|
M. Ali KAYA
YAPICI VE MÜSPET HİZMET
Müspet hizmet, yapıcı ve tesis edici bir gayret gerektirir. Sabır, gayret ve ustalık işidir. Ehil ve usta eller zaman alıcı çalışmalar ile kalıcı bir hizmet oluştururlar. Bu bina yapmak gibi, insan eğitme gibi bir şeydir. Zübeyir Gündüzalp ağabey “tuğlayı üst üste koymak tekrar değil, tesistir” demektedir. Bir binayı bu şekilde yaparsınız. Müspet hizmet budur. Yapıcıdır, yıkıcı değildir.
Yapmak çok zordur, yıkmak ise kolaydır. Yapılan şeyler zaman ister ve kısa zamanda kendisini göstermez. Sabır ister, gayret ister ve sebat, yani devamlılık ister. Bir de menfî, yıkıcı ve tahribe yönelik hizmet ve faaliyet vardır. Kolaydır, tesiri hemen görülür, ama yıkıcıdır. Bir binayı bir yılda, bazen beş yılda yaparsınız; ama bir saatte ve bir dakikada yıkarsınız. Yaparken sizi kimse görmez, yaptıklarınızı duymazlar; ama yıktığınız zaman haber olursunuz ve sizden bahsedilir. Müspet hizmet zordur, zira tamir etmek ve tesis etmek zordur. Tahrip ise kolaydır. On senede yapılan bir hizmet bir müfsidin ifsadı ile yıkılır.
**
Gitmediğin yer senin değildir. Bediüzzaman “Bir beldede bir talebem varsa orası benimdir” demiştir. Her yere gitmek gerekir. Bir tohum atarsın bitirmek ve meyve verdirmek Allah’ın işidir. Lisan-ı hâl ile ders veren örnek bir talebe bir orduya bedeldir.
**
Peygamberimiz (sav) buyurdular:
“İnne’s-Saîde cünnibe’l-fiten” (1908) “İnne’s-Saîde cünnibe’l-fiten” (1950) “İnne’s-Saîde cünnibe’l-fiten” (2002) limen übtiliye fe sabera. fe-vâhen sümme vâhâ”
Manası: “Şüphe yok ki Said fitnelerden uzak kalandır. Fakat fitnelere mübtelâ olur ve sabreder. Ona müjdeler, onu o hale düşürenlere de yazıklar olsun.”
Bu hadiste geçen, üç defa tekrar edilen ve yukarıda müjdeler olsun diye mânâlandırılan “fevâhen” kelimesinin değişik mânâları, Aliyyü'l-Karî'nin Mirkatü'l-Mefatih'inde, Rumuz ve Levamî'de, izah edilmektedir. Rumuz'un kenarında "fevâhen" kelimesine el-vehyü, yani sakalı tıraş edilmiş (sakalsız) mânâsının da verildiği görülmektedir. Tezkire-i Kurtubî'de de aynı mânâya yer verilir.
**
YARATILIŞ AMACI
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde şöyle buyurdu:
“Vemâ haleknâ’s-semâvâti ve’l-arza ve mâ beynehuma bâtılâ” (Sad-27)
“Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri boş yere yaratmadık.”
“Vema haleknâ’s-semâvâti ve’l-arza ve mâ beynehumâ lâibîn” (Duhan-38)
“Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun ve eğlence için yaratmadık.”
Yüce Allah kutsi bir hadiste şöyle buyurdu:
“Ben gizli bir hazineydim; tanınmak ve bilinmek istedim, kâinatı yarattım.”
Yine Kur’ân-ı Kerimde şöyle buyurdu:
“Ben insanları ve cinleri beni iman ile tanısınlar, ibadetle bana itaat etsinler diye yarattım” (Zariyat, 51:56)
Bu ayetlerden anlaşılmaktadır ki, Allah kâinatı kendisini tanıtmak için ilim, irade ve kudretinin eseri olarak yaratmış ve varlığına, birliğine delil kılmıştır. Zira eser akıl sahiplerine ustasını tanıttırır. Akıl sahiplerini de eserlerine bakarak varlığını ve birliğini anlasınlar, iman ile tanısınlar ve ibadetle itaat etsinler diye yaratılmıştır.
Allah sema, arzı ve içindekileri boşa, oyun ve eğlence olsun diye yaratmamıştır. İnsan da oyun ve eğlence ile ömür tüketsin diye yaratılmamıştır.
**
Sual: “Kalp âyine-i Sameddir.” Neden âyine-i Sameddir?
Cevap: Allah kalbi “Sevgi” mahalli olarak yaratmıştır ve sevgiyi Allah’a yöneltmek gerekir. Samediyet ise hiçbir şeye ihtiyacı olmamasıdır. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. İnsanların sevgisine de ihtiyacı yoktur. Ancak bu insanın terakki ve teâlisi için kalbini ve sevgisini Allah’a yöneltmesine ihtiyacı vardır. Bu nedenle kalbin hiçbir sevgiyi içine almaması ve sadece Allah’a yöneltmesi gerekir.
“Gayr-i meşru muhabbetin akıbeti merhametsiz azap çekmektir.” Gerçek bu olduğu için kul sevgisini Allah’tan başkasına yöneltirse Allah onunla kulunu imtihan eder ve o sevgi onu sıkıntıya sokar. Sevdiğinden pek çok acı ve merhametsiz azap çeker.
Allah kalbin sevgisini başkasına yöneltmemesi için kalbi âyine-i Samed olarak yaratmıştır. Başkası ile mutlu ve mesut olmaz. Bu hususu yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Kalp ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur” (Ra’d, 13:28) buyurarak ifade eder.
**
EN BÜYÜK GÜNAH VE SEVAP:
Yüce Allah buyurdu: “Allah şirki affetmez; bunun dışındaki dilediği günahları affeder.” (Nisa, 4:48, 116) En büyük günah şirktir; mefhum-u muhâlifi ile en büyük ibadet ve sevap tevhid inancıdır. Şirk nedir? Allah’ı yanlış bilmek ve sıfatlarında hata etmektir. Tevhid bunun zıddıdır. Allah’ın hakkıyla tanımak ve sıfatlarını doğru olarak bilmektir. Bu nedenle “Allah’ı sıfatlarıyla tanımak en değerli ilimdir.” Zübeyir Gündüzalp “İlimlerin şahı ve padişahı iman ilmidir” der. Bu nedenle Allah’ı sıfatlarıyla ve isimleriyle tanıtan ilim her şeyden üstün ve daha değerlidir.
Bu nedenledir ki: Allah’ın zatî sıfatlarını konu edinen “İhlâs Suresi” Kur’ânın üçte birine denktir ve üç ihlâs bir Fatiha Kur’ân-ı Kerimi hatmetmek gibi sevaptır.” “Sabah akşam Haşir Suresinin son üç âyetini okuyan kişi imanla şehit olarak vefat eder.” “Bir defa "Âyete’l-Kürsi” okumak bin âyete bedeldir.”
**
Sual: Neden din adamlarımız ve ilim adamlarımız Allah’tan korkmuyor, haramlardan kaçmıyor ve farzları yapmıyorlar?
Cevap: İslamı biliyoruz, imanı bilmiyoruz. İlmimiz vardır; ama marifetimiz yoktur. Önce marifetimiz ve kâmil bir imanımız olsaydı ibadetleri yapmak, haramdan kaçmak ve farzları yapmak bize kolay olurdu. Asr-ı Saadette sahabeler peygamberimizden önce imana ait bilgileri öğrendiler. Peygamberimiz (sav) Mekke’de on üç sene imanı ders verdi ve Kur’ânın üçte ikisi olan İman ve Marifet dersini aldılar. Medine’de ibadete ve muâmelât dair ayetler nazil olunca bunlara uymak ve uygulamak kolay oldu. Bununla beraber yeni mü’min olan ve iman edenlere peygamberimiz (sav) önce iman dersi verir, sonra ibadet ve muâmelâta ait hususları öğretirdi. İman ve marifet dersini alanlar ibadet ve muâmelâta dair hususları öğrendikçe imanları artardı. Şevkle, aşkla ve ihlâsla bunları uygulamaya çalışırlardı.
Peygamberimiz (sav) “Marifet dinin tamamıdır” buyurmuşlardır. Ayrıca “İmanı kâmil olanın ahlâkı da mükemmel olur” buyurmuşlardır. Bediüzzaman da “İmansız İslamiyet medar-ı necat ve halas olmadığı gibi, İslamiyetsiz iman da medarı necat olmaz” buyurarak önce iman sonra ise İslam’ın şartlarının uygulanması gerektiğini ve bunlardan birinde yapılacak ihmalin kişiyi cehennemden kurtarmayacağını açıklamıştır.
**
Ahmed b. Hambel (ra) Ma’ruf-ı Kerhî’yi (ks) çok methederdi. İmamın oğlu bir gün “Babacığım, Ma’rufun ne ilmi var ki onu bize çok methedersin?” diyince İmam “İlmin amacı Marifetullah ve Mehâfetullah, yani Allah’ın bilmek ve ondan korkmaktır. Bu ise Maruf’ta tamamıyla vardır” diye cevap verir.
**
Peygamberimiz (sav) buyurdu:
“Allahı bilen bir Ârif-i Billah’ın iki rekât namazı Allah’tan gafil bir âbidin bin rekâtından hayırlıdır.” Etiketler: Marifetullah Allah Korkusu Yapıcı ve Müspet Hizmet Yaratılış Amacı İman Kalp Ayine-i Samed Marifet En büyük günah |