|
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
“Davasını ifade eden kazanır.”
(Zübeyir Gündüzalp)
Bir dava ve fikir ifade edilmez ise zamanla söner. Bunun için davasını ifade eden kazanır. Neşriyat hak ve hakikatin yayın vasıtasıdır. Edebiyat dediğimiz ifade vasıtası mazide şairler, âşıklar, hatipler tarafından icra edilirken, zamanımızda gazete, dergi ve bilumum yayın araçları ile icra edilmektedir. Bediüzzaman “Ey Gazeteciler! Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i islamiye ile müteeddip olmalıdırlar” ifadesi ile edebiyatın edeb-i islamiyeye hizmet etmesi gerektiğini ihtar etmiştir.
Peygamberimizden önce cahiliye döneminde şiir ve edebiyat, belağat ve edebiyat yaygındı. Edipler fikirlerini ve düşüncelerini şiirler ve hitabeler ile ifade eder, karşı fikirleri ise yine o vasıta ile hicvederlerdi. Çünkü Arap yarımadasında insanların çoğu okuryazar olmadığı için ümmi idiler. Ümmilikleri için övündükleri ve iftihar ettikleri tarihi olayları, ahlakî güzelliklere yardım edecek veciz sözleri yazmak yerine şiir ve hitabelerle ifade eder ve ezberleyerek gelecek nesillere aktarırlardı. Güzel bir şiir ve veciz bir ifade geçmişten geleceğe hafızalarda kalıp gidiyordu. Bunun için en revaçta olan şey fesahat ve belağat idi. Bir kabilenin meşhur bir şairi ve edibi milli bir kahraman gibi değerli idi. Belağat o derece revaçta idi ki bir edibin bir sözü için iki kabile birbirleri ile savaşırlardı ve bir sözü ile barışırlardı. Her sene yarışmalar tertip edilir ve ilk yedi hitabe ve şiir “Muallakât-ı Seb’a” olarak Kâbe’nin duvarına asılır ve herkes tarafından ezberlenirdi.
İşte Kur’an böyle bir zamanda nazil oldu. Musa (as) zamanında sihir, İsa (as) zamanında tıp revaçta olduğu gibi, belağat ve hitabetin en güçlü olduğu zamanda Kur’an nazil oldu ve tüm bütün Arap ediplerini ve beliğlerini muarazaya davet etti. Kâbe’nin duvarında altın ile yazılan en meşhur ediplerin “Muallakat-ı Seb’a” namıyla şöhret bulan kasidelerini o dereceye indirdi ki, Lebid’in kızı babasının kasidesini Kâbe’den indirirken demiş: “Kur’an ayetlerine karşı bunun hükmü kalmadı.”
Peygamberimiz (sav) Kur’an-ı Kerimin nazil olan ayetlerini sahabelerine öğreterek doğrudan Kur’an ve hakikatleri ile mücahede ve mücadele ediyordu. Sahabelerinin okuma yazma bilenlerine “Vahiy Kâtibi” namını vererek vahyi yazdırıyordu. Okuma yazma bilmeyenleri de öğrenmeye teşvik ediyordu. Bir kısım sahabeler de nazil olan ayetleri çevre kabilelerde Müslüman olanlara ve hicret ile Habeşistan’a gidenlere ulaştırarak oralarda yayılmasına ve neşredilmesine hizmet ediyorlardı. Böylece İman ve Kur’an hakikatlerini çevreye neşrediyor ve tebliğ görevini en güzel şekilde yapmaya çalışıyorlardı. Kur’an okuyarak iman hakikatlerini neşrederek insanların küfür zulmetinden imanın aydınlığına çıkarmaya ve ahiret hayatını kurtarmaya çalışıyordu.
Peygamberimiz (sav) Kur’an dışında Kur’anı açıklayan ve müdafaa eden hadisleri ve Müslüman şair ve ediplerin şiirlerini ve sözleri ile Kur’anı ve İmanı müdafaa eden sözlerini tebrik ediyor ve müdafaaya teşvik ediyordu. Şair Hasan bin Sabit (ra) “ya Resulallah ben dilimle sizi müdafaaya hazırım. Onları hicvederek sizi methederek bunu yaparım” diyince ona müsaade etmişti. Müdafaası hoşuna gidince de “Konuş ya Hassan, Cebrail (as) seninle beraberdir” diyordu.
Bir diğer şair Kaab bin Malik (ra) idi. Peygamberimiz (sav) “Allah’a yemin ederim ki Kaab’ın sözleri oktan daha tesirlidir” buyurmuştu. Şair sahabelerden Abdullah bin Ravaha hakkında da “Şüphesiz kardeşiniz bâtıl söz söylemez” buyurmuştu. “Şairlere ancak azgınlar uyar” ayeti nazil olunca şairler üzgün bir şekilde peygamberimizin yanına gelmişlerdi. Peygamberimiz (sav) onları teselli etti ve devamı olan “Ancak iman eden, Salih amel işleyen, Allah’ı çokça zikreden ve zulme uğradıktan sonra kendilerini müdafaa edenler müstesna” ayetini okuyarak onları rahatlatmıştı.
Bu ayetlerde şiir ve edebiyatı, basın ve yayını övme de vardır, yerme de. İyisi övülmüş, kötüsü yerilmiştir. Kötüler kötüsüne uyar, onları desteklerken, iyilerin de iyiye ve güzele sahip çıkmaları gerektiğini bize anlatır. “Görmez misiniz onlar her türlü övgü ve yergiye ölçüsüzce dalarlar ve yapmadıklarını söylerler” buyurarak ölçüsüz övgü ve yergiyi kınamış ve bu hususta ehl-i imanı ölçülü ve dengeli olmaya, daima edepli ve hakperest olmaya çağırmıştır.
|