahtab, Ka’b b. Esed, Ebu Râfî, Eşya’ ve Şemvil b. Zeyd “Arapta peygamberlik olmaz. Senin adamın peygamberlik iddia eden ve kral olmak isteyen birisidir” diyerek Müslümanlıktan vazeçirmeye çok çalıştılar. Ancak Abdullah b. Selam ilmi ve aklı ile Salebe b. Sa’ye, Useyd b. Sa’ye ve Esed b. Ubeyd gibi Yahudi bilginlerini de ikna ederek Müslüman olmalarını sağladı.

Yüce Allah onların imanlarını ve imanda sebat etmelerini överek bize haber verdi. “O Yahudilerin hepsi bir değildir. Ehl-i Kitaptan dosdoğru bir topluluk vardır ki geceler boyu Allah'ın ayetlerini okurlar ve namaz kılarak secde ederler”  buyurur. Bu ayetler Abdullah b. Selam ve onunla beraber Müslüman olan Yahudi bilginleri için nazil olduğu söylenir.

Peygamberimiz (sav) Yahudilerin bayram gününde Avf b. Mâlik’i yanına alarak Medine’deki Yahudi havrasına / Sinagoguna gitti. Yahudiler bundan hoşlanmadılar. Peygamberimiz (sav) onların bayramlarını kutladıktan sonra şöyle buyurdu: “Ey Yahudi cemaati! Siz bize on iki kişi bildiriniz ki onlar Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun resulü olduğuna şahadet etsinler de göğün altında yeryüzünde bulunan bütün Yahudileri uğrayacakları ilâhî gadab ve azaptan korusunlar” buyurdu. Sonra Bakara Suresi’nin 40 ilâ 48 ayetlerini okudu:  Yüce Allah buyuruyor ki: “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlere şükredin ve bana vermiş olduğunuz sözü hatırlayın ki ben de size verdiğim sözümü yerine getireyim. Yalnız benden korkun. Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak inzal ettiğimiz Kur’âna iman ediniz. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimizi az bir dünya menfaati karşılığında değişmeyin ve Bana karşı gelmekten sakının.

Hakkı batılla karıştırarak bile bile hakkı gizlemeyin. Namazı kılın zekâtı verin, rükû edenlerle beraber siz de rukû yapın. Siz ki Tevrat’ı okuyup durduğunuz halde iyiliği başkalarına tavsiye eder de kendinizi unutur musunuz? Hiç aklınız yok mudur?  Namaz kılarak ve sabrederek Allah’tan yardım isteyin. Şüphe yok ki, namaz Allah’tan korkmayanlara ağır gelir. Allah’tan korkan müttakiler ise Rablerine kavuşacaklarını bilen ve tekrar hesap vermek üzere Allah’a döneceklerine inananlardır.

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetleri ve bir zaman sizi bütün insanlardan daha üstün tuttuğumu hatırlayın. Öyle bir günden sakının ki, o gün kimse kimseye fayda veremez. Kimse kimseye şefaat edemez ve fidyeler kabul edilmez. Hiç kimseye yardım edilmez. Böyle bir günden Allah’a sığının.”

Peygamberimiz (sav) nazil olan bu ayetleri bir bayram gününde bizzat Yahudilere giderek tebliğ etti. Yahudiler sustular. Peygamberimizin (sav) yanına hiçbir Yahudi gelmedi. Peygamberimiz (sav) sözlerini tekrarladı. Yahudiler yine cevap vermediler. Peygamberimiz (sav) üçüncü defa tekrarlayıp cevap alamayınca şöyle buyurdu:

“Sizler yüz çeviriyor ve kaçıyorsunuz. Ama şunu bilin ki, vallahî/Allah’a yemin ederim ki, Hâşir benim. Âkıl benim ve Mustafa benim. Sizler ister inanırsınız, ister inanmayıp yalanlayın!” dedi ve Avf b. Mâlik ile beraber geri döndüğü sırada arkadan bir adam peygamberimize (sav) seslendi. Peygamberimiz (sav) durdu ve geriye döndü. Konuşan Abdullah b. Selam’dı. (ra)

Yahudilere şöyle dedi: “İçinizde Tevrat’ı en iyi bilen benim. Allah için şahadet ederim ki Allah'ın kitabı Tevrat’ta ismi ve sıfatları bulunan peygamber budur.”

Yahudiler hemen itiraz ettiler. “Sen yalan söylüyorsun” dediler. Peygamberimiz (sav) onlara “Siz yalan söylüyorsunuz. Sizin sözünüze güvenilmez. Abdullah iman etmeden önce sizin en doğru sözlünüz ve en üstün bilgininizdi. İman edince neden yalancı oluyor” buyurdu. Sonra Avf b. Mâlik ve Abdullah b. Selam ile beraber Sinagogdan dışarı çıktı ve evine döndü. 


Etiketler:  Yahudiler İslamiyet Abdullah b. Selam Medine Yesrib İslamiyet Sinagog Havra
 
< Önceki   Sonraki >
YAHUDILER
İSLAMIYET
MEDINE