Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow Faiz Üzerine: Tanımlar ve Sorular
Advertisement
Faiz Üzerine: Tanımlar ve Sorular PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 20 Ağustos 2009

Said Bahadır KAYA
www.kritize.net

Belirli bir süredir, iktisadi eylemlerin vazgeçilmez unsurundan birisi olan “faiz” kavramı hakkında okumalar yapıyorum. Ekonomi ile, iktisat ile aram çok sıkı fıkı olmasa da, faiz kavramı, daha fakültemin ikinci senesi okutulan “Genel Ekonomi” derslerinden beri ilgilimi çekmiştir.  (O dersi de ikinci alışta zor geçmiştik) Sonraki dönemlerde yok mühendislik ekonomisi, yok finans,yok para-banka, yok yatırım vs. her yerde faiz kavramını bir şekilde ele aldık, hesaplara kattık. Faizin bu kadar önemli, bu kadar vazgeçilmez bir kavram olmasından dolayı, gündelik yaşantımızda arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde, tartışmalarda da hep gündemimizde oldu. Ne yazık ki, şahsım dahil birçok kimsenin temel bir kavram olmasına karşın faiz hakkında yeterli derecede bilgi sahibi olmadığını gözlemledim. Özellikle dini anlamda “faiz”, tartış tartış ucu bucağı gelmeyen bir konu ve faizi tartışırken dini anlamından ayrı bir kavram olarak ele almak imkansız. Bu doğrultuda faiz kavramını dini çerçevede ele alan basit ve açıklayıcı bir yazı yazma ve faizle ilgili, dini konularda ihtisas sahibi insanlara kimi sorular sorma isteği hasıl oldu bünyede.

Önceden belirteyim, ele aldığım konular ve örnekler herkesten önce beni bağlar. Dini anlamda söz sahibi birisi olduğumu düşünmüyorum, keza iktisadi anlamda da. Tüm bu yazdıklarım tamamen benim düşüncelerimdir ve elbette eksik/yanlış tabirler ve örnekler içerebilir. Doğrusunu öğrenmek isteğim ise, bu yazıyı yazmamdaki temel maksattır.

Bir kere, faiz Kur’an-ı Kerim’de Bakara 275, 276, 278, Al-i İmran 130, Nisa 161, Rum 39 ayetlerinde kesin bir dille yasaklanmıştır. Lakin faizin ne olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Yani “şu şu faizdir, şunlar şunlar faiz değildir” gibi bir ayet ile, Elmalılı Mealinde ben karşılaşmadım. Dolayısıyla, faize yüklenen anlamlar ile, Kuran’da ve hadislerde geçen faiz kavramları arasında farklılıklar olabilir.

İktisadi anlamda faiz, anaparadan arta kalan her türlü değer fazlalığına denilir. Bu bağlamda amiyane tabirle bankaya yatırılıp kazanılan para da faizdir, her türlü komisyonculuk ve kira, danışmanlık ve finansman paraları da faizdir. Oysa dinen bu iki para kazanma yolunda haramlık-helallik cihetinde fark vardır. Mesela kira, komisyon vs. giderler haram değildir, haram olması düşünülemez de. Faizi oluşturan 3 bileşen vardır, bunlar enflasyon (deflasyon), kira ve risk primidir.

Aristoteles'e göre de faiz doğal olmayan kazançtır. Çünkü faiz parayı kullanmayı engeller, yatırıma teşvik etmektense, para olarak durmasına, üzerinden kazanç elde edilmesine sebebiyet verir. Oysa paranın amacı mübadeledir. İslam’da faizin yasak olmasını, zekat vermenin farz olması ile birlikte düşündüğümüzde, sermayeyi tamamıyla yatırıma yönelten bir sistem olduğu sonucunu çıkarabiliriz. İslama göre yatırımdaki malın zekatı verilmez, mesela bir binanın kirasına zekat düşerken, binanın kendi maliyetine zekat verilmez. Bu durum, insanları yastık altında para biriktirmekten, yatırıma yöneltmeye teşvik etmiştir. Fakat faizin yasak olması, toplumu kitlesel bir kalkınmaya sürükler (ama ne yazıktır ki, anonim şirket gibi küçük yatırımcıların sermayedar olup büyük birikimler oluşturduğu bir sistem, yahut benzeri geliştirilmemiştir. Ve evet, belki de gerek duyulan zamanda geliştirecek ekonomik ve siyasal şartlar oluşmamıştır...) Çünkü kimse faiz geliri ile anaparadan kazanmak gibi bireysel  bir yola başvurmaz. Yani en azından faizin yasak olmasının bir hikmeti de budur. İslamda ekonomik kalkınma bu derece önemlidir. Ne yazık ki, günümüz ekonomisinde kalkınmanın yolu ise, faizden geçer. Çünkü yatırım için gerekli sermayeyi, kimse kimseye faizsiz bir şekilde vermez. Durduk yere kimse kendi parasını yoktan var da edemez.

Yaptığım, kaba tabir ile yüzeysel olsa da, önemli olduğunu düşündüğüm dini literatür taraması sonucu elde ettiğim sonuçlardan birisi şu; Üzerinde tüm din alimlerinin buluştuğu bir nokta varsa, o da "riske ortak olma durumunda kazancın helal olduğu"dur. Bu sistem, günümüz "faizsiz kazanç"cılarında uygulandığı gibi, yüzyıllardan beri, çok basit düzeyde, köylünün karına ve zararına ortak olduğu durumlarda tarlasını başka bir köylüye kullandırtması (icar) şeklinde de uygulanmaktadır.  Demek ki ortada "risk" varsa, verilen borçtan kazanılan para haram olmuyor.

İslam’da borç para vermek vardır, kara ve zarara ortak olunduğu durumlarda da, kazanç yolu helaldir. (Faizsiz kazanç, kar-zarar ortaklığı, Asya Finans, Kuveyt Türk vs. faizsiz bankacılık kısaca.) Bu duruma bir örnek verelim. Diyelim ben para sahibiyim. girişimcinin biri benden para istedi ve bir yatırım yapacak. Girişimcinin bu yatırımdan, yüzde 50 ihtimalle yüzde 200 kazanacağını yüzde 10 ihtimalle de paranın tamamını kaybedeceğini düşünelim. Şimdi eğer ben sermayedar olarak sadece kazanç olacağını düşünüp, yatırımın riskini göze almadan, yüzde 200 karın yarısı olan yüzde 100 faiz ile borç verirsem, alacağım para haram olacaktır. Şayet, riskleri de beraberinde alırsam, yeni sonuca göre alacağım para da değişmezse, para helal olmaktadır, çünkü eğer yatırım patlasaydı benim param da patlayacaktı. Aynı sonucu veren iki farklı durumdan birisi haram iken, diğeri helaldir.

Burada da şu soru kafamı kurcalıyor, bir yatırımın olası sonuçları biliniyorsa, (ihtimal oranları da) bekenen değeri  ölçüsünde genel faiz uygulamak haram mıdır? Yukardaki örneğe göre, 100 para birimi ile yatırımın beklenen değeri, [(0.5*300)+(0.4*100)+(0.1*0)=190 liradır. Bu durumda, 100 para birimine, ilgili süre için 45 lira (karın yarısı) faiz koymak haram olur mu?

Faiz neden vardır? Çünkü sermaye sahibi, yatırım yapmak ister ki, birikimini büyütsün. Fakat borç vereceği zaman yatırım yapmaya elinde para kalmaz, dolayısıyla muhtemel bir yatırım sonrası kazançtan olur (ya da para tekrar gelene kadar ertelemiş olur). O zaman "sen beni muhtemel kazancımdan ettin, bana bunun yerine şu kadar ekstra para vereceksin" der. Yani bir bakıma, paranın zaman değeridir, fırsat maliyetidir. O parayla elde edilecek getiri ertelendiği için faiz talep edilir. Bu, faizin 3 temel bileşeninden birisi olan "Kira" kavramıdır. Fakat bir yatırımın sonucu her zaman, "mutlak getiri" olmayabilir. Çünkü her türlü yatırım, içerisinde "risk" barındırır. Parasını borç veren ve faiz uygulayan kişi/kurum vs. sanki "kesin kazançtan" olmuş gibi bu parayı talep eder ki, faizin haramlık durumu da burada başlar... Aynı şekilde, "riski olmayan" yani Kur'an'ın tabiri ile "sa'ye (emeğe) dayanmayan" kazanç da haramdır. Fakat, burada şöyle bir soru geliyor aklıma, ortada getirisi mutlak bir kar durumu söz konusu ise, ve bu kar da helal bir kazanç ise, borç verilmesi durumda, içerisinde risk taşımayan bu kardan olunuyorsa, vereceğim borç içerisine bu karı faiz olarak dahil etmek haram olur mu? Bunu bir örnekle açıklayayım, bir evim var ve aylık 100 para birimi kira elde ediyorum, bir yıl boyunca da kira getirim sözleşme ile sabit. Birisi benden borç istedi, evi sattım. Fakat evi sattığım için 1200 para birimi mutlak kardan oldum. Bu durumda, karşı tarafın da kabul ettiği bu borca 1200 lira faiz istemek helal olur mu? Bunlar hep cevaplanması gereken sorular.

Şunu da ekleyelim, faiz her türlü semavi dinde yasaktır. Çünkü, faiz paranın zaman değeridir. Oysa zaman, insanın iradesinde olmadan akıp giden bir kavram. Zaman illa ki akıp gidecektir, yani zamanın durması "riski" yoktur, Allah'ın tayin ettiği bir değişkendir. Dolayısıyla Allah'ın tayin ettiği bir değişken üzerinden para kazanılması da hiçbir semavi dinde hoş görülmemiştir. Lakin burada başka bir şey de aklıma takılmıyor değil... Üretim şekilleri, bilindiği gibi değişik değişiktir. Mesela sayısını artırarak üretim... Mesela mekan değişkeni ile üretim... (bir malı başka bir yere götürüp değerlenmesini sağlamak, yurdışına fındık ihraç etmek gibi, orada yok burada var mantığı). Üretim şekillerinden birisi de "zaman değeri" ile üretimdir. Tarihi eser yahut yıllanmış şarap gibi.  Sadece zaman akıp gider ve mal değerlenir. Şarap hadi alkolden ötürü kafadan haram, fakat tarihi eser haram mıdır, değil midir bilemiyorum. Dolayısıyla, paranın zamanın akıp gitmesine paralel değerlenmesinin haramlık-helallik durumunu bilmiyorum.

Enflasyon (deflasyon) durumu; Peygamberimiz veda hutbesinde “Her türlü faiz yasaklanmıştır; ancak ana sermayeniz sizindir. Ne haksızlık yapın, ne de haksızlığa ve zulme uğrayın” buyurmuştur. Bu demek oluyor ki, ana paranın değerlenmesi durumunda getiri helal olmaktadır. Ana paranın yeni değeri ölçülebilir olduğu zaman, yatırım sonucu sözkonusu paradan fazla bir para varsa, bu para helaldir. Bu, akıllara "enflasyon zammı" kavramını getirir, şöyle ki; eğer ben bugün 10 para birimi borç verdiysem ve bugün 10 para birimi ile 10 ekmek alabiliyorsam, ertesi yıl, parayı geri alacağım zaman ekmek 2 para birimi oldu ise,20 para birimi talep etmemin helal olduğudur. Bu yargıya sadece ben varmadım, birçok dini literatürlerde de karşılaştım. Ekonomide, nominal değer ve gerçek değer hesaplamaları var ki, bu hesaplamalar ile değer bazında aynı paranın bir yıl önceki miktarı belirlenebilir. Bu ölçüde koyulan faizin helal olduğu, Diyanet tarafından da bir fetva ile belirtilmiştir. Tabii aynı mantık doğrultusunda, deflasyon durumunda eksi değerde faiz oranı belirlemek gerekir.

Faiz kavramı, içerisinde risk primini de barındırır. Risk primi nedir? Bir yatırımın riskine bağlı olarak, riske yönelme yahut riskten kaçma durumuna göre değişen ekstra değerdir. Bir örnek verecek olursak, eğer ortada bir yatırım varsa, aşağı yukarı yatırım kararlarının muhtemel sonuçlarını biliyorsak, risk durumlarına göre, yüksek riskli ama çok kazandıran bir karar vermektense, düşük riskli ama az kazandıran bir  yolu tercih ediyorsak, riskten kaçan bir profil sergiliyoruz demektir. Her insanın bu “riski göze alma” derecesi bir fayda fonksiyonu ise, yatırım kararlarının beklenen değerleri ile bu fayda fonksiyonunun karşılığı olan değerler arasındaki fark, risk primidir. Yani garantici davranmanın bile bir bedeli vardır. Mesela elimizde yarı ihtimalle 100 para birimi kazandıran bir piyango bileti olsun. Bu piyango biletinin beklenen değeri nedir? 50 para birimidir. ( [(0.5*100) + (0.5*0)]=50 )Fakat, riskten kaçma eğilimindeki bir kişi bu bileti 30 para biriminden satmaya razı olabilir. Aradaki 20 para birimi, bileti riski ile beraber satın alan adamın risk primidir.

Şimdi, eğer bu konuyu anlamışsanız, şuna bir bakın... Borç verilen her para, beraberinde bir risk getirir, “geri ödeyememe riski”... Borç veren kişi/kurum vs. bu riski her borç verişinde göze almaktadır. Bu yüzden faiz oranları, kişiden kişiye, kurumdan kuruma değişir. Faiz hesaplanırken, kredi isteyen firmanın finansal analizi yapılır, borcunu nasıl ödeyecek, ödeyebilecek mi? Bunlar analiz edilir. Peki bu riski göze almanın bir karşılığı olmalı mıdır? Bu da cevaplanmayı bekleyen bir soru benim  açımdan.

Açık ekonomilerde faizin konumunu ve kullanım amaçları doğrultusunda kullanımlarına ilişkin basit  bir örnekleme sunayım;

Durum 1- Elimde bir miktar para vardır ve gider bankaya yatırırım. “Her ay belirli bir miktar faiz geliri elde eder, gül gibi geçinip giderim, ana paramda da bir değişiklik olmaz” durumu. Ya da, “param yoktur, fakat cebimde evime ekmek götürecek param bile yokken, zaruri olmayan bir ihtiyacımı gidermek için (mesela tatile çıkmak, arabayı değiştirmek vs.)  bankaya gider kredi çekerim, bir süre sonra daha çok para veririm” durumu. Bunların muhtemel sonucu şudur, zengin daha zengin olur, fakir daha fakir olur. Haksız kazanç elde edilir ve ahlaksız bir durum olmasının yanında, dinen haramdır.

Durum 2- İnsanların bir ihtiyacı vardır. Benim de bu ihtiyacı gidermeye yönelik bir iş fikrim vardır, gerçekleştirmek için paraya ihtiyaç vardır. Para bulabileceğim faizsiz bir yer yoktur, para bulmamın tek yolu, faizli bir kredi çekmektir. Gider bankaya kredi çekerim. Fikrimi hayata geçiririm, hem para kazanırım, hem de insanların ihtiyaçlarını gidermiş olurum. Belki de, sayemde birçok insanın eline para geçer, ailelerinin karnını doyurabilirler. İşsizlik probleminin giderilmesine yardımcı olurum. (Faizler düşerse, işsizlik azalır, işsizilik azalırsa faizler daha da düşer, yüksek faiz ise ekonomide likidite sıkıntısından kaynaklanan bir problemdir. Yani paraya olan talep çok fazladır ama borç para verecek adam azdır. Az para da, haliyle pahalıdır.) Daha sonra, krediyi faizle birlikte öderim. Bu durumda zengin daha zengin, fakir biraz daha zengin olur. Mecbur kaldığım için, faizli kredi çekmişimdir, çünkü fikrimi hayata geçirmenin yegane yolu budur.  (Günümüz açık ekonomilerinde faizsiz kredi bulunabiliyorsa bana da haber verin, gerçekten güzel bir iş fikrim var.)

Bu iki durumdan çıkarttığım iki sonuç var. Birincisi, durum-1’de ele alınan “ben salağım” ve “ben canavarım” durumu. Salak insan sömürülmeyi haketmiştir, çünkü zaruri bir ihtiyacı yokken faiz ödemektedir. “Canavar” ise, insanların salaklıklarından faydalanan,  haksız kazanç elde eden, haram yiyen kişidir.

İkinci sonuç ise birinciden farklı. Bir kere niyet halis. Siz iddia edebilir misiniz ki, birinci durumdaki adam ile ikinci durumdaki adam Allah katında aynı derecede günahkar olmuş? Bence mutlak adalet sahibi Yüce Allah’ın katında farklı değerlendirilecek iki farklı durumdur bunlar. Kaldı ki, yukarıda İslam’ın ekonomik kalkınmaya olan bakışını nazarlara sunmuştum. (Tekrar belirtme ihtiyacı hissettim, bunlar sadece benim düşüncelerim, burada dini bir fetva veriyor değilim, ama bu konuda tatminkar bir cevap almak isterim.) Demek ki, faiz aynı anda hem toplumların geri kalmasına, ekonomik krizlerin çıkmasına sebep oluyor, aynı şekilde, doğru kullanıldığında toplumların  ilerlemesine, ekonomik olarak kalkınmasına da sebep oluyor. Silahlar insanları öldürmez, insanlar insanları öldürür...  Şahsen; madem kurtulmak imkansız, o halde doğru amaçlar dahilinde kullanmasının yanlış olmayacağını düşünüyorum.

Şimdi kabul etmek gerekir ki, faizsiz bir ekonomik kalkınma modeli yoktur. Faizsiz bir ekonomik model  geliştirilmeye çalışılmış ama kayda değer bulunmamıştır. Kayda değer olsa bile, günümüz açık ekonomik modelinden, faizsiz modele geçiş maliyeti inanılmaz yüksek olur ve bunun faturasını sırtlanmak isteyen kimseyi bulamayız. Faizin olmadığı tek ekonomik model, mülkiyet haklarının bulunmadığı komünizmdir. Çünkü kapitalist düzende fakirlere borç verecek zenginler,  zenginlerden de borç isteyecek fakirler vardır (ve aracı kurumlar tabii ki).  Fakat komünizmde zaten halk fakir, devlet zengindir. Fakir borç veremez, kimse de devletten borç istemez, çünkü ihtiyaçlar bu düzende devlet tarafından belirlenir. Kimsenin şahsi isteği “ihtiyaç” görülmediği için, bu ihtiyacı gidermek adına kredi vermek mantıksızdır. Ekonomik kalkınma dedik... Komünizmde “kalkınma” olmadığı için bu faslı es geçmek daha doğru aslında. (“Aaa faiz yokmuş, ne güzel, İslam’la nasıl bağdaşan bir şey şu komünizm” diyenleri duyar gibiyim.. Sahi, bi “müslüman sol” vardı, ne oldu acaba?)

Yüzyıllardır din alimleri, müftüler, vaizler faizin haram olduğunu dillendirdiler. Hepsi ayetleri okuyup, hadisleri yorumladılar. Fakat içlerinden kimse faizsiz bir ekonomi geliştirmek şurda kalsın, faizden nasıl korunulacağını dahi anlatmadı. Anlatmaya çalışan olduğunda ise artık çok geçti. Şimdi öyle bir pozisyondayız ki, faizsiz bir ekonomi düşlemek uzayda nefes almak kadar zor.  Eğer bundan yüzyıllar öncesinde (sanayi devrimi öncesi), zekat kurumları kurulmuş olsa idi, ve bu kurumlarda girişimcilere sıfır faizli bir kredi imkanı sunulsa idi, ya da ne bileyim, mesela “anonim şirket” kavramı ile İslam ülkeleri sayesinde tanışmış olsa idik, belki de faizsiz, ya da daha doğru tabir ile, haksız kazancın olmadığı bir ekonomik model geliştirilmiş olunabilirdi. En azından teoride böyle bir şey mümkün olabilirdi. (Yine de insan günahkardır, tamamen faizden arındırılabilecek bir sistem yoktur.)


Etiketler:  Faiz Kredi Borç Zengin Fakir Banka Ekonomi Zekat Faiz neden vardır Faizin yasak olması Emek Sermaye
 
< Önceki   Sonraki >
EKONOMI
ZEKAT
FAKIR
EMEK
FAIZ
SERMAYE
ZENGIN
BORç
BANKA