Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow AVRUPALILARIN İLERLEME SEBEPLERİ
Advertisement
AVRUPALILARIN İLERLEME SEBEPLERİ PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 06 Mart 2008
M. Ali KAYA
18. asırdan itibaren Avrupa’nın Rönesans ve Reform çabaları, madenleri işlemeleri, yeni kıtalar keşfetmeleri, mazlum milletlerin servetlerini yağmalamaları, Osmanlının gerilemesi ve ona bağlı olarak Müslümanların kendilerini geliştirecek yeni atılımlar yapmaması sonucu Avrupa ilerledi, Müslümanlar ise geri kaldılar. Kilise ise ezeli haçlı zihniyetinden kaynaklanan bir taassup ile bunu dinlerinin doğruluğuna mal ederek İslam düşmanlığını daha da artırdı. Bilhassa 19. asırda şöyle diyorlardı: “Nerede bir Müslüman varsa fakir, gafil ve bedevidir. Nerede bir Hıristiyan varsa ona nispeten medeni, uyanmış, zengin olmuştur. Bu bizim dinimizin hak olmasındandır.” Bunun propagandasını yapmaya başladılar.

Bediüzzaman onların bu desisesine karşı şöyle cevap verir:
Ey Müslüman! Avrupa’nın ilerlemesinin biri maddi diğeri manevi iki sebebi vardır. Sen onların desisesi ile mevcudiyetimizin hamisi ve muhafızı olan İslamiyet’ten elini gevşetme. Dört elle sarıl. Yoksa mahvolursun.

Sonra Avrupa’nın ilerlemesinin maddi sebepleri üzerinde durur. Bunlar:
1.    Avrupa’nın gelişmeye müsait fıtri vaziyetidir. Bunlar da yüzölçümü itibariyle dar olması nüfusun yoğunluğunu netice verir. Güzeldir, insanları kendine çeker. Medeniyetin temeli olan demir ve kömür madeninin çoklukla bulunması. Denizin karalara girmesi limanların ve deniz yollarının çok olmasını netice vermiştir. nehirlerin kıtanın içlerine kadar girerek gemilerin içinde dolaşmasına müsait olacak kadar hacimli olması da ticaretin artmasına sebep olmuştur.

2.    Avrupa’nın yüzölçümü tüm kıtalara nispeten beşte bir iken dünya nüfusunun dörtte birini barındırması ve nüfus yoğunluğunun çok olması da gelişmesini sağlayan en büyük etkendir. Nüfus yoğunluğu ihtiyacın artmasını sağlar. Adet ve görenek de ihtiyaçların yaygınlaşmasına hizmet eder. Bu ihtiyaçlar ziraat ile giderilemediği için bu durum sanat, yani sanayinin gelişmesine hizmet etmiştir. Merak ilme, sıkıntı da sefahate hocalık ederek ilmin çoğalmasını ve eğlence sektörünün canlanmasını sağlamıştır.

3.    İlim ve sanata yönelme nüfus yoğunluğundan kaynaklanır. İnsanların kabiliyetleri de kalabalık toplumlarda, şehirlerde gelişir. Avrupa bu yönüyle de fenni ilimlerin gelişmesine müsait bir zemin oluşturmuştur. Deniz ve nehirlerin karaların içine girmesi de şehirleşmeyi, seyahati ve ticareti artırmıştır. Seyahat ve ticaret ise tanışmayı, insanların birbirlerinin fikirlerinden, sanatlarından etkilenmeyi, bu da rekabeti ve yarışı doğurmuştur.

4.    Bir de işin psikolojik, sosyal ve siyasal boyutu vardır. Her şeyi geç almak ve geç bırakmayı sağlayan normal soğuk iklimi de insanların çalışmalarına sebat ve metanet vererek medeniyetlerinin devamını sağlamıştır. Kilise taassubundan kaynaklanan baskıcı idareler yerine ilme ve akla dayanan devletlerin ortaya çıkması ve ilmi gelişmelere destek olmaları Avrupalıların kabiliyetlerini geliştirmiştir.

Manevi sebeplere gelince:
1.    En büyük manevi sebep “Nokta-i istinaddır.” İnsanı en ağır ve büyük işlerin üstesinden gelmesini sağlayacak en önemli şey dayandığı manevi güç ve destektir. Avrupalıların desteği ise kendi dindaşlarına her yerde hayat verme amacına dönük olan, engizisyon taassubu ve maddiyyun dinsizliği ile yoğrulmuş medeniyetidir. İngilizler medeniyetlerinden aldıkları güçle “Hürriyet” maskesi altında nerede bir Hıristiyan bulsa sahip çıkarak hakkını korumaya ve onu canlandırmaya çalışmaktadır.
 
2.    Onları canlandıran diğer önemli manevi sebep ise “Emel”dir. Bizi öldüren en mühim sebep ise yeistir. Medeniyetleri ile gururlanarak birbirlerine sahip çıkan ve geleceğe ümitle bakan Avrupa ilerlerken, ümitsizliğe düşen ve din kardeşine sahip çıkmayan Müslümanlar gerilemektedirler

Bütün bu maddi ve manevi sebepleri sayan Bediüzzaman bize çıkış yolunu da göstererek şöyle demektedir:
“Ey Ehl-i İslam! İşte küre-i zemin gibi ağır, âlem-i İslamiyete çökmüş olan musibet ve devahiye karşı nokta-i istinadınız, muhabbet ile ittihadı; marifet ile imtizac-ı efkarı; uhuvvet ile teavünü emreden nokta-i İslamiyet’tir.”
 
< Önceki   Sonraki >