| EKONOMİK KRİZİN ÇARELERİ |
|
|
|
| Pazar, 05 Nisan 2009 | |
|
1929 büyük buhranı ile şu an sürmekte olan küresel kriz arasında temel ayrım nedir? Benzerdir diyebilir miyiz? Öncelikle her ikisinde de benzer olan; karşılıksız para basma yolu, piyasalardaki parasal genişleme, bazı sektörlere aşırı kaynak aktarımı, bunun sonucu olarak da borsaya olmak üzere hisse senetlerine aşırı talep ve fiyatlarda müthiş bir şişkinlik ve bunun sonucunda da oluşan balonun patlaması her ikisinde de ortaktır. Ayrıştığı taraf ise 1929 bunalımında küreselleşme bu boyutta değildi. Bugün küreselleşmenin etkisi ile ülkeler arasındaki duvarlar aşıldı. Öncelikle para ve sermayenin, daha sonra mal ve hizmetlerin hızlı dolaşımı söz konusu oldu. Yani dünya ekonomileri eskiye oranla şimdi daha fazla içiçe girmiş durumdadır. Bu açıdan dünyanın her tarafında çıkan bir olumsuzluk kolaylıkla yayılabilir hale geldi. Yani 29’da süreç daha yavaş işlerken bugün olası bir kriz eskiye oranla daha hızlı yayılır oldu. Kimi ekonomistler; dün olduğu gibi bugün de “piyasaları serbest bırakırsanız olacağı budur” diyorlar. Sizce haklılar mı? Kesinlikle değiller. O gün de, bugün de krizin ana sebebi devletin enstrümanlar ile piyasaya müdahale etmesi, karşılıklı para basarak likidite bolluğu yaratarak piyasayı şişirmesidir. Yani temel sorun finansal genişlemedir. Peki buna sebep olan ne? Devlettir. Parasal genişlemenin başlangıç noktası devlettir. Hepimizin kulağına hoş gelen “ekonomiyi canlandırma” gibi söylemlerle devlet piyasaya müdahale ediyor. Örneğin bütçe açık veriyor, devlet açığı finanse etmek için para basıyor. Parasal genişleme, kredi mekanizmasını tetikliyor. Kredi genişlemesi belli sektörlere aşırı talep yaratıyor. Kısa dönemde insanlar paradan para kazanıyor. Talep canlanıyor. Kısa yoldan köşeyi dönme hevesi ile bunlar katlanıyor. Sürü psikolojisi ile birilerinin yaptığını herkes yapıyor. Kısa dönemde bir cennet yaratılıyor. Daha sonra bazı sektörlere aşırı talep olması fiyatları şişiriyor, tabi bu sahte cennet sonuna kadar gitmeyeceği için devlet günün birinde bu parasal genişlemeye bir fren yapmak zorunda kalıyor. İşte o gün bu saadet zinciri kopuyor. Ne yapılması gerekirdi? İktisadi yasaların gereği olarak ekonomisi zayıflayan ülkenin parası da zayıflar. Fakat ABD’de ekonomi zayıflamasına rağmen dolara olan talep hala devam ediyor ve dolar değerini koruyor. Bunun sebebi nedir? 2. Dünya Savaşından sonra Bretton Woods sisteminin bir gereği olarak dolar, dünya rezerv parası olarak deklare edildi. Bütün dünyadaki paralar da dolara endekslendi. Dolar da altına endeksli idi. İsteyen istediğinde elindeki doları, belirlenmiş olan kurdan altına dönüştürebilirdi. Oysa 70’li yıllarda çeşitli sebeplerle dolar ile altın arasındaki bağlantı kopartıldı. Buna rağmen dolar rezerv para olarak devam etti. Yani ülkeler kendi dış ticaretlerini kendi paraları üzerinden değil de dolar üzerinden finanse etmeyi sürdürdüler. Merkez bankaları dolar biriktirmeye devam ettiler. İthalat ve ihracatın yanında petrolün de fiyatı dolar üzerinden yürütülmeye başlandı. Bunun sonucu olarak da dolaşımdaki paranın yüzde sekseni, merkez bankalarının rezervlerinde tutulan yabancı paranın da yüzde altmışını dolar oluşturmaktaydı. Ekonomide işler ters gitmeye başladığında ülkeler kendi paralarına değil de dolara sığındılar. Bunun sonucu olarak da doların değeri arttı. Bugün de aynı şey devam etmektedir. Gitmez, gidemez. Bunun için ülkelerin uyanmaları ve ABD’ye boşu boşuna senyoraj vergisi vermekten vazgeçmelerinde fayda var. Ticaretlerini ya kendi paraları üzerinden ya da başka paralar üzerinden yapmaları gerekir. Eğer böyle olursa ABD bütçe açığı verdiği zaman, dış açık verdiği zaman bu açıkları karşılıksız para basarak finanse edemez hale gelir. Şu an ABD canı sıkıldığında karşılıksız dolar basıp dünyaya vererek kendi iç piyasasını etkilemeden dünyayı haraca kesmektedir, senyoraj vergisi toplamaktadır. Buna son vermemiz gerekir. Öbür türlü ABD ekonomisi kötüye giderken dolar yükselmeye devam edecektir. Krizle birlikte kimi ülkelerde sosyal devletin ağırlığının arttığını görüyoruz, refah devletine doğru bir yönelim var, piyasaya müdahale gittikçe artmaya başladı. Pure-liberal modelden uzaklaşılıyor sizce bunun sebebi nedir? Marx’ın öngörüleri gerçekleşiyor diyebilir miyiz? Hayır gerçekleşmiyor. Marxist, kolektivist, sosyalist buna İslamcı, radikal dinci, ulusalcı çevreler de dahil olmak üzere zihniyet olarak dünyaya kolektivist bir pencereden bakan çevreler Marx’ın öngörülerini adeta bir peygamber kehaneti gibi algılamışlardır. “Komünist Manifesto”dan bu yana müzmin bir şekilde kapitalist sistemin sonunu bekleyen insanlar var. Maalesef 150 yıldır bekliyorlar. Sanırım yıllarca da bekleyecekler. (gülüyoruz) Marx’ın kapitalist sistemin sonunun geleceği, devrimlerin hangi ülkelerde çıkacağı, sınıfsal topluma geçiş gibi öngörülerinin hiç biri tutmadı. Üstelik tersine sonuçlar çıktı. Örneğin Sosyalist sisteme geçişin kapitalist ülkelerde olacağını söyledi. Gördük ki Sovyetler, Çin gibi köylü toplumlarında ortaya çıktı. İkincisi kapitalist sistem 1850’li yıllardan bu yana çok kez krize girdi, yine gördük ki bir şekilde yeni modeller geliştirerek yoluna devam etti. Aynısını şimdi de yaşamaktayız. Bu kapitalizmin kıyameti değildir. Çeşitli önlemlerle yine yoluna devam edecektir. Etiketler: Ekonomik Kriz Radikal Kararlar Krizin Çareleri Prof. Dr. Mustafa Acar Dünya Krizi ABD 1929 Buhranı |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|