Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow GERİ KALIŞ SEBEPLERİMİZ
Advertisement
GERİ KALIŞ SEBEPLERİMİZ PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 06 Mart 2008
Yazı Index
GERİ KALIŞ SEBEPLERİMİZ
Sayfa 2
M.Ali KAYA

“Ben zannederim ki bu milletin perişaniyetine fazla cehaletten ziyade, nur-u kalp ile müterakıb olmayan fazla zekavet-i betra tesir etmiştir” diyen Bediüzzaman “Sünûhat” ta Müslümanların geri kalış sebepleri üzerinde de durmaktadır.

Bediüzzaman’ın yukarıdaki veciz ifadesine göre, Müslümanlar cehaletten dolayı geri kalmış değillerdir. Geri zekalı da değillerdir. Bilakis fazla zekidirler. Ancak zekaları ile kalb nurunun beraberliğini yakalayamamışlardır. Asıl problem budur. Yani “Aklın nuru olan fen ilimleri ile, kalbin ziyası olan din ilimlerini imtizaç ettirememenin” sıkıntısını yaşamaktadır.  “Lemaat” isimli yarı manzum eserinde de belirttiği gibi, “Kalp ışığı olmadan fikir nurlanmaz. O nur ile bu ziya mezc olmazsa zulmettir; zulüm ve cehil fışkırır. Gözün görmeyen beyazı gören siyah kısmı ile beraber olmazsa göz görmez. Fikirde de kalb nuru bulunmazsa basiret olmaz. Akıl kalpsiz olmaz.”

İşte Müslümanlar bu akıl ve kalp beraberliğini tam olarak sağlayamadığı için geri kalmışlardır. Batı aklı esas almış teknik ve teknolojide bir hayli mesafe kat etmişler, ancak kalb nurundan mahrum olduğu için yer yüzünü cehenneme çevirmişlerdir. İnsanlığın huzurunu bozmuşlardır.

İslam dünyasında gelişen ilimlerin başında “Edebiyat” gelmektedir. Kendini çok aşırı derecede övmeye, kendini beğenmişlikten kaynaklanan hiciv fikri ve hakaret arzusu inkişaf etmiştir. Bu ise Kur’anın edebine aykırı bir edebiyat olup, gerçekte hakiki edebiyata karşı bir edebsizliktir. “Birbirinizi gıybet etmeyin” (Hucurat, 12) ayetine karşı hürmetsizliktir. Bu durum bizim siyasi hayatımızı da etkilediği açıktır. Siyasi hayatta da bu ifratkar tutumumuzdur ki bizi birbirimize yaklaşmaktan alıkoymuştur.

Bütün bunlarla beraber Hıristiyanların ilerlemesine sebep olan hususlar artık ihtiyarlayarak devrini tamamlamıştır. Onların yerine geçecek olan genç, dinamik sebepler bizde yavaş yavaş inkişafa başlamıştır.

Bu gibi temel konuları ele alan Bediüzzaman Tiflis’te Rus polisi ile geçen konuşmalarını hikaye eder ve özetle şöyle der: “Asya’da birbiri arkasında üç nur inkişafa başlıyor.” Pek çok eserlerinde izah ettiği gibi o üç nurdan birisi “Akıl ve kalp beraberliğini sağlayan Kur’andan çıkan Risale-i Nur” olduğu gibi, diğeri de batıdan İsevilerin hakiki ruhanilerinden medet alan ve aklının ürünü olan “Hürriyet ve Demokrasi” ışığıdır. Üçüncüsü ise İslam dünyasının uyanmasından ve “Uhuvvet-i İslamiye”nin inkişafından kaynaklanan “İttihad-ı İslam” nuru olacaktır.

Çünkü “Her kışın bir  baharı ve her gecenin bir neharı vardır.” Müslümanların başına gelen bu kışın, ve bu karanlıklı gecenin de sabahı olacaktır. Dünya “Asr-ı Saadet” benzeri bir dönemi yaşayarak Kur’anın hakimiyetini gösterecektir. Müslümanların hal-i hazırdaki bölünmüşlüğü ise tahsile gitmelerinin sonucudur. Her bir tahsilini bitip diplomalarını alınca, iş başına geçecek ve adil pederlerine layık olduklarını gösterecektir.

Ve Bediüzzaman sonucu şöyle bağlar:
“Ey Müslüman! Paslanmış değerli bir elmas daima parlayan cama tercih edilir. Müslümanların görünüşteki zayıflığının sebebi, bu medeniyetin başka dinin hesabına hizmet etmesindendir. Suretini değiştirirse hüküm de değişir.
“Allah zorlukla beraber kolaylık yaratır.” (İnşirah, 6)
“Her gelecek yakındır.”
**

 
< Önceki   Sonraki >