| ANARŞİNİN ÇARESİ: EĞİTİM VE DİN |
|
|
|
| Çarşamba, 30 Ocak 2008 | |
|
İnsan eğitilebilir varlıktır. Eğitilebilmesi de etkilenmesinden kaynaklanmaktadır. İnsan hem iyi, hem kötü yönden etkilenir. İnsanlar akıl ve kalp yönü ile iyi ve güzelden, nefis ve duygular yönü ile de kötülükten etkilenirler. Yıkmak kolay, yapmak ise zordur. Bu bakımdan şeytanın nefse yaptığı telkini ile insan yıkıcı, tahrip edici yönünü kullanır. Onlarca yıllık emek bir anda heba olur gider.
Doğu Anadolu’nun demogratif yapısını Türk, Arap, Kürt ve Süryani’ler oluşturmaktadır. Bu insanları dış etkilerden, yıkıcı, bölücü ve ayrılığa sebep olan fikir ve düşüncelerden koruyacak olan eğitimdir. Eğitim insanları ortak değerler ve menfaatler etrafında birleştirir. Bediüzzaman “Şarkın fıtratına uygun cereyan veriniz” derken meseleye eğitim, fert ve toplum açısından bakmıştır. Meseleye bu açıdan bakılmadığı için “Doğu Anadolu”da terör olayları yaşanmaktadır. Anadolu’da ve Doğu Anadolu’da yaşayan tüm insanların ortak düşmanları “Cehalet, fakirlik ve bölünmüşlüktür.” Bu düşmanlara karşı savaşmak gerekir. Bu savaş kılıç ve silah ile değil, ilim, sanat ve ittifak silahı iledir. Bu değerlerin kazanımı ise dine ve eğitime bağlıdır. Eğitim insanı olumsuz etkilerden korur, din ise birlik ve sevgi ortamı sağlar. Bediüzzaman doğuda eğitim verilsin diye çırpınırken ve “doğunun fıtratına uygun cereyan veriniz” derken bu amaca hizmet ediyordu. Eğitim dili hem resmî, hem ilmî, hem de mahalli olmalı, kimse dışlanmamalıdır. Yörenin ihtiyacı ve özelliği dikkate alınarak resmi dili Türkçe olmakla beraber, Arapça ve Kürtçe eğitime de müsaade edilmelidir. Üniversite hocalarının doğu dillerine aşina ilim adamlarından seçilmesi de çevre halkının eğitime ve üniversiteye sahip çıkmaları sağlanacaktır. Böylece Doğu Üniversitesi hem doğuya, hem İran’a, hem de Suriye ve Irak’a dolayısıyla tüm “Ortadoğu”ya hitap edecektir. Burada eğitim alanlar dış dünyadan ve çevreden gelen olumsuz, yıkıcı ve bölücü akımlardan ve propagandalardan etkilenmeyeceklerdir. İnsan dini ile ayakta durur. Bilhassa Müslümanlarda bütün fazilet ve ahlakın kaynağı dinidir. Müslüman’ın dine olan bağlılığını ortadan kaldırdığınız zaman onu anarşiye itersiniz. Müslümanların din ile olan bağlarını kopardığınız zaman sosyal hayatta öldürücü zehir gibi zarar vermeye başlayacaktır. Bir Müslümanın bireysel ve sosyal hayatına yansıyan bütün güzellikleri dininden ve peygamberinden kaynaklanmaktadır. Dinden uzaklaşan bir müslümanda ahlâkî kemalat namına bir şeyi kalmayacaktır. Vicdanı tamamen bozulur. Bu durumda onu idare etmek de zorlaşır. Ya büyük bir baskı ile veya her istediğini vermekle idare etmek durumunda kalınır. Bu ise devlete çok büyük bir külfet getirir. İnsanı, bilhassa müslümanı idare etmenin en kolay ve en külfetsiz yolu dini terbiye iledir. Müslüman mükemmel insan demektir. Eliyle ve diliyle kimse zarar vermez. (Buhari, İman, 4) İslam’ın nazarında en hayırlı insan insanlara en fazla yardımı dokunan kimsedir. (Feyzu’l-Kadir, 3:481) Toplum hayatının dirlik ve düzeni merhamet, saygı, sevgi, güven, itaat ve haramdan çekinme üzerine kurulmuştur. Bunlar ise dinin insanlığa emrettiği, ferdi ve toplumu düzene sokan hususlardır. Anarşinin ve terörün çaresi, huzur ve saadetin kaynağı budur. Bundan dolayı inançlı ve manevi değerlerine bağlı insanlar anarşiye bulaşmaz ve yıkıcı olmazlar. Anarşiyi doğuran sebepler, sefahat ve nefsanî eğlencelere medeniyet namı verilerek teşvik görmesi, “Şeâir-i İslamiye” denilen dini hayatın sosyal yönüne bakan geleneklerin ortadan kaldırılmaya çalışılması, dini hayatı canlandırmaya çalışanların irticayı körükleyen unsurlar olarak görülmesi, dine karşı olan fikir ve düşünce akımlarına destek verilerek serbest bırakılması, emperyalist güçlere ses çıkarılmazken müslüman ülkelere sırt çevrilmesi, dini yayınlara zararlı yayın gözü ile bakılması gibi hususlardır. Sebep ve sonuç ilişkisi ile düzenlenen bu sebepler âleminde sonuçları değiştirmek istiyorsak sebepleri değiştirmemiz gerekir. Anarşinin sebepleri bilinir ortadan kaldırılırsa anarşi de ortadan kalkar. Sebepler dünyasında yaşıyoruz. Dolayısıyla anarşinin sebepleri olan imansızlık, imandan kaynaklanan kardeşlik, Allah korkusu ve ahiret duygusu kalp ve gönüllere hâkim kılınırsa anarşi de ortadan kalkar. Ahlaksızlığı ve imansızlığı teşvik ve terviç eden alkol, müstehcen neşriyat ve israfa karşı önlemler alınmalıdır. Toplum hayatında yardımlaşmayı, sevgi ve saygıyı artıran hürmet, merhamet, emniyet, itaat, haram ve helal duygusu hâkim kılınmalıdır. Bunun için okul öncesinden başlamak şartı ile ilköğretim ve Ortaöğretimde “Din Dersi” iman eğitimi verecek bir şekilde yeniden düzenlenmelidir. Gençlerimiz ırkçı, ayrılıkçı ve ideolojik akımlara karşı doğru şekilde bilgilendirilmeli, hürriyet, demokrasi ve insan hakları konusunda gerekli eğitim verilmelidir. Bunlarla beraber ekonomik tedbirler alınarak işsizliğe karşı tedbir alınmalıdır. Böylece Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin yüz sene önce tanımladığı düşmanlarımız olan “cehalet, fakirlik ve bölünmüşlüğe karşı” savaşılmalıdır. Anarşinin dinden başka bir çaresi olmadığı için insanlık ister istemez dine sığınmak zorundadır. Hatta daha önce İngiliz, Fransız ve Amerika siyasetleri “İttihad-ı İslama” taraftar değilken anarşi belasına karşı bu birliğe mecbur kalacaklardır. Çünkü dinsizlik doğrudan anarşiyi netice vermektedir. Bunun çaresi de Kur’an hakikatlerine dayanan İttihad-ı İslam’dır. Peygamberimiz (sav) de “Müslümanların gelecekte Rum ile barışarak birlikte ortak düşmana karşı savaşacaklarını” (Ebu Davud, Cihad, 156; Melahim, 2) belirtmektedir. Bu mütecaviz dinsizliğe ve anarşiye karşı müslüman Hıristiyan ittifakını haber vermektedir. Dinin şiddetle men ettiği şey, fitne ve anarşidir. Çünkü anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık ahlakını ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar ahlakına çevirir. “Madem iman hizmetinde tam ihlâsla, anarşiliği durdurmakla, asayişi muhafaza etmekle sabır ve tahammül gerekir. Ben de bunun için rahatımı, haysiyetimi feda ediyorum. Onları da helâl ediyorum” diyen Bediüzzaman hayatı boyunca toplumun huzur ve asayişini korumaya önem vermiştir. Yine Bediüzzaman “Hakikî bir Müslüman, samimî bir mü’min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey fitne ve anarşidir. Çünkü anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık güzel huylarını ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar ahlakına çevirir” demektedir. Bediüzzaman tüm ülkeyi bir hane ve yuva olarak görür. “Eğer ahiret inancı o büyük aile fertlerinde hükmetmezse; güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, Allah'ın rızası, ahiret sevabı yerine kötü niyet, menfaat, sahtekârlık, kendini beğenmişlik, yapmacık hareket, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zahirî güvenlik ve insaniyet altında, anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o şehir hayatı zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, güçlüler zulme, ihtiyarlar ağlamağa başlarlar” demektedir. Topluma en çok lazım olan huzur ve güven ortamıdır. Huzur ve güven ortamını en güzel şekilde sağlayan ise insana verilen değerdir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir. Bir insana hayat vermek ise bütün insanları diriltmek gibidir” (Maide, 32) buyurarak bir insana bütün insanlara verdiği değer kadar değer verdiğini göstermiştir. İnsanı yıkan suçlanmasıdır. Suç ise işleyene has kılınmakla önü alınabilir. Yüce Allah bu hususta da “Birisinin hatası ile bir başkası suçlanamaz” buyurarak ifade eder. Kur’an fitne ve fesadı lanetlemiştir. “Allah fesadı sevmez” (Bakara, 2:205) “Fitne katilden beterdir” (Bakara, 2:217) buyurarak buna dikkat çeker. Anarşistliğin en büyük sebebi imansızlık, dolayısıyla en büyük düşmanı da iman ve kur’an hakikatleridir. Bu hakikatlerin kalp ve gönüllere yerleşmesi ise içerisinde dinin ve imanın bulunduğu eğitimdir. Anarşi ve terör her ne kadar iktisadî ve felsefî gerekçelerle temellendirilmeye çalışılsa da “küfr-ü mutlak”tan kaynaklanır. Otoriteye baş kaldırma önce nefisten başlar. Bu Allah’ı inkâr ve Allah’ın buyruklarına baş kaldırma ile ortaya çıkar. Hâlbuki gerek fert gerekse hiçbir toplum inançsız ve dinsiz yaşayamaz. İnkârcı akımlar kalplerden imanı çıkararak küfrü yerleştirmeden kalplere fesat ve tahribat tohumu ekemez. Bunun için Bediüzzaman “İman insanı insan eder; belki de insanı sultan eder. Küfür insanı gayet aciz canavar hayvan eder” demiştir. Peygamberimiz (sav) “Ahir zamanda Deccal ve Süfyan gibi dehşetli şahısların geleceğini ve bütün manevi setleri yıkarak toplumda tahribata ve anarşiye sebep olacaklarını” anlatır. Yeryüzünde fesat ve kargaşa çıkarmak insan ruhunda bulunan maneviyatı tahrip ve yok etmekle mümkündür. Bir binayı en fazla tahrip eden temelin yıkılmasıdır. Din binasının yıkılması iman temelinin yıkılması ve çökmesi iledir. İnsan kalbinden hürmet ve merhamet çıksa akıl ve zekâ insanı gayet dehşetli gaddar canavar hükmüne getirir. Toplumda huzur ve güveni sağlamanın, toplumu idare etmenin ve anarşiyi önlemenin yolu “Hürmet, merhamet, haramdan çekinme, emniyet ve serseriliği bırakma ve itaat etme” gibi medeniyetin oluşumuna katkı sağlayan manevi değerleri kalp ve gönüllere hâkim kılmakla mümkündür. Bu da ancak iman ve din eğitimi ile mümkündür. |
| < Önceki |
|---|