Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow İktisat ve Ekonomi Farkı
Advertisement
İktisat ve Ekonomi Farkı PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 03 Aralık 2009
M. Ali KAYA
Yüce Allah insanı muhtaç olarak yaratmıştır ve ihtiyaçlarını de “rızk” olarak kendisine vermektedir. İnsanın ihtiyaçları sonsuz olduğu gibi, rızk kaynakları da sonsuzdur.  Ama ne var ki insanlar yeryüzüne dağılarak sonsuz rızk kaynaklarını aramak yerine mevcut kaynakları kullanmak için birbirlerinin elindekini çeşitli şekillerde almaya çalışmalarından dolayı aralarında rekabet ve anlaşmazlıklar meydana gelmektedir. Yeni kaynaklar arama yerine mevcut kaynakları iktisat kurallarına uymadan sorumsuzca tüketmek ve israf ederek heder etmek elbette bir kısım insanları zengin ederken, bir kısmını da fakirleştirmektedir. Ayrıca insanlar kazanmada farklı oldukları gibi, harcamada ve bölüşmede de farklıdırlar. Bundan dolayı kimi servet kazanırken, kimileri de ellerindeki servetleri kaybetmektedirler ve mal insanların ellerinde dolaşıp durmakta, bu dolaşımdan dolayı kar ve zararlar oluşmaktadır. Ekonomi mevcut kaynakların üretim, tüketim, dolaşım ve paylaşımını gözlemleyerek öneriler sunan ve gelir dağılımını dengelemeye çalışan bir bilim olan iktisadın bir alt birimidir. İktisat ise insanın maddi ihtiyaçları yanında manevi ve ilmî, ahlâkî ve ruhî özelliklerini, adalet ve hakkaniyeti esas alan bir bilim dalıdır.

 

Ekonomi ile iktisadı karıştırmamak gerekir. İktisat genel, ekonomi özeldir. İktisat insanın psikolojik ve sosyolojik yönünü de dikkate alırken, ekonomi sadece ihtiyaç ve mevcut kaynakları dikkate aldığı ve işin ruhî, psikolojik ve sosyolojik yönüne bakmadığı için mevcut olması gerekeni öngörür; ama gelecek ile ilgili tahminlerinde yanılabilir. Gelecekle ilgili tahminler ve öngörüler ekonomistlere değil, iktisatçılara sorulmalıdır. Günümüz ekonomistleri dünyanın içine düştüğü krizi tahmin edememişlerdir. Ekonomistler matematiksel veriler, denklemler, üretim ve tüketim hesapları içinde boğulurlarken insanların psikolojik durumlarını, toplumların ve sınıfların sosyolojik gerçeklerini görmezlikten gelmektedirler. Matematiksel problemlerde iki kere iki dört ederken, sosyoloji ve psikoloji biliminde, yönlendirmeye ve toplumu inandırmaya dayalı siyaset biliminde iki kere iki dört etmemektedir. Yani böyle bilimsel düşünenler yanılmaktadırlar. Bu da bilimsen siyaset yapan iktidarın da yanılmasına sebep olabilmektedir. Siyasiler bilimsel verilere büyük önem vermekle beraber insanların psikolojik ve toplumların ve toplum içindeki sınıfların sosyolojik gerçeklerini de dikkate almaları gerekmektedir.

İktisatçıların dikkat edecekleri en önemli husus ümit ve şevk unsurudur. Bu işin psikolojik boyutudur. Bir de gerek iktidara, gerekse toplumda çalışanların ve üretenlerin, tüccar ve sanatkârın müşterilerine olan güven unsurudur. Bu da işin sosyolojik boyutudur.

En basitinden bir iktisat mezunu ticari hayata atıldığı zaman öğrendiği bilimsel gerçeklerin iş ve ticaret hayatında bire bir uygulanamayacağını görecektir. Bir malı ona alır on beşe satarak satış başına beş lira kar edeceğinizi düşünürsünüz. Normalde böyledir. Ancak alıcı pazarlıkla karınızı ikiye düşürür, vadeli alır ve hiç ödemez, çalınır, bozulur, kırılır ve dökülür. İnsanlardan ve toplumdan kaynaklanan birçok sıkıntılar sizin yakanızı bırakmaz ve siz kar düşünürken zarar edersiniz, hatta büyük borca girer ve iflas edersiniz. Bir başkası sizin zararınızı kendi hakkında kara çevirir ve yanı başınızda daha çok kazanır. O da hiç beklemediği kazancı elde eder. Ekonomik hayat böyle sürprizlerle doludur. Her yönde risk vardır. Bu risklerden ancak insanları tanımak, toplumu ve ihtiyaçlarını bilmek, çalışmak ve uzun süre kazanılan tecrübelerle kurtularak ticari hayatınızı istenilen yere oturtabilirsiniz. Yine de genel krizler çıkar ve hiç hesaplamadığınız şekilde etkilenirsiniz.

Bu örnekte de görüldüğü gibi, ekonomik hayat her zaman risk taşır. Sağlam bir ticari hayat iktisadî ve ekonomik tedbirler yanında sosyal, siyasi, psikolojik ve ahlâki yönleri ile ele alınmalıdır. Bu nedenle iktisat ekonomiden çok daha geniş bir sahaya hükmeder.

**     
Din dilinde iktisat orta yolu tutmak, itidal ile hareket etmek, adaletli davranmak ve her hak sahibine hakkını vermek ve aşırıya kaçamamak anlamına gelir. Ekonomi dilinde iktisat ise cimrilikten ve israftan sakınarak ihtiyaçları gidermek anlamına gelmektedir. İktisat genel bir kavram olup her konuda orta yolu takip etmek demektir.

Gerçekte iktisat olmadan ekonomi sosyal hayatı doğru etkilemez. Sosyal hayattaki karmaşanın sebebi iktisadi olmayan bir ekonominin hayata hâkim olmasındandır. Kur’an-ı Kerim “yiyin, için israf etmeyin” (Bakara, 2:60; A’raf, 7:31; Tur, 52:19) buyurarak yemede, içmede giyinmede ve tüm ihtiyaçları gidermede gereğinden daha çok ve daha az harcamaktan kaçınmayı tavsiye eder. “Yürüyüşünde mutedil ol; sesini kıs, bağırarak konuşma” (Lokman, 31:19) “Elini boynuna bağlayarak cimrileşme; büsbütün açıp savurgan olma; yoksa pişman olur, açıkta kalırsın” (İsra, 17:29) buyurarak her konuda iktisada riayeti tavsiye eder.

İsraf insanı şeytanın tuzağına düşürür. Nefis ile beraber hareket eden şeytan insanı aşırı harcamaya yönlendirir veya aşırı cimriliğe sevk eder. Biri ifrat diğeri tefrittir. Mutedil ve orta yol, istikamet ve iktisat, adalet ve hakkaniyet tutumlu olmak ve orta yolda ilerlemektir. Peygamberimiz (sav) iktisadı tavsiye etmiş ve “İktisat eden fakirlik belası çekmez” (Keşfu’l-Hafa, 2:189) buyurmuştur.

Yüce Allah “Servetin sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir meta ve bir devlet olmamasını” (Haşr, 59:7) herkesin servetten pay alması gerektiğini, insanların tümünün bu servetten pay alması gerektiğini belirtir ve zenginlere “fakirlere zekât ve sadaka ile” yardımcı olmalarını emreder.

Yüce Allah serveti çalışma şartına bağlamıştır. “İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır” (Necm, 53:39) buyurarak kalıcı servetin çalışma ile kazanılacağını belirtmiştir. Peygamberimiz (sav) de kazancın en helal olanının el emeği ve alın teri ile kazanılan mal ve servet olduğunu haber vermiştir. (Müsned-i Ahmed, 3:466; 4:141) Tembelliği ve başkalarının emeğini yemeyi yasaklamıştır. Faizin yasaklanmasının sebebi budur. (Bakara, 2:275-279) Faize alternatif olarak çalışma, cesaret, risk ve ticareti göstermiştir. İslama göre servet ve kazanç, emekle beraber büyük değer kazanır ve helal hale gelir. Herkes çalışırsa servet de dengeli şekilde dağılır, bu durumda gelir de adil bir şekilde dağılır.


Etiketler:  İktisat Ekonomi Kaynaklar Rızk İsraf Sosyal Hayat İnsan Çalışma Üretim Tüketim Dolaşım
 
< Önceki   Sonraki >
EKONOMI
İNSAN
İKTISAT
SOSYAL HAYAT
TüKETIM
ÇALışMA
ÜRETIM
RıZK
İSRAF
KAYNAKLAR