|

Kevser-î âteş-nihânın âdı aşk,
Dûzah-ı cennet-nümânın adı aşk.
Bir lügat gördüm cünûn isminde ben,
Anda hep cevr-u cefânın âdı aşk.
Geçti o dem ki, meclis-i mey pür hurûş idi,
Sağar sadây-ı kul-kûl-i minâya gûş idi,
Müstağrak-ı tecellî-i envâr-ı hüsn olup,
Âteş-i rûhuna bezm-i kadeh şu’le-pûş idi.
Ol bezme meh ki şem-i şebistân-ı çerhtir,
Bir âteş-i gül rûh-i kabül be-dûş idi.
Hep güft-ü gûy-i çeşm-i leb-i gülizardan,
Ben söyledikçe şevk ile bülbül hamûş idi.
Arz-i visâl eyledi Züleyhâ-yı hâhişe,
Yusufları harim-i gülün hod-fürûş idi.
Bir bî-amân şûh-i perî-zâd idi o kim,
Müjgân-ı çeşm-i âfet-i saff-ı sünûş idi.
Vâr ise gamzenetti cihâna bu sırrı fâş,
Gâlib hamûş tab’ ise bî akl-u hûş idi.
**
Ger desem ki hevâlar açıldı geldi bahâr,
Murad odur ki benle muhabbet eyledi yâr,
Yâ desem ki çemen goncelerle zeynoldu,
Odur garez ki tebessümle söyledi dildâr.
**
Açıl ey gonce-leb nûr eylesin bezm-i tekellümler
Safâdan hande deryasında mevc ursun tebessümler,
İzarın gül gül etsin, tâb-ı sahbây-ı neşât olsun.
Bu âteş güfte rengin besteler hûnin terennümler.
|