| Faiz Neden Yasaklamıştır? |
|
|
|
| Cuma, 26 Kasım 2010 | |
|
M. Ali KAYA Allah bir şeyi emreder farz olur, yasaklar haram olur. Bir şeyin niteliği değişmediği sürece isminin değişmesi sonucu değiştirmez. Oruç ve namaz neden farzdır ve içki neden yasaktır? Allah böyle emretmiştir. Aynı şekilde faiz de Allah yasakladığı için haramdır. Ancak Allah’ın bütün farzlarının ve haramlarının pek çok ferdî ve sosyal faydaları olduğu malumdur. Elbette faizin de pek çok ekonomik, sosyal ve ferde ait faydaları vardır. Ama ne var ki, Allah’ın emrini bir kenara bırakıp sadece faydalarına yönelmek, yapılan işi ibadet olmaktan çıkarır. İbadet ise emr-i ilâhi olduğu için emre uymak demektir. Kulluk emre itaat olmaktan çıkar “maslahat” ve “menfaate” kayarsa bu muameleden zarar gören veya yarar görmeyenin ibadet etme gerekçesi ortadan kalkmış olur. Bu ise saçmadır. Faiz yasağı da, zekât emri de bu kuralın dışında değildir. Hayat yardımlaşmanın sonucudur. Allah kainata yardımlaşma kanunun koymuştur. Hayat bir mücadele değil, yardımlaşmadır. İnsanlar yardımlaşma ile ayağa kalkmakta, yardımlaşma ile hayatını devam ettirmekte ve yardımlaşma ile kendisini ve toplumu geliştirmektedir. Her konuda yardıma muhtaç olan insan ekonomik ve mâlî yönden daha fazla yardıma ihtiyaç duyar. Paraya ihtiyaç duyan biri parası olandan bir miktar borç istemektedir. Parayı veren kişi, muhtacın çaresizliğinden istifade ederek bir dizi şartlar ileri sürüp bundan faydalanmak ister. Muhtaç olanın ise bu şartları kabul etmekten başka çaresi yoktur ve pazarlık yapma gücü de yoktur. Para sahibi kendisinden ve kazancından emindir. Parayı alan ise kazancından emin değildir ve çalıştığı, sermaye olarak aldığı paradan hem kendisi kazanacak, hem de para sahibini kazandıracaktır. Kazanamazsa kendisi emeğinin karşılığını alamadığı için iki misli zarar edecek ama borç aldığı kişiye kazandırmaya devam edecektir. Borcunu ödemek için evindeki ve elindeki zaruri ihtiyacı olan mallarını da elinden çıkarmak zorunda kalacaktır. Faiz yardımlaşmayı ortadan kaldırır, yapılan yardımın Allah rızası için olmasına mani olur, menfaati esas alır ve kişiyi ubudiyet ortamından uzaklaştırır, sebeplerin ve menfaatin esiri yapar, borç alanı iki misli zor durumda bırakır. Faiz insanı tesiri sebeplere veren bir anlayışa ve şirk ortamına sürükler. Günümüzde materyalist ve inkârcı felsefe faiz sistemini kurup ekonomiyi her şeyin belirleyici unsuru haline getirmiş ve insanlığı menfaatin ve maddenin esiri yapmış ve insanlığın rahatını ve huzurunu kaçırmıştır. Faizi ekonominin olmazsa olmazı ve kilit kavramı haline getirmiştir. Zenginlik kaynakları Allah’ın kudreti ve iradesi ile insanlığa bahşettiği toprak, maden, su, hava, güneş, nemalanan evcil hayvanlar, zirâî bitkiler ve mallar, ormanlar ve su ürünleridir. Bunların üretimi insan ihtiyacının karşılanması ve tüketimi için yapılan faaliyetler çalışmayı gerekli kılar. Faizi meşrulaştırmak isteyen görüşler en makul olarak kendilerine göre “kişi elinde bulunan bir miktar parayı birine veya bir bankaya bir yıl süreyle verdiği zaman o parayı kullanma hakkından vazgeçmektedir. Şayet bir sene o parayı kullanmış olsaydı onunla büyük kazanç elde edecekti. Faiz parayı kullanma hakkından vazgeçmenin karşılığıdır” derler. Ama paranın sadece kullanımını kazanç getirmediğini dikkate almazlar. Para, malın değerini belirleyen ve malı satın alan bir mübadele aracıdır. Ancak alınan mal kendi kendine değer kazanmaz. Bilakis kendi kendine bırakıldığı zaman bozulur, kaybolur, çalınır ve değerini yitirir. Bu mal ancak “emek” verildiği ölçüde korunur, nemalanır ve değer kazanır. Kazanç para ve malın karşılığı değil, ona verilen emeğin karşılığıdır. Kişi emeğini ve alın terini mala katmadığı sürece malın değeri artmaz. Allah’ın yarattığı varlıklara değer biçmek mümkün değildir ve o malların hakiki değeri parasal değeri değildir. Bir malın parasal değeri o malı üretmek, taşımak ve pazarlamak için insanın gösterdiği gayret ve emeğin karşılığıdır. Meşru kazanç budur. İnsanın ihtiyaçlarını karşılamak için yaptığı mübadele ve alışveriş ticareti canlı hale getirir. Bu nedenle ticari hayat ayrı bir kazanç kapısı olmuştur. İnsanların üretim, tüketim ve ticari faaliyetlerini doğru ve verimli kılmak eğitimi, meydana gelecek birçok haksızlıkları önlemek hukuku ve insanların aralarındaki yardımlaşmayı sağlamak da devleti ve memuriyeti gerekli kılmıştır. Faiz bütün bu fıtrî ve normal işleyişi ve sosyal hayatın verimli akışını bozar, zenginlere haksız kazanç sağlar, para sahiplerine tembellik, israf ve sefahatin kapısını açar. Yardımlaşmayı, merhameti ve dolayısıyla insanlığı ortadan kaldırır, ahlakı tahrip eder.
Dünyamızın geçirdiği ihtilallar ve dünya savaşlarının arkasında sermaye sahiplerinin fakir ülkeleri sömürge haline getirmesi ve faizin ekonominin gereği kabul edilerek fakirleri ve fakir ülkeleri zor duruma sokması, yani “emek ve sermaye mücadelesi” vardır. 1914-1918 Birinci Dünya Savasının sebebi bu olduğu gibi, 1941-1945 yılları arasında çıkan II. Dünya Savaşının sebebi de yine “Emek-Sermaye Mücadelesi”dir. Bu savaş sonunda akıllarını başlarına alan dünya liderleri “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” düzenlemek ve “Temel Hak ve Hürriyetlerden” herkesin istifade etmesi gerektiği konusunda fikir ve sözleşme birliğine varmışlar ve günümüze kadar bunu geliştirmişlerdir. Ancak “Faizi” ekonominin gereği olarak kabul ettikleri için ekonomik olarak dünyanın rahat ettiği söylenemez. Günümüzün krizleri faizden kaynaklanan ekonomik krizlerdir. Beşer rahat etmek ve krizlerden kurtulmak istiyorsa Kur’ânın emrini dinlemeli ve yardımlaşma aracı olan “Zekatı” prensip edinmeli ve emeğin düşmanı olan “Faizi” yasaklamalıdır. Kendi aralarında “Karz-ı Hasen” dediğimiz Allah için menfaat karşılığı olmayan borç vermeyi kendilerine “ekonomik yardım” vasıtası yapmalıdır. Milletlerin ve toplumdaki avam ile havas gibi tabakaların barışı ve huzuru ancak bu şekilde sağlanabilir. Faizin yasaklanmasının sebebi haksızlığın kaynağı olmasıdır. Ödünç paranın karşılığında fazlalık alınması ya borçluyu veya alacaklının haksızlığa uğraması kaçınılmaz olmaktadır. Bankalar “müşterisine güneşli havalarda şemsiye tutup yağmurlu havada çeken kurumlar” olarak bilinirler. Ayrıca bankerler ve bankalar hem ödünç alanı hem de ödünç vereni ve kendilerine güvenen halkı defalarca mağdur ederek çok sayıda dramatik olaylara ve krizlere neden olduğu bilinen bir gerçektir. İnsanların yıllarca biriktirdikleri tasarrufları, emekli ikramiyeleri ve ücretler faiz ve yüksek kazanç hevesi ile bankerlere verildi ve bankalara yatırıldı ve sonra batırıldı. Saadet zincirleri koparak pek çok saf para sahiplerini mağdur ederek intiharlara kadar sürüklediği bilinen ama ders alınmayarak unutulan gerçeklerdir. Yakın tarihimizin 1994 ve 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinin banker ve bankalar tarafından oluşturulduğunu çok çabuk unuttuk. Sayısız firma iflas ederek ticari hayata son verdi. Binlerce mağdur perişan oldu. 25 banka battı ve sahipleri hapislere girdi. Krizin faturasını ise masum ve mağdur halka çıkarıldı ve haksız yere milyonların üzerine yıkıldı. Dünyadaki ekonomik buhranların sebebi olan faiz ve onların kapısı ve kabı olan banka ve finans kurumlarının bu derece yaygın olmasının sebeplerinden en önemlisi de Müslüman ekonomist ve hukukçu ilim adamlarının yardımlaşma aracı olan “Zekat” ve “Karz-ı Hasen” prensiplerini sistemli hale getirerek “Kurumsal” hale getirememiş olmalarıdır. Peygamberimiz (sav) zekat memurları tayin ederek “kurumsal” hale getirmiş olduğu halde daha sonra ilim adamları “zekat” ve “karz-ı haseni” “oruç” gibi bireysel ibadet olarak algılamış ve bireylerin vicdanına bırakmışlardır. Halbuki “ilim” “namaz” ve “hac” gibi ibadetlerin uygulamasını kurumsal hale getirmişler ve sistemli kurumlar oluşturmuşlardır. Bu ihmalin Müslümanlara ve insanlık âlemine ne derece zarar verdiği yaşanan tecrübelerle ortaya çıkmıştır. Karz-ı Hasen, Nüzûr ve Sadakat ile beraber “Zekat” kurumsal hale getirilerek insanlığın yararına çalıştırılmış olsaydı “Faiz” ile işleyen Finans Kurumları ve Bankalara ihtiyaç kalmayacak ve büyük sermayeler oluşturulabilecekti. Kur’ân-ı Kerimin Faizi Yasaklaması: Yüce Allah faizi yasaklarken tedrici bir metot takip etti. Önce bileşik faizi yasakladı ve “Ey iman edenler! Kat kat faiz almayın” buyurdu. Daha sonra “Yahudilerin yasaklanan faizi almaları, insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı cezalandırıldıkları” ifade edildi. Son olarak da “Faiz yiyenler mahşerde şeytan kendilerini çarpmış gibi kalkarlar. Bu onların alışveriş de faiz gibidir demelerindendir. Gerçekte ise Allah alışverişi helal faizi haram kılmıştır” buyurarak faizi alışverişten ve ticaretten ayırarak kesinlikle haram kılmıştır. Devam eden ayetlerde ise “Eğer tövbe eder faizden vazgeçerseniz ana paranız sizindir. Böylece ne zulmetmiş ne de zulme uğramış olursunuz” buyurarak paranın meta ve mal olmayıp tedavül aracı olduğunu, paranın mal ve meta olarak görülüp alınıp satılamayacağı, helal kazancın ancak emek ve çalışma sonucu ve nemalanması ile olduğunu belirtmiştir. Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesinde “Cahiliye ribasından olan her çeşit riba kaldırılmıştır; ancak ana sermayeniz sizindir. Böylece ne zulmetmiş olursunuz, ne de zulme uğrarsınız” buyurmuşlardır. Bu ayet ve hadisler “Ödünç ve borç” olarak verilen para üzerinden herhangi bir hak ve menfaat temininin olamayacağını açıkça ifade etmektedir. Alacaklının borcunu tam olarak tahsil etme hakkına haiz olduğunu da açıkça belirtir. İslama göre borcun zamanında ödenmemesi zulümdür. Bu nedenle alacaklının zamanında borcunu isteme ve eksiksiz alma hakkı vardır. Ancak borucunu erteleyerek borçluya mühlet tanıması ve genişlik göstermesi de Kur’ân-ı Kerimin tavsiyesidir. Etiketler: Bankalar Alışveriş Ticaret Mal Faiz Yardımlaşma Menfaat Maslahat Zenginlik Kaynakları Faiz Neden Yasaklanmıştır |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|