| AB Sürecinde Din Eğitimi |
|
|
|
| Salı, 10 Ocak 2012 | |
|
M. Ali KAYA Ölüm korkusu insanı daha çok sardı. Hâlbuki insan dünyanın cazip hale gelmesi ile ömrünü uzatarak daha rahat ve huzurlu bir hayatı istemektedir. Bu durum da dünyanın daha çok aldatıcı olduğunu ve medeniyet fantaziyelerinin daha da uyutucu olduğunu göstermektedir. İnsanlık gerçek saadeti ve huzuru aramaktadır. Bunun da ruhsal, bedensel, sosyolojik, siyasi, çevresel ve teknolojik boyutları var. Bütün bunları beraber düşünüp değerlendirmeden gerçek barışı ve huzuru elde etmesi imkânsız görünmektedir. Bin senedir İslam dünyasında huzur ve rahat içinde insanlığı yaşatan Kur’anın hükümlerinden insanlık habersiz kalamaz. İnsanın arzuladığı ve onun için çalıştığı ebedi saadeti Kur’an iman ile vermektedir. Fenlerle uyanmış olan beşer bütün bütün aklını kaybetmeze elbette Kur’anın verdiği bu saadeti elde etmeye çalışacaktır. Batı medeniyeti ile Kur’an medeniyeti karşılaştırıldığı zaman Kur’an medeniyetinin üstünlüğü görülecektir. Batı medeniyeti menfaati, nefsin arzularının tatminini esas alırken, Kur’an menfaati değil, Allah için ve fazilet için amel etmeyi esas alır. Ruhun duygularının tekâmülünü sağlar. Menfaat çatışmasını önler. Batı medeniyeti kuvvete dayanır, “kuvvetli olan haklıdır” der. Kur’an ise “haklı olan güçlüdür” der. Batı, hayatı bir mücadele görür. Kur’an ise yardımlaşmayı esas alır. Bunun için gelecekte hak din fenlerle uyanmış ve hayatın değerini anlamış insanların nazarında gereken değerini bulacaktır. Hak din insanı Allah’a ve ahirete inanmaya, Allah’tan başkasına ibadet etmemeye, nefsin arzularına esir olmayıp ruhun yüce duygularını terbiye ederek geliştirmeye ve tevazu, sevgi, merhamet, saygı ve büyüklere itaate çağırır. Bu değerlere fertlerin ve toplumların ne derece ihtiyacı olduğu açıktır. Toplum düzeninin sağlanması, anarşi ve terörün önlenmesi için insanlık şefkat, merhamet, itaat, saygı, sevgi ve haramı helali bilerek gereğini yapmalıdır. Bunları ancak inanç ve din ile sağlayabilir. Din eğitimi olmadan bunu başarması imkânsızdır. Geçmişte dünyada hissiyat hâkim idi, günümüzde ise fikirler hükmetmektedir. Akıl, ilim, fen ve hakkın hâkim olacağı bir dünyanın inşasına çalışılmaktadır. Elbette bu çağda akla, ilme ve geçeğe dayanan hak din hükmedecektir. Yaratılışta ve gerçekte hayır asıl ve esas, şer ise geçicidir. Hayır külli, şer ise cüz’îdir. Kanunlardan oluşan fenni ilimler varlıktaki mükemmel düzenin delilidir. Yaratılıştan amaçlanan şey, hayır ve güzelliktir. Şerrin galibiyeti geçicidir. Varlık içinde en değerli olan insandır. Kabiliyetleri ve bundan kaynaklanan sanatı buna şahittir. İnsanların da en şereflileri gerçekten Kur’ana uyan Müslümanlardır. Bu durum da göz ardı edilemez. Sahabeler ve İslam tarihi buna şahittir. Din, 20. asrın sonunda yükselen bir değerdir. Çünkü inançsız ilim de medeniyet de insana huzur ve saadet getirmemiştir. Günümüzün inançtan yoksun ilmi problemleri çözmek bir tarafa, çoğaltmıştır. Din ise, insanlığın manevi cephesini tamamen aydınlattığı için ona huzur vermektedir. Onun için bugün de din ön plana çıkmıştır. Bilgi çağında gerçek ruhi ve metafizik bilgileri içeren, insanın ruhunu, geçmişini ve geleceğini aydınlatan dinin önemi daha da ön plana çıkmıştır. Bugün ülkemizde “laik - antilaik” gerilimi, “rejime yönelik irtica tehlikesi” “demokrasi kültürünün üretilmemiş olması”, hep din alanındaki ciddi boşluktan kaynaklanmaktadır. Çünkü Türkiye maalesef “dindar aydını” yetiştirememiştir. Dindar insanları da, potansiyel mürteci, rejime karşı düşman olarak görmüştür. Eğitimin evrensel/beynelmilel prensiplerini ve amaçlarını gerçekleştirmesi doğru bir din anlayışına bağlıdır. Çünkü; -İnsanın kendini tanıması ve anlaması, -Doğru düşünmesi, -Bilinçli davranış geliştirmesi, -Yeteneklerini en iyi şekilde geliştirmesi, -Üretkenliğin artırılması, -İnsanın sosyalleşmesi, -Geçmişin bilgi ve kültürünü ileriye aktarması gibi, eğitimin hedefi ve amacı olan kavramlar hep din sayesinde olabilir. İnsan daima kendisini yenilemek ve inşa etmek, dolayısıyla terakki etmek durumunda olan bir varlıktır. Bu ise, hür irade ve aklı gerektirir. Kendi varlığının farkında olmayan, hür iradesini kullanamayan ve hayatın anlamını bilmeyen, dolayısıyla doğru düşünemeyen insanların, kendilerini yetiştirip geliştirmesi mümkün değildir. İnsan, toplumsal bir varlık olduğuna göre, toplumu görmezlikten gelerek terakki edemez. İnsanın kendisi yaratıcı olmadığına göre, bir yaratıcıya inanmadan da terakkiyi ve tekâmülünü sağlayamaz. Din, insanın doğru düşünmesine, kendi varlığının şuurunda olmasına ve hayatın gayesini öğrenmesine, maddi, manevi terakki etmesine, ciddi olarak katkısı olan bir ilahi kaynaktır. Eğitim, hayatın anlam ve amacını anlamaya, yaşamaya, hayatı için en doğru yolu bulmaya yönelik bir faaliyet olmalıdır. Din de, eğitim de insanın kendisini anlamasına yardımcı olur. Din öğretimi verilmek istenen bir kültür ve kuru bilgi değildir. İnançların gerçeğe uygun şekilde değişmesi, bunun sonucu olarak davranışlarının ve ahlakının iyiye doğru değişmesidir. Din insan vicdanındaki gerçeği arama duygusudur. Bilinmez, anlaşılmaz bir duygu değildir. İnsanın gerçeği aramaya başlaması dini anlamaya başlaması demektir. Kendisini, kâinatı, ölümü ve ölüm ötesini sorgulamaya başladığı andan itibaren dini öğrenmeye başlamış demektir. Din körü körüne bağlılığı kabul etmez. Araştırma, soruşturma ve sorgulamayı ister. Körü körüne inanmayı taassup kabul eder. Kur’an-ı Kerim Hz. İbrahim’in (as) sorgulayan halini överek anlatır. O yaratıcının varlığına ve birliğine yıldıza, aya ve güneşe bakarak ulaşmıştı. (Kr. Kerim, 6:76-80) Doğru inanç sorgulandıkça güçlenir. Ancak batıl inanç ve düşüncelerdir ki kişiyi körü körüne kabule zorlar. Mekke döneminde Allah’ın birliğine iman mücadelesi vardı. Allah En’am suresinde İbrahim’in (as) Allah’ın birliğine nasıl ulaştığını bize örnek verdi. Medine döneminde mü’minlere inançlarını güçlendirmeleri, imanlarını taklitten tahkike ulaştırmaları konusunda yine İbrahim’in (as) “Ya Rabbi ölüleri nasıl diriltirsin?” diye sormasını örnek gösterir. Yüce Allah “İnanmıyor musun?” diyince “Kesinlikle inanıyorum; ama kalbim de tatmin olsun..” deyişini överek bizlere anlatır. (Kur’an-ı Kerim, 2:260) Bizlere araştırmaya dayanan bir ahiret imanını tavsiye eder. Bu Kur’anî örnekler bize “kişi zihinsel bir çabanın sonucunda sağlam bir imana sahip olabileceğini” ifade ediyor. Nitelikli bir din eğitiminin bize kazandıracağı şeylerin başında sağlam bir inanç gelmelidir. Bu inanç akla ve ilme dayanmalı, inancı akılla bütünleştirmelidir. Din eğitimi okuyan, anlayan, düşünen ve eleştirel bir zihniyete sahip nitelikli öğrenciler yetiştirmelidir. Din Eğitimi öğrencilerde gerçeği bulmaya, hakikati öğrenmeye yardımcı olmalıdır. Esasen hakikat demek din demektir; din hakikatin kaynağıdır. Tüm gerçekler hak dinlerde bulunur. Din hakikatin ifadesidir. İnsan hakikati ararken sarf edeceği zihinsel çaba sonucu sağlam bir imana sahip olacaktır.
Toplumda altı sınıf insan vardır. Çocuklar, gençler, ihtiyarlar, fakirler, hastalar, musibete uğrayanlar. Heva ve hevese hitap eden her çeşit lehviyat ancak altı kısımdan bir kısmı olan gençlere hitap etmektedir. Eğitime ihtiyacı olan çocuklar, ölümün eşiğine gelmiş ihtiyarlar, yardıma muhtaç fakirler, morale ihtiyacı olan hastalar ve teselliye muhtaç olan musibetzedeler ancak dinin telkinatı ile teselli bulabilirler. Şefkate ve eğitime muhtaç olan ve etraflarındaki bela ve musibetlerden rencide olan çocukların ruhlarını nasıl teskin edebiliriz? Musibete ve felakete uğrayan hasta ve fakirlere nasıl yardımcı olabiliriz? Her an ölüm korkusu ile yaşayan ihtiyarların korkularını nasıl yenebiliriz? Hissiyatları galeyanda olan gençlerin tahribatını nasıl önleyebiliriz? Oyun ve eğlence, spor ve TV onları teselli eder, dertlerine deva olabilir mi? Maalesef medeniyetin oyuncakları insanların dertlerini ve sıkıntılarını artırmaktan başka bir şey yapmamaktadır. Onları insanların hayrına kullanmak yine dinin gösterdiği istikamet ile mümkündür. Çocukları ilim ve ibadet ile geleceğe hazırlayan, hastaları ve fakirleri uhrevi mükâfat ile ve zalimlerin cehennemde ceza çekmeleri ile teselli eden, gençleri cehennem korkusu ile frenleyerek tecavüzlerini önleyen, ihtiyarları saadet-i ebediye müjdesi ile güldüren ancak dindir, imandır. Teknik ve teknoloji insanları güçlendirmemiş, aczini ve zaafını daha da artırmıştır. Günümüzün medeni insanı çöl bedevilerinden daha fazla tehlikededir. Otomobile binen ata binenden daha fazla güvende idi. Günümüzün yol kesen eşkıyası trafik canavarıdır ve daha da merhametsizdir. Hal böyle olunca günümüzün medeni insanı dinin tesellisine ve Allah’ın yardım ve inayetine, hıfz ve himayesine daha ziyade muhtaçtır. İşte bunun içindir ki Hz. İsa (as) İncil’de “Ben gideceğim ta ki size Faraklit/tesellici gelecektir” diye insanlığa hakiki teselli verecek olan peygamberimizi (sav) müjdelemiştir. Sonuç olarak insanlık gerçek tesellici /faraklit olan Hz. Muhammed’e (asv) kulak vermedikçe huzura ve saadete ulaşması mümkün değildir. Etiketler: AB Sürecinde Din Eğitimi Din Eğitimi Eğitim Anarşi Terör Demokrasi Kültürü Hak Din Allah'a ve Ahirete İman |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|