| AKLÎ VE NAKLÎ İLİMLER |
|
|
|
| Cuma, 16 Mayıs 2008 | |
|
M. Ali KAYA
![]() “İlimler ikiye ayrılır: Beden İlmi ve Din İlmi” buyurur İmam-ı Şafii hazretleri. Bu ilimlerden din ilmi “Naklî” İlimdir. Beden ilmi ise “Aklî” ilimlere girer. Naklî bilgiler vahy ile peygamberlerden gelen dine ve ilâhiyata ait bilgilerdir. Aklî bilgiler ise insanın ihtiyaçlarını gidermek amacı ile eşyayı kullanma ve insanın faydasına hizmet ettirmeyi amaçlayan aklın ürünü rasyonel bilgilerdir. Aklî bilimler devamlı eşyanın özelliklerini keşif ve insan ihtiyaçlarına göre gelişme kaydettiği için kesin bilgi sayılmazlar. Her zaman değişim göstererek gelişme kaydederler. Ancak dîni ve vahiyle bizlere peygamberlerin haber verdiği bilgiler kesindir ve saf hakikati ifade ettikleri için asla değişmezler, ancak insanların anlayışları farklı olduğu ve bilgileri eksik olduğu için yanlış anlama ve yorumlamalarla gerçeğin ve hakikatin suretini değiştirirler. Bundan farklı düşünceler ve mezhepler ortaya çıkar. Gerçek ve hakikat tam olarak anlaşılırsa bu ihtilaflar ortadan kalkar. İlimler gerek aklî ve gerekse naklî olsun ilimdir ve birbirinden ayrılmazlar. Eşyayı yaratan ve onu insanın hizmetine sunan Allah’tır ve Allah kâinatı da insanı da mükemmel bir uyum içinde yaratmıştır. Vahyi eşyanın hakikatini anlamak, insanın ve kâinatın yaratılış amacını öğretmek için göndermiştir. Peygamberler insanlara hem imana, ibadete ve ahlaka ait bilgileri öğretirler, hem de insanın eşya ile münasebetlerini ve onları helal bir şekilde, Allah’ın emrine uygun olarak kullanmayı öğretirler. Bunun içindir ki insanlar peygamberlerden sanat ve meslek bilgilerini de öğrenmişlerdir. Her peygamber insanların ihtiyacı olan bir sanatı insanlara öğretmiş, insanlar da bunu ihtiyaçlarına göre geliştirmişlerdir. İlk gemi Hz. Nuh’un (as) eseri olduğu gibi, demiri kullanmayı öğreten de Hz. Davud (as) olmuştur. Bu sebepten dolayı din ile fenni birbirinden ayırmanın gerçekle ilgisi ve mantıklı bir izahı yoktur. Kutsal kitapların yorumuna dayanan dinî ilimler dünya ve ahiret mutluluğunu amaçlarlar. Her iki dünyaya da hitap ederler. Mutluluğun kaynağı ruh ve kalp olduğu için her şeyden önce ruhu kemâlata erdirmek, aklı ve kalbi beraber çalıştırmak dinin hedeflediği en önemli husustur. “Ulûm-u âliye” adı verilen ve “İlâhiyata ve Marifetullaha” ait olan bilgileri insanlara kazandıran âlet ilimleri dediğimiz “Ulum-u İbtidaiye”dir. Ulum-u iptidaiye âlet ilimleridir. Yani insanları yüksek hakikatlere ulaştıran vasıta bilgilerdir. Bunlar altı kısma ayrılırlar. 1. Tefsir: Kutsal metinlerin yorumlanmasıdır. Kutsal metinleri yorumlayana “Müfessir” denir. Bir insanın kutsal metinleri yorumlaması için dil bilimi, edebiyat, tarih, peygamberin hayatı ve hadisleri, ilk Müslümanların hayatı ve fikirleri, daha önceki müfessirlerin dini metinler konusundaki düşünce ve yorumlarını bilmesi gerekir. 2. Usul Bilgisi: Metodoloji denen Mantıktan da kaynaklanan peygamberin sözlerini ve kutsal metinleri anlama ve yorumlama metotlarını bilmesi doğru şekilde kutsal metini yorumlamak için şarttır. Herkes kendi istediği gibi yorumlama hakkına sahip olabilir ama bu gerçeği ortaya çıkarmaz. 3. Kelam ve Akaid: Bir dinin inanç esaslarını bilmeyen o dini doğru olarak anlayıp anlatmakta elbette zorlanır ve hiçbir zaman doğruyu ortaya çıkaramaz. Çünkü dinin düşünce ve anlayışı inancında gizlidir. Yanlış inanç bütün yorumların yanlışa çıkmasını netice verir. Bunun için bir Hıristiyan yorumlarını hep “Teslis” üzerine bina eder. Bir mü’min ve Müslüman da “Tevhit” inancına göre her şeyi yorumlar. İnançta doğruyu bulamayan yorumda isabet edemez. 4. Hadis: Peygamberin hayatı ve getirdiği dinin yorumlamasını ve ibadetini ve uygulamalarını çok iyi bilmek gerekir ki kutsal metinleri anlayabilsin ve doğruyu bulabilsin. Peygamber sadece tebliğci değildir. Tebliğ ettiği dinin tatbikatını da göstermesi risaletinin gereğidir. Sadece tebliğ görevi olsaydı Allah bir melek göndererek tebliğini yapardı. O zaman insanlar nasıl tatbik edileceğini bilemezlerdi. Allah ibadet ve uygulamaya yönelik emirleri ancak peygamberin tatbikatı ve uygulamaları ile bilinebilir ve hayata tatbik edilebilir. Bunun için dini anlamak isteyen peygamberden bağımsız anlarsa hep yanlış anlamış olur. Kutsal metinleri anlamak ve yorumlamak için peygamberin hayatı ve uygulamaları çok iyi bilinmelidir. 5. Fıkıh: İbadetlerin nasıl yapılacağı ve Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yapılabilmesini anlatan ilme “Fıkıh” denir. Bu da peygamberin tatbikatının çok iyi bilinmesine bağlıdır. Allah’ın emir ve yasaklarının uygulanması ancak peygamberin uygulaması ile doğru şekilde anlaşılır ve yaşanır. Çünkü peygamber Allah’ın koruması ve öğretisi ile bunları yapar. 6. Ahlak ve İhlâs İlmi: Bu bilgi her şeyden önce “Niyet ve İhlâs İlmi” olarak bilinir. Dinin amacını ve hedefini belirler. Bütün davranışlarımız niyet ve ihlâs ile Allah’ın istediği amaca yönelir ve bundan da Allah rızası aranır ve başak bir beklenti içine girilmezse buna “İhlâs” denir. Bu ise kalbin amelidir. Dolayısıyla insan kalbini kontrol edebilmesi, niyetini ve amacını Allah’ın istediği şekilde yönlendirmesi gerekir. Bu da bir ilim ister. Tasavvuf’un ortaya çıkışı da bu amacı gerçekleştirme içindir. Yukarıda saymış olduğumuz dini bilgilerdir. Bu bilgilere tam olarak sahip olmadan dini metinleri yorumlamak insanı yanlışa götürür. Bunu kazanmak kolay değildir. Bunun için bu ilimlerde derinleşen “Allame ve Müçtehit” seviyesine gelen ilim adamlarının tefsir ve yorumlarına güvenmek gerekir. Aksi takdirde Allah rızasını kazanmak ve dünya-ahiret saadetini elde etmek mümkün olmaz. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|