Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow Faiz Nedir?
Advertisement
Faiz Nedir? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 26 Kasım 2010

M. Ali KAYA
Borç karşılığı zamanı kiralamak ve anapara/re’sü’l-maldan fazlasını almaya faiz denir.
  Aynı ayar 100 gr altını peşin veya vadeli 120 gr altına satmak ve aradaki fazlalığı almak faizdir.    Yani, faiz ödünç verilen paradan alınan kârdır. Faiz oranlarının artması ve eksilmesi sonucu değiştirmez.

Faiz iktisatçılara göre kaynakların tasarruf ile tüketim arasındaki bölüşümünü tayin eder. Tasarruf üzerinden verim elde etmeyi hedefler. Ana sermayeyi korumakla beraber paranın kiralanmasını ve borcun süresi üzerinden kazanç sağlamayı amaçlar. Faizin en yaygın olan bu kısmına “borç faizi” denir. Finans kurumlarına paralarını yatıranların elde ettiği kazanç olan faiz ise, mal ve hizmet kullanımın ertelemenin karşılığıdır. Sermaye sahibi parasını korumakla beraber bu paradan çalışmadan para kazanmak için finans kurumlarına yatırmakta ve paranın kirasını alarak kazanç sağlamaktadır. Asıl yasak olan ve dinimizin haram kıldığı faiz kazancı budur.

Bankalar para sahibi ile borç alan arasında bir aracı konumundadır. Dolayısıyla faiz sistemi bireysel ilişkiler sonucu değil kurumsal faaliyetler sonucu işlemektedir. Her iki durumda da faiz parayı kullanmanın bedeli olmaktadır. Ancak sermaye sahibi olan ve parayı ödünç olarak veren için borçlunun bu parayı kullanıp kullanmaması şart değildir. Paranın mülkiyetinin borçluya geçmiş olması yeterlidir. Belli bir süre borçlu parayı elinde tuttuğu sürece parayı kullansın kullanmasın, o paradan ihtiyacını gidersin veya gidermesin, kazansın veya kaybetsin ödeyeceği zaman anaparası ile beraber faizini vermek durumundadır. Bu durumda faiz borç veren için bir gelir, borçlanan için ise bir maliyettir. İslamiyet bu ve buna benzer alışverişlere “riba” adı vererek anapara veya ana mal üzerine verilen artışı, ziyadeyi ve nemayı gerek nakit gerekse mal olsun ayırt etmeyerek yasak kapsamına almıştır. İslam hukukçuları “faiz, alım satımda şart kılınan fazlalıktır” şeklinde tarif ederek haram kazanç olarak belirlemiştir.

Faizin Tarihi:
Faiz ilk çağlardan ve paranın bulunmasından itibaren başlayan ve yaygın ekonomik bir hastalıktır
. Bu nedenle bu hastalık insanlık tarihi kadar eskidir. Bütün hak dinlerde faiz yasak olduğu gibi filozoflar ve ekonomistler de faizin sosyal ve ekonomik bir hastalık olduğunu kabul ederek alınmasını ve verilmesini haksızlık olarak kabul etmiş ve yasaklanmasını istemişlerdir. Borç üzerinden kazanç sağlamayı hem ahlâkî, hem insânî açıdan sakıncalı bularak adalet ve ahlak ilkelerine aykırılığını ortaya koymuşlardır. 

Aristoles “Politika” isimli eserinden faizi eleştirir ve “En fazla tiksinmeyi hak eden kazanç şekli faizdir. Bu paranın kendi varlığından kaynaklanan bir gelirdir. Para bir tedavül aracı olarak ortaya çıkmıştır ve böyle de olması gerekirken doğrudan kazanç vasıtası olması paranın çoğalmasını ve haksız kazanç kapısının açılmasını sağlamıştır. Bu nedenle ahlâkî değildir. Kazancın kutsallığını ve haklılığını sağlayan emeğe aykırıdır. Bu nedenle faiz fıtrata aykırı bir kazanç kapısıdır” der.

Hıristiyan azizlerinden Saint Thomas d’Aquin de “Para doğrudan bir mal değildir ve ancak bir mübadele aracıdır. Bu nedenle alınıp satılamaz. Parayı kullanma karşılığı faiz istemek haksızlık ve hatta hırsızlıktır. Bu bir şeyi iki defa satmak demektir. Faiz neyin karşılığıdır? Şayet zamanın karşılığı ise hiç kimsenin zamanı almaya ihtiyacı yoktur. Zaman Allah’ındır ve bütün insanlar için ortaktır. Bu nedenle zamanı kiralama ve bunun üzerinden fayda sağlamak Allah’a karşı işlenmiş bir suçtur ve emeksiz kazanç da haramdır” demektedir.

Gerek Roma Hukukunda gerekse eski Yunan yasalarında çeşitli gerekçelerle faiz yasaklanma yoluna gidilmiştir. Yahudi şeriatı olan Kanun’da, yani Tevrat’ta faiz yasaklanırken Hz.  İsa (as) da faizi reddetmiş ve havarilerine karşılıksız yardımlaşmayı öğütlemiştir. Bu nedenle kilise uzun süre faize karşı direnmiş, ama kapitalizmin baskısı karşısında zamanla bu direnci kırılmıştır.

Avrupa’nın aydınlanma döneminde Jean Kalvin (1509-1564) faize sadece tüketim açısından bakmamış, üretimi dikkate alarak paranın bir üretim aracı olduğunu kabul etmiş ve üretim amaçlı faizli para alınmasına cevaz vermiştir. Bu da bankerlerin ve bankaların önünü açmıştır.  Kalvin’in faizi meşru saymasından sonra Calvinistlerin beşiği olan Cenevre Medeni Kanunu faizi yasallaştırmıştır. Daha sonra John Knox İskoçya’da ve VIII. Henry İngiltere’de faiz yasağını kaldırdı. Böylece faiz meşru hale gelmiş oldu.

Faizin bu şekilde meşru hale gelmesi Yahudi’lerin işine yaramıştır. Yahudi zenginleri parayı sermaye olarak kullanıp para üzerinden para kazanma yolunu kendilerine kazanç kapısı edinmiş ve faizci ekonominin iplerini ele geçirmişlerdir. Muharref Tevrat da bu konuda kendilerini desteklemektedir. Nitekim Tevrat’ta “Yabancıdan faiz alabilirsiniz ama kardeşinden almayacaksınız. Böyle yapın ki mülk edinmek için gideceğiniz ülkede el attığınız her işte Rab sizi kutsasın”  diye yazılmıştır.

Faizciliği Yahudiler meslek edindikleri içindir ki Bediüzzaman “Lemaat” isimli eserinde “Riba, İslam’a Zarar-ı Mutlaktır”  başlığı altında özetle şunları ifade eder. “Faiz tembellik verir, çalışma şevkini söndürür. Faizin kapıları ve kapları bankalardır. Bankaların faydası insanların en fena kısmı olan gavurlaradır. Gavurların da en fenası olan zalimleredir. Zalimlerin de en fena kısmınadır, onlar da sefihlerdir. İslam dünyasına mutlak zarardır”  demektedir.

Faizi geçim vasıtası yapan, sermayeyi para kabul edip onu kullanarak yeryüzünde fitne ve fesat çıkaranlar Yahudilerdir. Onların bu durumunu Kur’ân-ı Kerim bizlerle gayet çık ve net bir şekilde açıklamaktadır. “Sen Yahudileri hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulursun”  “Onların çoğunu günaha, zulme ve haram yemeye koştuklarını görürsün”  Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar, Allah bozguncuları sevmez”  “Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin”  gibi ayetler Yahudileri anlatmaktadır. Bediüzzaman bu ayetlerin yorumunda şöyle der: “Yahudileri anlatan bu ayetler Yahudilerin sosyal hayatı altüst eden, emek-sermaye mücadelesini kışkırtarak fakirleri zenginlerle çarpıştıran, hile ve hud’a ile mal toplayarak  kat kat / mürekkep ve bileşik faiz alarak bankaları tesisine sebep olan Yahudilerdir. Bunu yaptıkları için her milletten nefret görmüşlerdir. Hırs sebebi hasaret olduğu için mahrum kaldıkları ve daima zulüm gördükleri hükümetlerden ve galiplerden intikam almak için her çeşit fesat komitelerine karışarak ve her nevi ihtilale parmak karıştırmışlar ve ihtilalleri körüklemişlerdir.

Merkantilistler faizi sermayeni kirası olarak kabul ederler. Parayı, yani kapitali mal olarak kabul eden bu görüş kendisini “arazi ve gayr-i menkullerin kirası” olduğu gibi faizi de paranın kirası olarak kabul eder.  Adam Smith ve David Ricardo gibi klasik ekonomistler de faizi ödünç paranın sağladığı kârın alacaklıya yansıması olarak kabul etmiş ve savunmuşlardır. İçinde bulundukları sanayileşme süreci ve bu süreçte sermayeye duyulan ihtiyaç, başka bir alternatif bulunamadığı için “Faizi” meşru hale gelmesini sağlamıştır. Şayet Müslümanlar “zekat ve sadaka” ile “karz-ı hasen” kurumları oluşturulmuş olsaydı faize ihtiyaç duyulmadan büyük bir sermaye oluşumu sağlanabilirdi.

Daha sonra Karl Marks, faizi tabiata aykırı ve ahlaksız bir kazanç yolu olarak kabul ederken John Maynard Keynes faizin tasarruf için geçerli olmadığını savunmuş ve faizin yatırımları teşvik etmek yerine engelleyeceği tezini ortaya atmıştır. Günümüz dünyasında başta ABD olmak üzere pek çok devlet Keynes’in “Devletin sınırlı olarak ekonomiye müdahil olması” gerektiği tezini uygulamaktadır. Bilhassa krizlerle boğuşan dünya devletleri devletin müdahalesini krizden kurtulmak için çare olarak görmeye devam etmektedirler.

Günümüzde Uygulanan Faiz Çeşitleri:
Normal faiz vadenin sonunda anapara ile beraber ödenir.
Buna basit faiz denir. Bu nevi faizin hesabı da kolaydır ve ilan edilen faiz oranı ile gerçekleşen faiz arasında fark yoktur. Kâğıt üzerinde faiz denilince kastedilen ve müşterinin bildiği faiz de budur. Ancak günümüz bankalarında uygulama bu şekilde değildir.

1. Bileşik Faiz: Faizi çoğaltan, borçluyu zora sokan ve şaşırtan “mürekkep/bileşik” faizdir. Yani, faize de faizin işletilmesidir. Bir yıl vadeli bir ticari kredide borç tasfiye edilmeden evvel senede dört defa faiz tahsil edilir. Bu nedenle bankanın müşteriye ilan ettiği % 60 faiz gerçekte % 75 oranında gerçekleşir. Bu aylık tahsillerde ve kredi kartı borçlarında daha yüksek orandadır.

Hiçbir banka veya finans kurumu kredi müşterisine bileşik faiz oranını söylemez. Bu sözleşmelerin görünmeyen ince ve ufak yazılarında saklıdır. Ancak aynı bankalar hazine bonosu pazarlarken müşteriye sağladığı karı nemadaki bileşik faizi ön plana çıkararak bildirmektedirler. Bu nedenle bileşik faiz borçlu için çok tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir.

2. Iskonto Faizi: Faizin hesap edilerek  önceden ana paradan düşülmesi suretiyle net bakiyenin ödenmesidir. Bu da borçlu yönünden kesinlikle aldatıcıdır. Banka veya faktöring şirketinin gösterdiği % 40 olarak ifade edilen 6 aylık banka faizi gerçekte % 56 olarak gerçekleşir.

3. Temerrüt Faizi: Borcunu zamanında ödemeyen borçluya daha yüksek oranda bir faizin tatbik edilmesidir. Burada borçlunun kötü niyetli olduğu ve kasten borcunu ödemediği varsayımına dayanır. Burada borçlunun kusurlu olup olmadığı araştırılmaz. Borçlu kusurunu ispat ederek bu faizden kendisini kurtaramaz.

4. Gecikme Faizi: Alacağını vadesinde tahsil edemeyen alacaklının bu sebeple uğradığı farz edilen zararın karşılığı alınan faizdir. Alacaklının zararını ispat etmesi gerekmez. Borcun ödenmesinin gecikmesi yeterli bir sebeptir.

5. Cezâî Fâiz: Sözleşemeye uymayan borçluya uygulanan faizdir. Sadece para borcu için değil her türlü borç için uygulanabilir.

6. Kânûnî / Yasal Fâiz: Yasalardan doğan ve taraflarını iradesine bağlı olmayan fâizdir. Taraflar mukavelede fâiz şartı koymasalar bile para borcunu zamanında vermeyen aleyhinde kanunların uyguladığı fâizlerdir. Bilhassa kişinin devlete karşı olan borcunu zamanında ödememesi durumunda yasal faiz devreye girer ve devlet haciz yoluyla bu borcu faizi ile beraber tahsil eder.

7. Akdî Fâiz: Alacak için nasıl bir faiz türü ve oranı uygulancağına dair yasal bir hüküm olmamasına rağmen tarafların karşılıklı iradesi ile bir faiz oranı kararlaştırılarak mukaveleye konabilir ve zamanında ödenmeyen borç için bu faiz devreye girebilir. Buna da “Akdî Faiz” yani sözleşme gereği uygulanan faiz denir.


Etiketler:  Faiz Borç Kâr Ödünç Borç Faizi Tasarruf Banka Finans Kurumu Faizin Tarihi Faiz Çeşitleri Bileşik Faiz Yasal Faiz
 
< Önceki   Sonraki >