Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Eğitim arrow ASHAB-I SUFFE
Advertisement
ASHAB-I SUFFE PDF Yazdır E-posta
Cuma, 19 Eylül 2008
M. Ali KAYA
Suffe, sofa, revak ve üzeri örtülü cami avlusu anlamına gelmektedir.
Peygamberimiz (sav) Yesrib’e hicret edince ilk olarak Mescid-i Nebevî’yi yaptırmış ve etrafına da odalar yaptırmış buraya “suffe” adını vermiştir. Sonra burayı hem ibadet hem eğitim yeri hale getirmiştir. Mescidin bitişiğine yaptırmış olduğu üstü kapalı etrafı açık odalarda ikamet ederek Kur’an ve Hadis öğrenen gençlere “Ashab-ı Suffe” adı verilmiştir. Müslüman olarak kabilelerinden kaçan ve peygamberimize (sav) sığınan iman ve ilim aşığı bu gençler ile peygamberimiz (sav) özel olarak ilgilenmiştir.

Suffe bir cihette yatılı mektep haline getirmiştir. Suffe mektebi Kur’ân ve Hadis, Din ve iman dersi alan genç sahabeler dinin neşrinde ve yayılmasında büyük hizmetler yapmışlardır. En çok hadis rivayet eden sahabelerden Ebu Hureyre (ra) ve Ebu Said el-Hudri (ra) “Eshab-ı Suffe”dendir. (Tecrid-i Sarih Tercümesi, 7:46)
Tabiin ve Tebe-i Tabiin döneminde peygamberimizin (sav) bu eğitim faaliyeti esas alınarak Camiler yanında medreseler yapılmıştır. Medrese ile camiler iç içe yapılarak peygamberimizin (sav) bu sünneti ihya edilmiştir.

Bizzat peygamberimiz (sav) Ehl-i Suffe’nin ihtiyaçlarını gidermek ve onlara iman ve hikmet dersi vermek için çalışmıştır. Suffe ehlinin ihtiyaçlarını Beytül-mâle ve kendisine gelen malların büyük kısmını onlara ayırırdı. Sahabelerine suffe ehlini evlerine götürerek misafir etmelerini tavsiye ederdi. Bu sebeple bunlara “Edyâfu’l-müslimîn” Müslümanların misafirleri adı verilmiştir. (Buhari, Rikak, 17) peygamberimiz (sav) Ashab-ı Suffe’nin ihtiyaçlarını gidermeden evinin ihtiyaçlarına bakmazdı. Kızı Hz. Fâtıma (ra) kendisinden hizmetçi isteyince peygamberimiz (sav) sevgili kızı Fatıma’ya (ra) “Kızım, ben henüz Ehl-i Suffe’nin ihtiyaçlarını temin edebilmiş değilim” buyurmuşlardır.

Ehl-i Suffe de kendi geçimlerini temin etmek için dağdan sırtlarında odun taşımak, Medineli zenginlerin bağ ve bahçelerinde çalışmak gibi işleri yaparak ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Son derece ihtiyaç ve zaruret içinde olsalar da iffet ve vakarları onların başkalarından bir şey istemelerine izin vermiyordu. Yüce Allah onların bu izzet ve istiğnâsını överek şöyle buyurur: “Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayarak rızık için çalışma fırsatı bulamayanlara, izzet ve hayâlarından dolayı da insanlardan isteyemeyen, kendilerini iyice tanımayanların zengin zannettiği yoksul ve muhtaçlara verin. Onları yüzlerinden tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey istemezler. Harcadıklarınızı en iyi bilen ve size mükâfat verecek olan Allah’tır.” (Bakara, 2:273; Kurtubî, Câmiu’l-Ahkâmu’l-Kur’ân, 3:340) 

Peygamberimiz (sav) kendisine bir şey getirildiği zaman bunun sadaka mı, yoksa hediye mi olduğunu sorardı. Hediye ise bir kısmını kabul eder, kalanını, şayet sadaka ise tamamını “Ashab-ı Suffe”ye gönderirdi. Ashab-ı Suffenin sayısı zamanla değişmekteydi. Bunun için bazen burada kalanların sayısı peygamberimizi görmeye gelen misafirler de dahil bazen sayıları 300’ü bulduğu oluyordu. 
 
Peygamberimiz (sav) suffede bulunan sahabelerin her şeyi ile daha ziyade de ilim ve ibadet hayatı ile yakından ilgilenmekteydi. Bir gün peygamberimiz (sav) mescide girdi ve sahabelerin bir kısmını ibadet ile bir kısmının da ilim öğrenmek ile meşgul olduğunu gördü ve son derece memnun oldu. Önce ibadet edenlerin yanına geldi ve onlara “Siz gayet güzel bir şeyle meşgul oluyorsunuz. Yaptığınız en güzel ibadet ve hayırdır” buyurdu ve onları teşvik etti. Sonra ilim müzakeresinde bulunan sahabelerinin yanına geldi ve “Şunlar Kur’an okuyor ve ibadet ediyorlar. Allah bunlara dilerse verir, dilerse vermez. Ama sizler ilim öğreniyorsunuz ve öğretiyorsunuz. Sizin yaptığınız daha hayırlıdır. Şüphesiz ben de Allah tarafından sizlere muallim olarak gönderildim” buyurarak ilim öğrenenlerin yanına oturmuştur. Bu iki topluluk Ashab-ı Suffeden olup gündüzleri mescitte ilim ve ibadetle meşgul olur geceleri de “Suffe”yi yatakhane olarak kullanırlardı. (Ebu Davud, Büyu’, 36) Başta Kur’ân-ı kerim olmak üzere okuma ve yazma, fıkıh ve hadis öğreniyorlardı. Öğretmenleri de başta peygamberimiz (sav) olmak üzere Abdullah b. Mesut, Übeyy b. Ka’b, Muaz b. Cebel, Ebu’d-Derdâ, Ubade b. Samit gibi sahabenin ileri gelenleriydi.

En çok hadis rivayet eden Ebu Hureyre (ra) şöyle der: “Benim fazla hadis rivayet etmem garip görülmesin. Çünkü Ensar kardeşlerimiz çiftçilik ve ticaret ile meşgul olurlarken ben karın tokluğuna peygamberimizin (sav) yanından ayrılmayarak nasihatlerini yazıyor ve ezberliyordum. Onların şahit olmadığı pek çok şeye şahit oluyordum” demektedir. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah babasının evinde kalmayarak Suffe’de yatılı kalmış ve peygamberimizin (sav) yanından ayrılmayarak Kur’ân ve Hadis öğrenmiş ve fakih sahabelerin ileri gelenlerinden “Abadile-i Seb’a” olarak isimlendirilen yedi âlim sahabeden birisi haline gelmiştir.

Ashab-ı Suffa içinde Kur’an-ı Kerimin hıfzına çalışanlara “Kurra” denirdi. Peygamberimiz (sav) bunları çevre kabilelere “Muallim” olarak görevlendirirdi. “Raci” ve “Bi’r-i Maune” bölgesinde irşat için çevre kabilelere gitmekte olan 70 Kurrâ kalleşçe pusuya düşürülerek şehit edilmiş ve bu olay da Kur’an-ı Kerimin bir kitap haline getirilmesi için sebep teşkil etmişti.

Kureyşin ileri gelenleri peygamberimize (sav) gelerek yanında bulunan köleler ve fukara-i müsliminden olan sahabelerden Selman, Ammar, Bilal-i Habeşi ve Suheyb-i Rumî gibi kendisini dine ve imana adamış olan sahabeleri yanından uzaklaştırma şartı ile iman edeceklerini ve peygamberimize yardımcı olacaklarını ifade etmişlerdir. Bunun üzerine yüce Allah “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam ona dua edenleri sakın yanından uzaklaştırayım deme. Sana onların hesabı sorulacak değildir. Yoksa zalimlerden olursun” (En’am, 6:52) buyurdu. Bu ayetin “Ashab-ı Suffe” hakkında nazil olduğu rivayet edilir.

Peygamberimiz (sav) bu ayetin nüzulünden sonra “Allah’a hamd-ü senalar olsun ki, beni ümmetimin dünyaca fakirleri ve köleleri ile oturmam konusunda nefsime sabır ve sebat verdi. Hayatım sizinledir, ölümüm de sizinle beraber olacaktır” (Ebu Davud, İlim, 13) buyurarak sahabelerine sahip çıktı. 

Peygamberimiz (sav) Ashab-ı Suffe hakkında “Sizlere müjdeler olsun ey Ashab-ı Suffe! Sizler ve sizden sonra size benzeyenler kıyamette benim arkadaşlarım ve kardeşlerim olacaklardır” (Ramuze’l-Hadis İbn-i Abbas’tan (ra))    buyurmuştur.
 

 


Etiketler:  Sahabe Ashab Ashab-ı Suffe Suffe Mescid-i Nebevî Kurra Tabiin Tebe-i Tabiin
 
< Önceki   Sonraki >