|
M. Ali KAYA
“Kalıcı uzlaşmalar, ancak onlara derin dini boyutlar da katıldığında sağlanabilir.”
(Hans Küng)
Osmanlı bir ulus devlet değildi. Çok dinli, çok kültürlü ve hoşgörüye dayanan bir devlet idare sistemi vardı. Osmalının yıkılması ile ulus kavramının ortaya çıktığı devlet modelleri ortaya çıktı. Ancak bu milletlere huzur getirmedi. Gerek etnik ve gerekse dini farklılıklardan kaynaklanan çatışmalar ortaya çıktı. Ülkeleri parçalayarak, etnik kökenlere ayırarak bir arada huzurlu şekilde yaşayabilecekleri tezi fiilen çürümüş oldu.
İnsanların barış, uzlaşma, hoşgörü ve yardımlaşma kültürü ile bir arada yaşatacak olan yeni modellere ihtiyaç daha da artarak devam etmektedir. Teknolojik üstünlük ve askeri yönden güçlü olmak barış ve huzur içinde yaşamak için yeterli olmadığı her gün yaşanan olaylarla daha da netlik kazanmaktadır. Dünyanın gözü önünde yaşanan 11 Eylül İkiz kulelere yapılan saldırı ile küresel terörü önlemek için ABD’nin yaptığı askeri yaptırımlar anarşi ve terörü artırmaktan başka bir işe yaramadığı daha iyi görülmektedir.
Bundan sonra insanlık savaş ve çatışma istememektedir. 1945’li yılların Irkçı politikaları dünyada insanlığa baskı, zulüm ve savaştan başka bir şey vermedi. Bundan sonra 1980’li yıllara kadar yaşanan İdeolojik soğuk savaşların da insanlığa bir faydası görülmedi. Bilgisayar ve İnternet’in keşfinden sonra insanlık yeni bir dönem olan “Bilgi toplumu” ile tanışmaya ve “Bilgi Toplumu”na doğru ilerlemeye hızla devam etmektedir.
Bilgi toplumunun temelini yine din belirleyecektir. İnsanın manevi duygularına hitap etmeyen ve manevi yönden insanı doyuramayan bir bilgi insana huzur ve saadet getirememektedir.
Çok kültürlü bir eğitim günümüz dünyasının kaçınılmaz bir sonucudur. Kültürü şekillendiren din olunca din eğitiminin de çok kültürlü olması akademisyenlerin tezleri arasına girmiş durumdadır.
***
Eğitim bir etkileşim sürecidir. Bu devam eden uzun bir süreçtir. Eğitim basit bir sınıf aktivitesi değil, sınırları çok geniş olan sosyal ve kültürel bir aktivitedir. Günümüz dünyasında okulun eğitim ve bilgi üzerinde etkisi maalesef sınırlı kalmaktadır. Okul dışı etkiler öğrenciler üzerinde daha etkin olmaktadır. Ancak eğitim bir kavram olarak ele alındığında bilim, hizmet ve kazanımların tümünü ifade etmektedir.
Din eğitimi ister okullarda verilsin ister verilmesin insanı etkileyen en önemli bir eğitimdir. Doğru öğretilmezse insan üzerinde etkisi daha fazladır. İnsanın daha fazla ilgi alanını kapsamaktadır. Dinin temelinde Allah kavramı vardır. Allah kavramı ise dinler ve mezhepler sayısınca farklılık arz etmektedir. Zaten farklı din ve mezhepler Allah inancının doğru anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Bunun için din eğitiminin doğru ve sahih bir Allah inancı üzerine oturması gerekir.
Allah inancını insanların düşünceleri ve kültürlerini incelemekle doğru bir şekilde anlamak mümkün değildir. Sosyolojik araştırmalar ve psikolojik yaklaşımlar Allah inancını tarif etmez. İnsanların anlayışlarını yansıtır. Allah inancını doğrudan kutsal metinlere inmekle ve peygamberlerin öğretilerine bakmakla öğrenebiliriz.
Sonuç olarak:
Çatışmaları ve kavgaları önlemenin, hoşgörü ve huzurlu olarak bir arada yaşamanın formülü doğru Allah inancından geçmektedir. Çünkü Allah birdir ve tüm insanların rabbidir. Bu bilindiği zaman mesele daha aydınlanır.
|