| DİN BİLGİSİ NASIL VERİLMELİ |
|
|
|
| Çarşamba, 02 Nisan 2008 | |
|
M. Ali KAYA Bilgi belirleyici değil, etkileyicidir. Ancak belirleyici hususlar üzerinde etkisi olduğu için belirleyici diğer unsurlar ile beraber verildiği zaman uygulanabilir ve belirleyici olur. Din bilgisi de böyledir. Din bilgi kaynaklı olduğu için zorlayıcı değildir. Bilgiyi veren kimsenin bu bilgiyi sunabilme maharet ve tekniğ
ine göre etkileyici olur.Bilgiyi etkileyici kılan unsurlar: 1. Din dersi öğretmenerin ihlas ve samimiyeti: Öğretmenin etkileme gücü dersin bilgilerinden daha fazladır. Öğretmede samimiyeti, öğrenciye yaklaşımı, öğretme metotları ve teknolojiyi kullanımı dersin etkisini artıran hususlardır. 2. Öğreticilerin bilgiyi uygulama becerisi: Bilgiyi verenin o bilgiden öncelikli olarak faydalanması gerekir. Bilginin sahibine faydası olmazsa etkileme gücü de olmaz. Öğrenciler bilgiyi verenin ondan faydalanması ölçüsünde istekle bilgiyi almaya koşarlar. 3. Bilginin pratikte yarar sağlaması: Pratikte yararı görülen bilgiler daha kolay öğrenilir ve insanlar üzerinde etkili olur. Öğretmen bunu gösterebildiği ölçüde bilgisini daha kolay sunar. İnsana sağlanan yarar kadar kişiyi etkileyen bir şey yoktur. Öyle ise öğrenciyi ikna etmenin en pratik yolu faydasına inandırmaya çalışma yerine göstermektir. Gerçekte dini bilgiler yukarıda sayılan hususları bünyesinde barındırır. Bunu maharetli bir şekilde gösterebilmek öğretmenin yaşamasına ve maharetine bağlıdır. İnanca ve bilgiye anlam kazandırma ve hayata uygulanabilir hale getirme hususu öğretmenin öncelikli görevleri arasındadır. Din eğitim ve öğretiminin alelusul alışılagelmiş metotlarını bir tarafa bırakarak pratik, hayata uygun yeni metotlarla verilmesi din bilgisini daha anlamlı kılacaktır. Çağdaş eğitim metotlarının insanı merkeze alan, uzak ve yakın hedefler belirleyen, akla ve duygulara hitap eden metotlarını en iyi şekilde kullanmak gerekir. Aslında bu metotlar dinin özünde olan peygamberlerin pratikte uygulayarak bize örnek olduğu hususlardır. Dinin temel kaynaklarında bu konuda pek çok örnekler vardır. Sonuçta insanı tanımaya, kabiliyetlerini geliştirmeye ve faydalı insan haline getirmeye yönelik yapılacak her şey insana ve eğitime yarar sağlayacaktır. Din eğitimi de bunun dışında kalamaz. Bunu “Din Eğitimine” uygulayacak olan da “Din Dersi” öğretmenleridir. Din hayatın ayrılmazıdır. Dinden yoksun bir hayat inançtan, ahlaktan ve manevi değerlerden yoksun bir hayattır. Din başta iman olmak üzere manevi değerlerdir. Bu değerlerin insana ihtiyacı yoktur. İnsanın bu değerlere ihtiyacı vardır. İman, kişi inanmasa da biz zarar görmez; ama insan inanmazsa dünya-ahret saadetinden mahrum kalır. Doğruluk her zaman üstün değerdir; insan doğruluktan ayrılırsa kendine yazık etmiş olur, doğruluğa zarar gelmez. Manevi değerlerin tümünü bu şekilde değerlendirebiliriz. Din manevi değerler mecmuasıdır. Bizlerin bu değerleri yeniden keşfetmemiz ve sahip çıkmamız kendimizi geliştirmemizin ve mutluluğumuzun ön şartıdır. İnsanın saadeti ancak iman ve itaattedir. Serkeşlik ve başıboşluk özgürlük değil; kötü arzularımızın ve insanlık dışı hallerimizin esiri olmaktır. Manevi ve moral değerlerin insan hayatına ve dolayısıyla topluma hakim olması insanı da toplumu da yüceltir. Dinin dışında moral değerleri hayata hakim kılmak hem neticesiz, hem de imkansızdır. Manevi ve moral değerlerin hayata hakim olmasına dini hayatın canlanması denir. Bunun için: • Alışkanlıklarımızı terk etmeliyiz. Düşünce kabiliyetimizi öldüren en büyük amil alışkanlıklarımızdır. Kişi alışkanlıklarından kurtulduğu ölçüde hürdür. • İnancımızı taklitçilikten kurtarmalıyız. Önce “inanıyoruz zaten” diye başlayan ve inancımızı sorgulamayı ve araştırmaya dayanan güçlü bir imana sahip olmayı önleyen düşüncemizi değiştirmeliyiz. Kaynağını hakikatten alan bir iman şüphelerle yıkılmaz, bilakis güçlenir. Bunun için peygamberimize (sav) vesvese ve şüpheden sorulunca buyurdu: “O imanın kendisidir. İmandan kaynaklanır. İmanınıza güç verir. Siz bu durumda gerçeği bilenlerden öğrenerek imanınızı artırın.” Böylece imanımız bilgiye dayanmayan bir taassup hali yerine, ilim ve akılla bütünleşen, kainatın her yerine kök salan ve hakikatten gücünü alan bir imana dönüşür. Bu başlangıç tüm sonuçları müspete doğru etkileyecektir. • Bilgilerimizi hayata hizmet edecek şekilde dönüştürmeliyiz. Bilgi çağındayız. Bilgi kaynaklarımız her zamankinden fazla. Bilmediğimizden değil, faydalanmayı bilmediğimizden bilgiyi hayata hakim kılacak şekilde dönüştüremiyoruz. Soyut olan bilgiyi değişen hayat şartlarına uygun somutlaştıramadığımızdan faydalanamıyoruz. “Pilavı ısıtarak” “pişmiş aşa soğuk su katarak” cazibesini artıramayız. Malzemeden yeni yemekler yapmasını öğrenmeliyiz. Her gün yeni şeyler üretmeliyiz. Artık insanlar dondurmanın bile acılısını yaptılar. Bizim de “Eğitim Metotlarını” öğrenci ihtiyaçlarına ve zamanın şartlarına göre değiştirmemiz gerekir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|