|
M. Ali KAYA
Dilediğinizi öğrenin, dilediğinize öğretin ancak amel etmedikçe onun mükâfatını göremezsiniz. Peygamberimiz (sav) “ümmetimin helaki günahtan korkmayan âlimler, cahil abitlerdir. Şerlilerin en şerlisi âlimlerin şerlileridir. Hayırlıların en hayırlısı da hayırlı âlimlerdir” buyurmuşlardır. İnsan önce kendisine nasihat etmeli, sonra başkalarına hizmet etmelidir. Peygamberimiz (sav) “Ümmetim için korktuğum husus âlimlerin yanılması ve münafıkların Kur’ân üzerinde mücadele etmesidir” buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav) ayrıca “bir kimsenin ilmi artar da ameli artmazsa Allah’tan uzaklığı artar” buyurmuşlardır. Bu durumda bu ilim onun hakkında hayır olmaz, şer olur. Peygamberimizin (sav) “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” buyurmasının hikmeti budur.
İmam-ı Mâlik (ra) “Senden ayrılmayan ve pratikte sana fayda veren ilimleri tahsil et ve onunla amel et” demiştir. Dehhak b. Müzahim “Selef ulemasına yetiştim. Birbirlerinden takva ilmini öğreniyorlardı. Bu günkü âlimler ise yalnızca kelam ilmini öğreniyorlar” demiştir.
**
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Karşılarında ayetlerimiz okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Onlar ancak Rablerine inanıp güvenirler.” (Enfal, 8:3) Yani, ilimle ve amelle gelen deliller arttıkça tahkiki imanı inkişaf eder, yakin ve imanları ziyadeleşir. (Elmalılı, 3:2367) Bu şekilde imanlarını artıran âlimler elbette Allah’tan daha çok korkarlar. (Fatır, 35:28) Bu durumda Allah’ın kudret eserlerini inceleyerek anlayan, akledip düşünenler ancak âlimlerdir. (Ankebut, 29:43)
Hz. Süleyman (as) bir gün atlarla gezintiye çıktı. Mesiregahta gezerken namaz vaktini biraz geçirdi. Bundan dolayı nefsine ceza verdi. Nefsini kınadı ve bundan dolayı ağlayarak Allah’tan af diledi. Yüce Allah onun bu durumundan razı oldu ve ona mükâfat olarak havayı emrine vererek peygamberine ikram etti. Hz. Süleyman (as) âlim olduğu ve ilmin değerini bildiği için Allah’tan daha ziyade korkuyordu. Âlimlere değer veriyor ve onları yakınına alıyor ve imkân hazırlıyordu. Bu nedenle büyük bir saltanata kavuşmuştu. Belkıs’ın tahtını yanına celbetmek için kendisine yardım etmek isteyen ifritlere ve cinlere itibar etmeyerek âlimlerden yardım istedi ve daha mükemmel bir surette tahtı celbederek hem insanların cinlere üstünlüğünü ispat ederek cinleri bir daha zelil etti, hem de ilmin ve ulemanın değerini yüceltti.
**
İlmin tesiri amel ile kendisini gösterir. Osmanlı ilk döneminde ilme ve amele büyük değer verirdi. İlmi başka bir amaç için değil, amel etmek ve ilimden fayda görmek için tahsil eder ve mutlaka ilmin gereğini yerine getirirlerdi. Köse Mihal’in Müslüman olmasının sebebi bir Osmanlı çocuğunun kayıp bir kuzunun annesini arayarak Tekfurların içine kadar giderek onlara esir düşmesidir.
Osmanlı delikanlısını yakalayan Tekfurlar onu Köse Mihal’in huzuruna çıkarırlar. Köse Mihal onu sorguya çeker ve çok beğenir. “Çocuğu böyle olan bir millet devlet olur” diyerek aşireti ile beraber Müslüman olur.
**
Peygamberimiz (sav) “Dünyanın Allah katında hiçbir değeri yoktur. İçindekiler ile beraber dünyanın fani yüzü Allah’ın lanetine uğramıştır. Ancak dünyadan Allah’ın değer verdiği şey Allah’ın zikri ve ilim sahiplerinin ilmi ile ilmi öğrenenlerin gayretidir” buyurmuşlardır.
Selef ulemasının değerli hocası olan Hasen-i Basri (ra) “Eğer âlimler olmasaydı insanlar hayvanlar seviyesinde kalırlardı. Âlimler insanları lâyık oldukları insanlık şerefine yükseltirler” demiştir. İnsanlar ancak bildikleri ile amel etmek ve bilmediklerini öğrenmekle âlim olurlar. Böylece hem kendileri olgunlaşırlar, hem de bulundukları toplumun seviyesini yükseltirler.
İnsanların hak ve hakikati kavramaları ve lütuf ve ihsanına ermeleri için kabiliyet şart değildir. Hakkı görmek, anlamak ve idrak etmek için kabiliyete gerek yoktur. Herkes Allah’ın lütfu ve keremi ile bulunduğu mertebe ve seviyede hakkı görür ve anlar. Bunun için edepli ve istekli olması yeterlidir. Edepsiz ise her nevi hayırdan ve rabbin lütfundan mahrum kalır.
İslam bilginleri demişlerdir ki “ilmin başı susmak, sonrası dinlemek, bundan sonra ezberlemek ve amel etmektir. Bundan sonra âlime onu yayma görevi düşer.” İlim yayıldıkça çoğalır ve çoğaldıkça fayda verir. İlmin amacı amel etmektir; ancak amel olmasa da ilmin kendisi ameldir ve bunun mükâfatı dahi sahibinin kurtuluşuna sebeptir.
Peygamberimizin (sav) “Tercümanü’l-Kur’ân” olarak isimlendirdiği Hz. Abdullah b. Abbas (ra) “İlimden daha üstün ve aziz bir şey yoktur. Âlimler pâdişahlara hâkimdir. Süleyman (as) ilimle saltanat arasında muhayyer bırakıldı. O ilmi seçti. Allah da ilimle beraber dünyâ saltanatı da ona verdi” buyurmuştur. Nitekim peygamberimiz (sav) “Dünyayı isteyen ilim öğrensin, ahreti isteyen ilim öğrensin, her ikisini de isteyen yine ilim öğrensin” buyurmuşlardır. İlim sahibi insanları Allah her iki dünyada da yüceltir.
İlimlerin şahı ve padişahı Kur’ân ilmi ve Kur’ânın ilmi ise “İman ilmidir.” Kur’an ilmine ve bilgisine sahip olan kimse başkasının maddi varlığını ondan iyi görürse Allah’ın büyük saydığını küçültmüş ve değer verdiğine değer vermemiş olur. “Allah’ı tanıtan ilim ile beraber olan az amel insana fayda verirken, Allah’a imanı artırmayan ve cehaleti artıran ilimle beraber çok amel fayda vermez” denilmiştir.
Peygamberimize (sav) “hangi amel daha faydalıdır?” denildi. Peygamberimiz (sav) “Allah’ın isim ve sıfatlarını tanıtan ilim her şeyden daha faziletlidir” buyurdular.
Midenin gıdası yiyecekler ve bedenin rahatı elbiseler olduğu gibi aklın nuru, kalbin ve ruhun gıdası da ilimdir, marifettir. İlmin amacı Allah’ı isim ve sıfatları ile tanımaktır. Bu ise insanın en değerli sermayesidir. İnsanın da yaratılış amacıdır. Bu nedenle İmam-ı Şafi (ra) “İlim sahibinin ilmiyle sevinmesi ve onunla övünmesi hakkıdır” demiştir.
**
Peygamberimiz (sav) “İlimden bir konu öğrenmek bin rekât nafile namaz kılmaktan daha hayırlıdır” buyurmuştur. Bu hakikati anlayan Ebu Muhammed Ata “Bir ilim meclisinde bulunmak yetmiş eğlence meclisinde bulunmaya kefarettir” demektedir.
Yüce Allah İbrahim’e (as) “Yâ İbrahim! Ben alîmim, bütün ilim sahiplerini severim” buyurmuştur. Peygamberimiz (sav) “Beni Allah’a yaklaştıracak ve ilmimi artıracak olan bir mesele öğrenmeden üzerime güneşin doğup batmasının hiçbir kıymeti yoktur” buyurdular.
**
Hz. Ali (ra) “İnsanlar ölüdürler, ancak âlimler diridirler. Âlimler ölüler içinde diri gibidirler” demiştir. Ebu Abdurrahman’a “Kâmil insan kimdir?” diye sordular. “Âlim olandır.” “Melikler kimlerdir?” diye soruldu “Zahitlerdir” şeklinde cevap vermiştir.
Peygamberimiz (sav) “Kıyamet gününde yüce Allah peygamberlere, âlimlere ve şehitlere şefaat yetkisi verecektir” buyurdular. Ayrıca “Dininizin hayırlısı kolay olup yapabileceğiniz ameller ve ibadetlerinizin hayırlısı da fıkıh ilmidir” buyurdular. Fıkıh, insana hayırlı ve faydalı olan bilgilerdir. Bu bilgilerin en hayırlısı “fıkh-ı ekber” denilen iman ilmidir. Bu nedenle “rütbelerin en yücesi ilmin insana kazandırdığı rütbedir” denilmiştir. Kişinin şerefi ilimle ve saygınlığı da ilmin mertebesine ve ilimle yaptığı ameline bağlıdır. Etiketler: İlim Alim Talim Taallüm İlmin Amacı Takva İlmi İman İlmi |