| Eğitim Sistemimiz (Ropörtaj) |
|
|
|
| Cumartesi, 30 Ocak 2010 | |
Özgür Eğitim Sen Başkanı: Yusuf TANRIVERDİTürkiye’de eğitim sistemindeki problemler sosyalist, liberal, muhafazakâr, hatta Kemalist çevreler tarafından yıllardır dile getirilmektedir. Yapılan tartışmalara baktığımızda sürekli eğitime aktarılan kaynaktan, okullardaki eğitimin yönteminden, kaliteli kadro ihtiyacından, vs. dem vurulduğunu görüyoruz. Ancak “eğitim”in, ulus-devletlerin bireyleri biçimlendirme işlevinden hiç bahsedilmiyor. Aynı şekilde Türkiye’de eğitim sisteminin resmi ideolojiye nefer yetiştirme vazifesi, eğitimle ilgili tartışmalara yeteri kadar yansımıyor. Kritize.Net olarak bu sorunsalın peşinden gittik ve aradığımız cevapları Özgür Eğitim-Sen Başkanı Yusuf Tanrıverdi’de bulduk. Sendikacılık sektöründe yeni olan Özgür Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası, muadillerinin aksine oligarşik bürokrasiye ve her türlü dayatmaya “herkes için özgürlük, herkes için adalet” ilkesinden hareketle karşı çıkıyor; eğitim sistemini, sorunların kökenini de kapsayacak şekilde eleştiriyor, dahası özgürlüğü ve adaleti merkeze alan çözüm önerileri sunuyor.
Bildiğiniz gibi ülkemizdeki temel sorun demokrasi sorunu, özgürlükler sorunu... Bunu geliştirebilmenin yolu da elbette sivil toplumun gelişmesinden ve kendini ifade edebilmesinden geçiyor. Fakat Türkiye’de kurumlar vesayetçi, devlet merkezli, devletin izin verdiği kadar ya da devletle bir bağ kurabilirse sivil toplum örgütleri bu zamana kadar yaşayabiliyordu. Althusser’in bir tespiti var, “devletin ideolojik aygıtları” diye, bunların içinde sendikaları, dernekleri, aileleri vs. sayıyor. Devlet bunları kendi ideolojisinin taşıyıcı unsuru olarak örgütlüyor ve kullanıyor. Bu örgütleme ve kullanmadan dolayı Türkiye’de ne yazık ki sendikal hareket de gelişmiş değil. Yanılmıyorsam 1948’de mecliste cemiyetler yasası oylanıyor. O zamanki yapılan tartışmaya baktığımızda, vekiller diyor ki “sendika falan bize ters, o nedenle bu yasayı kırpıp kendimize uygun çıkarttık.” Bu yasa, derneklerin ve sendikaların kurulmasına yönelik bir yasa. O yasa çıktıktan sonra o zaman DP 20 küsur sendika kurduruyor, Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu şeklinde örgütleniyor. CHP de bir o kadar sendika kurduruyor, onlar da kendi çevrelerinde örgütleniyorlar. 1952’de bu ikisi evleniyor, ortaya Türk-İş doğuyor. Türk-İş’in tarihine baktığımızda, o dönemler komünist tehlike nedeniyle Avrupa’daki ve Türkiye’deki pek çok sendikalar ve dernekler anti-komünist hareket içerisinde örgütlendiler ve kullanıldılar. Türk-İş’in de genel politikaları bu şekilde devam etti ki süreç içerisinde 600 küsür tane yönetici ABD’ye gider ve eğitim alır. Bugün CHP ile birlikte en fazla gayrımenkule sahip olan bu ikisidir. ABD’den hükümete, hükümetten de Türk-İş’e aktarılan paraların olduğu söylenir. Bu, bir süre devam ettikten sonra partiler bakıyorlar, sendikalardan kendilerine ekmek var, her parti kendi sendikasını kuruyor. Tabelası sendika olan ama gerçek anlamda bir siyasal partinin uzantısı ve bir memur ya da işçi teşkilatı gibi hareket eden sendikalar türüyor. MİSK kuruluyor MHP’ye bağlı, ardından Hak-İş kuruluyor MSP’ye bağlı, ardından DİSK solu temsilen kuruluyor. Kamu sendikacılığı ise daha yeni biliyorsunuz. Oradaki örgütlenmeler de aynen işçi sendikaları örgütlenmeleri gibi daha çok partilerin arka bahçesi şeklinde oluşuyor. Bu nedenle de sakat bir sendikacılık kültürü gelişiyor Türkiye’de. Özgür Eğitim-Sen’in farkı nedir? Biz Özgür Eğitim-Sen olarak sendikacılığın bu şekilde yapılanmasının sendika mücadeleciliği açısından da üretici olamayacağını, ayrıca ülkenin demokratikleşmesi ve özgürleşmesinde gerekli katkıyı sağlayamayacağını düşündük. Çünkü bağımsız değiller, kendi güçleriyle, ilkeleriyle, idealleriyle kurulmadıkları için demokratikleşme ve özgürleşme konusundaki tavır ve tepkilerinde bağlı olduğu siyasi partiye endeksli oldu; yani konunun özüne ilişkin bir tutum geliştiremediler. Bu nedenle de mesela A konusunda çok özgürlükçü bir söyleme sahipken, B konusuna gelince çuvalladıklarını görüyorsunuz. Mesela Eğitim-Sen’in demokratik söylemine bakın, dindar kesime karşı katı bir tutumları vardır. Başörtülülerin özgürlüğü konusunda çuvallarlar, hem çalışma, hem eğitim konusunda inançları ölçüsünde yaşamalarının önüne geçerler. Öteki taraftan muhafazakâr sendikalar da zorunlu din dersine, yani alevilerin sünnileştirilmesi asimilasyonuna taraftırlar. Anadilde eğitim konusunda tavır koyarlar. Çünkü daha çok düşünce temelleri muhafazakâr-devletçi bir zihniyete dayanıyor. Baktığımızda her birinin bir taraftan arızası var. Biz kendimize temel olarak bir tek ilke koyduk ortaya: Herkes için adalet, herkes için özgürlük. Özgürlüğü ve adaleti “ama”sız ve bir taraf adına değil de, bu ülkede yaşayan; kimliğine, inancına, hayat tarzına bakmadan “benim canım yanıyor” diyen insanın yanında durabilmek konusunda samimi olmayı kendimize amaç belirledik. Temel olarak diğer sendikalardan farkımız bu. Bir, devletçi değiliz, ulus-devletin sanal kutsallıklarıyla kendimizi ifade etmiyoruz. İkincisi, temel değer olarak özgürlük ve adaleti alıyoruz. Bu temelde bireyin haklarını esas alan özgürlükçü bir toplumsal yapının oluşması gerektiğine inanıyoruz. Sendika olarak ne kadar bağımsız olabilirsek, değerler noktasında o kadar samimi davranışlar içinde olabiliriz. Herkesin hakkını hukukunu sahiplenebiliriz ve adaletin, özgürlüğün gelişmesi, yeşermesi noktasında sendikanın yapabileceği katkıyı yapabiliriz diye düşünüyoruz. Etiketler: Eğitim Sistemimiz Özgür Eğitim Sen Yusuf Tanrıverdi Demokrasi Sorunu Ulus-Devlet Eğitim Özgür Eğitim |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|