Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow İktisat ve Ahlak
Advertisement
İktisat ve Ahlak PDF Yazdır E-posta
Salı, 15 Aralık 2009
M. Ali KAYA
İktisat, insan faaliyetlerinin kazanç ve zarar yönünü ele alan ve insan hayatının vazgeçilmezi olan “rızık” ile ilgilidir. Nasıl akıl, ilim ve din ayrılmaz bir bütün ise iktisat ile ahlak da birbirinden ayrılmaz bir bütündür. İktisadî olmayan ahlâki de olamaz, dini de olamaz. Helal ve haram kavramı dinin iktisadi hayata kattığı ve iktisadın her alanını içine alan çok geniş bir kavramdır. Aynı şekilde iktisadi olmayan ve haksızlığa sebep olan her şey ahlakî de değildir. Bu açıdan ahlak da iktisattan ayrılmayan bir bütündür. Haksızlık ve zulüm, başkasının hakkını yemek ve haksız kazanç elde etmek iktisadî olmadığı gibi ahlâkî de vicdanî de sayılmaz. Ancak bir ilim olarak ele alındığı zaman ilimler dini, ahlâki bilimler ile hukukî, kazaî, ve şer’î hükümler ve kurumlar ayrı bir şekilde ele alınıp inceleme ve araştırma konusu yapılmıştır. Ferdî ve sosyal hayatta ise bütün bunlar bir bütündür ve iç içedir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Tayyibat sizin için helal kılındı.” (Maide, 5:4) ve “Güzel nimetler helal kılındı, habis olanlar ise haram kılındı” (A’raf, 7:157) buyurarak hak ve hukuk yanında “helal ve haram” kavramını iktisadî hayata ilave etmiştir. Yüce Allah ayrıca “zekât” mecburiyeti ve sadaka tavsiyesi getirerek fakir ve muhtaçların da haklarını korumamızı isteyerek iktisadi hayatı olumlu ve sağlıklı bir yapıya oturmayı amaçlamıştır.

Mal ve servet insanın yapısına göre değişiklik arz eder. İmanlı, bilgili, ahlaklı ve faziletli insanlar hakkında hayırlara ve faydaya dönüşürken, câhil, ahlaksız ve zorba insanların elinde zulme, haksızlığa ve azgınlığa sebep olmaktadır. Bu sebepledir ki yüce Allah “Allah’ın adıyla okuyun. Allahtan ilim isteyin. İnsana bilmediği şeyleri öğreten Allah’tır. Sakın okumazlık yaparak cahillerden olmayın ki azıp sapmayasınız. Cahil insan azar ve sapar” (Alak, 96:1-6) buyurur.

Servet doğrudan insanı yoldan çıkarmaz. “Salih bir insanın elindeki helal mal ne iyidir” (Müsned-i Ahmed, 4:194) Beyhaki Şuab-ı İman’da ve Taberani’nin Evsat’ında zikredilen bir hadiste “fakirlik nerede ise küfür olacaktı” buyuran peygamberimiz (sav) mal ve servetin faydalarına dikkat çekmiştir. Bu hadislerden de anladığımız gibi servetin kendisi zararlı değildir; ancak servet sahibinin inancı, bilgisi, ahlakı, kültür ve ruh yapısı servetin hayırlı ve zararlı olmasına sebep olmaktadır.

İslamiyet “veren eli alan elden üstün tutar” ve “helal kazancı” ibadet olarak kabul ederek helal mal kazanmaya teşvik etmiştir. Yoksulluk ve fakirliği fitne olarak gören peygamberimiz (sav) “Allah’ım! Yoksulluk ve küfür fitnesinden sana sığınırım” (Nesai, Sehv, 90; İstiâze, 16, 29) diye dua etmiş ve ümmetine de bu duayı yapmaları ve kabulü için de fakirlikten fiilen de kurtulmaya çalışması gerektiğini tavsiye etmiştir.

Aşırı borçlanmaktan sakındıran peygamberimiz (sav) “İnsan borçlandığı zaman konuşursa yalan söyler ve va’dederse sözünde durmaz” (Buhari, İstikraz, 1) buyurarak borcun kişinin ahlakını bozacağını belirtmiştir.

İlim, sanat ve kültürün ancak zenginlik içinde ve iktisadi bakımdan kalkınmış toplumlarda gelişeceği bir gerçektir. Yemeye ekmeği olmayan ve ilmi araştırmalara para ayıramayan kişi ve milletlerde ilim ve kültürün, sanat ve ahlakın gelişmesi de mümkün değildir. İlim adamları genellikle devlet başkanlarının ve padişahların himayesi altında oldukları sürece ilmi gelişmeleri sağladıkları da bir gerçektir. İmam-ı Azam (v. 767) zengin ve servet sahibi olduğu için ilmî çalışmalara zaman ayırabilmiş ve kafası dinç olarak ilim ve fıkıhla meşgul olmuştur. Nitekim bir defasında imam ders okuturken hizmetçilerinden birisi gelerek evde yiyeceğin kalmadığını söyleyince “Allah hayrını versin, kafamda bulunan kırk meseleyi bana unutturdun” demiştir. Yine İmam-ı Azam Ebu Hanife “Evinde yiyeceği olmayan birisi ile istişare etme; zira onun fikri ve kalbi dağınıktır, isabetli karar veremez” dediği meşhurdur. (Yusuf El-Kardavi, Fakirlik Problemi ve İslam, Ankara-1975, s.24)

Allah-ü Teâla rızkın fazlası olan mecazi rızkı, yani mal ve mülk edinmeyi çalışma ve riske girme prensibine bağlamıştır. İnsanların kabiliyetleri ve becerileri farklı olduğu, servet ve çocuklar bir imtihan aracı olduğu için malda ve mülkiyette eşitlik verilmemiştir. Yüce Allah rızk konusunda insanları birbirinden farklı ve üstün kılmıştır. (Nahl, 16:71) Allah kiminin rızkını genişletir ve dilediğinin rızkını daraltır. (İsra, 17:30) Bu şekilde insanları imtihan eder. (En’am, 6:165)

Var olan her şeyin amacı hayat sahibi olmaktır. Bu nedenle yüce yaratıcı varlığın merkezine hayatı koymuştur. Sonra hayatın devamı için rızka ihtiyaç olduğundan bütün canlılar rızk peşinde koşturulmaktadır. Varlıklar hayata, hayat ise rızka bakmaktadır. Bu bakımdan hayattan sonra en büyük nimet rızıktır.

Mal ve mülk Allah’ındır. İnsan Allah’a ait olan malı onun koyduğu sınırlar içinde meşru şekilde kazanmak ve meşru yolda harcamak ile yükümlüdür.Allah’ın malda tasarruf için vekâlet verdiği insan bu malı Allah yolunda harcamalıdır.” (Hadid, 57:7)  İnsan Allah’ın kendisine verdiği maldan verecektir. (Nur, 24:33) 

Rızkı elde etmek “çalışma” şartına bağlanmıştır. Yüce Allah yeryüzünü insana musahhar kılmış ve onun üzerinde çalışmak ve yürümek için yeri zelil, insanı ise aziz kılmış, yerin bitirdiklerini de insana rızk olarak vermiştir. (Mülk, 67:15) Bütün canlıların rızkını da yüce Allah taksim etmiştir. (Mümin, 23:64) İnsan için çalıştığının karşılığı vardır. (Necm, 53:39)  İslam’da çalışmanın yasak olduğu ve devamlı ibadet dışında başka şeyle meşgul olunmayan zaman yoktur. Cuma günü dahi Cuma Namazından sonra yeryüzüne dağılarak Allah’ın fazlından rızık aramak emredilmiştir. (Cuma, 62:10)

Dünya sevgisi, mal ve para sevgisi demektir. Dünya hayatı ahret hayatının aracı olduğu gibi, mal ve para da ahreti kazanmak ve Allah’ın mal ile ilgili ibadetleri yapmanın vasıtasıdır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır” (Ebu Davud, Edeb, 185) Dünya ahretin tarlasıdır. (Aclunî, 1:412) Kişi para ve mal sevgisi ile dini ve ahlâkî vazifelerini ihmal ederse her türlü kötülüğü yapabilir. Peygamberimiz (sav) “Altın, gümüş, kumaş ve abaya kul olanlar helak oldular. Şayet onlara istedikleri verilirse memnun olurlar, verilmezse hoşnut olmazlar” (Buhari, Rikak, 10, Cihad, 70; İbn-i Mâce, Zühd, 8) buyurarak bu tehlikeye işaret etmiştir.

Yüce Allah “dünyadan nasibini unutma!” (Kasas, 28:77) buyurmaktadır. Kişinin dünyadan nasibi, yiyip bitirdiği, giyip eskittiği ve Allah için harcadığı ve ahrete gönderdiği malıdır. Mal ahreti kazanmak, dinini, namusunu korumak ve şerefle yaşamak için gereklidir.
 
Malın kazanımında ve hak etme ve helal kazanma konusunda “emek unsuru”nun çok büyük önemi vardır. Hak, bir emek karşılığı olduğu gibi, ahlakî olan da hak ettiğini yemek ve başkasının hakkına tecavüz etmemektir. Adil olan da budur. Dolayısıyla malın kazanımında hem dini, hem ahlakî hem de hukuki sorumluluklar vardır. Yüce Allah’ın “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyiniz” (Nisa, 4:29) emri bu açıdan hukuki olması yanında ahlâki ve dini bir görevi de hatırlatmaktadır. Mülkiyetin hukukî olması yanında “emek” ve “rıza” şartının da bulunması yüce Allah’ın emri ve rızasıdır. Bu bakımdan yüce Allah’ın “İnsan için çalıştığının karşılığı vardır” (Necm, 53:39) ayetini peygamberimiz (sav) “En değerli ve helal kazanç el emeği ve alın teri ile elde edilen kazançtır” (Müsned-i Ahmed, 3:466; 4:141) hadisi ile açıklamaktadır.

Özetleyecek olursak mal ve servet hayattan sonra insana Allah’ın en büyük ikramı, nimeti ve lütfudur. Ancak bunu hak etmek için el emeği ve alın teri şarttır. Bunun illa da bedenen çalışma olarak algılamamak gerekir, zihin, zaman ve düşünce unsuru da en büyük emek ve çalışmadır. Bu şekilde hak edilen bir mal Allah’ın emrettiği ve razı olduğu bir şekilde kazanılmış demektir. Bunun ayrıca meşru yollarda tüketilmesi de Allah yolunda tüketmek anlamını taşır. Bu işin hukuki yönüdür. Buna bir de “karşılıklı rıza” unsuru eklendiği zaman işin içine “ahlâkî” yön de dâhil olur. Malın kazanımı ve harcanmasında işin her iki boyutu da önemlidir.

Etiketler:  İktisat Rızık Emek El Emeği Helal ve Haram Mal Nimet Rızk Mülkiyet Yoksulluk
 
< Önceki   Sonraki >
RıZıK
İKTISAT
EMEK
RıZK
MAL
YOKSULLUK
MüLKIYET
NIMET
HELAL VE HARAM