Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Eğitim arrow Peygamberimizin Tebliğ Görevi
Advertisement
Peygamberimizin Tebliğ Görevi PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 17 Kasım 2011

M. Ali KAYA
Tebliğ, “B-L-Ğ” kökünden ve fiilinden “Tef’îl” babında bir kelime olup, “resmî bir fermanı, kararı ilgililere ve halka duyurma, bildirme” anlamına gelmektedir. Din dilinde ise, “Allah’ın kullarına fermanını amacına uygun şekilde ve doğru anlayacakları tarzda duyurmak ve fermana uyulmasını, uygulamasını sağlamak” anlamına gelmektedir. Çoğulu “Tebliğât” dır. Kur’ân-ı Kerimde geçen “belâğ” kelimesi de “tebliğ” anlamındadır. Tebliğ kökünden gelen “Belağat” kelimesinin anlamı da “muktezay-ı hâle mutabık, yanlış anlaşılmayacak şekilde anlatmak ve ifade etmek” demektir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey Allah’ın elçisi olan peygamber! Rabbinden sana nazil olunanı insanlara duyur. Şayet bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Bu konuda insanlardan çekinme, muhakkak ki Allah seni her nevi tehlikelerden korur” (Maide, 5:67) ferman buyurarak “Tebliğ” görevinin peygamberlerin sıfatlarından olduğunu ifade buyurmuştur. Peygamberlerin görevi “Allah’ın fermanını halka tebliğdir.” (Maide, 5:99; Rad, 13:40; Nahl, 16:35, 82; Nur, 24:54; Ankebut, 29:18; Yâsin, 36:17; Şuara, 42:48; Tegabün, 64:12) Ancak bu sadece ilandan ibaret değildir. İlan etmekle, tebliğ etmek çok farklı şeylerdir. Tebliğ ilandan daha kapsamlı olup, ilan etmek, beyan edip açıklamak, emirleri uygulayarak göstermek, yasakları hayata geçirmek anlamına gelmektedir.

Yüce Allah “İnsanları Rabbin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde mücadele et” (Nahl, 16:125) buyurarak tebliğin nasıl hikmete uygun şekilde yapılması gerektiğini de beyan buyurmuşlardır. Bu ayette hikmet, akıl ve mantık kurallarına uymaktır ki peygamberimiz (sav) bunu “İnsanlara akıllarına göre konuşun, anlamayacakları şeyleri anlatarak dininizin yalanlanmasına fırsat vermeyin” (Ebu DAvud, Edeb, 20) buyurarak açıklamıştır. İkincisi “güzel öğüt”tür ki bu da “muhatabın sadece aklına değil, duygularına da hitap edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. “En güzel şekilde mücadele etmek” ise bütün tebliğ kurallarına azami derecede uymak ve uygulamak, “kolaylaştırmak, zorlaştırmamak, müjdelemek ve nefrete ettirmemek” gibi temel ölçüleri de dikkate alarak anlatmayı ifade etmektedir.

Şartlarına uyarak yapılan bir tebliğ Kur’ân-ı Kerimin ifadesi ile “Kur’ân ile yapılan en büyük cihaddır.” Nitekim “Ey Resulüm! Kâfilere boyun eğme, onlarla büyük cihad ile cihad et!” (Furkan, 25:52) fermanı bunu anlatmaktadır. Savaş en son çare olup “küçük cihad” tebliğ ise “cihad-ı kebir” cümlesi ile ifadesini bulan büyük cihaddır. (Zemahşeri, 1997/ Kâhire, Keşşaf, 4:125) Peygamberimiz (sav) “Cihad-ı Kebir” olan “Tebliğ” görevini aşağıdaki şekilde yapmaya çalışmıştır.

1. Güler yüz muhatabını karşılamış, edeple Kur’ân-ı Kerimden muhatabın durumuna göre ayetler okuyarak tatlı dille, aklî ve mantıkî delillerle açıklamıştır.

2. Kabiliyetli ve zeki olan gençleri kendi hâne-i saadetine davet etmiş, onları kendi evlerinde ziyaret etmiş ve özel ilgi göstererek görüşmüş, “iman hakikatlerini” onlara anlatmıştır. Önce Kur’ân-ı Kerimden ayetler okur, daha sonra insanın yaratılış amacını anlatır; meselesini varlıklardan göze, akla ve duygulara hitap eden deliller getirerek izah eder, aklı ikna ve kalbi tatmin etme yolunu takip ederdi.

3. Akrabalarını ve inanan müminleri belli zamanlarda evine davet eder, kendilerine ziyafetler verirdi. Daima eli açık ve cömert davranırdı. Fakir ve muhtaçların işlerini bizzat yapar, onlara iyilik ve ihsanda bulunurdu.

4. Halkın çoğunlukla bulundu çarşı ve pazarlara gider, onlarla sohbet ederdi. Hac mevsiminde kabilelere ait çadırlara gider, kabilenin ileri gelenleri ile konuşur ve onlara davasını anlatırdı.

5. Ticaret kervanlarını ve hac için gelenleri ziyaret eder, onlara davasını anlatırdı. Kabilenin ve kafilenin liderleri ile görüşür ve genellikle onları muhatap alırdı.

6. Kendisini ziyarete gelenlere memnun olur, en güzel şekilde mütevaziyane ağırlar ve bütün ihtiyaçlarını gidermeye çalışır, sorularına makbul ve muknî cevaplar verirdi.

7. Kendisine karşı yapılan bed ve kötü muamelelere sabırla ve yumuşaklıkla mukabele eder, misliyle karşılık vermezdi. Zulmedeni affeder, esirgeyene verir, gelmeyene giderdi. Hiç kimsenin kalbini kırdığı vaki olmamıştır. Bu yüksek ahlakı imansızların insafa gelmelerine ve İman Hakikatlerini dinlemelerine sebep olmuştur. Dinleyince de akılları ikna ve kalpleri tatmin olmuş ve imana gelmişlerdir.

8. Yetiştirdiği dava arkadaşlarını çeşitli beldelere ve kabilelere göndererek halkın arasına katmış ve onlara “Kur’an-ı Kerimi” okuyarak tebliğ etmelerini, halkın arasındaki anlaşmazlıkları gidermelerini, güzel ahlakla muamele etmelerini ve peygamberim sünnetini öğretmelerini, bunu yaparken daima kolaylık göstermelerini istemiş ve “Müjdeleyin nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın” ferman etmiştir.

9. Herkese seviyesine ve içtimai hayattaki konumuna göre davranılmasını istemiştir. Devlet adamlarına diplomasi ile itibar ve makam sahiplerine makamlarına münasip şekilde, halka, avama şefkatle, lütufla ve inayetkârane yaklaşmış ve sahabelerine de böyle davranmalarını istemiştir. “İnsanlara seviyelerine göre davranın” ferman etmiştir.

10.  Allah’ın farzlarının ihmaline asla müsamaha göstermediği gibi, yasaklarına son derece riayet etmiş, asla taviz vermemiş ve sahabelerinden de bunu istemiştir. Ancak insanların hata ve kusurlarına, kabalıklarına ve anlayışsızlıklarına hoşgörü, af ve müsamaha ile yaklaşarak onların kalplerini kazanma yolunu seçmiştir.

Her bir maddede ifade edilen tebliğ görevinin yüzlerce örneğini “Siyer” ve “Hadis” kitaplarında bulmak ve örneklendirmek mümkündür.


Etiketler:  Tebliğ Ferman Kuran Beyan Güler Yüz Tatlı Dil Akıl Hikmet
 
< Önceki   Sonraki >
HIKMET
KURAN
AKıL
TEBLIğ
BEYAN
GüLER YüZ