Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow KAPİTALİZM
Advertisement
KAPİTALİZM PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 09 Aralık 2009
M. Ali KAYA
Sanayi devrimi ile beraber ortaya çıkan sosyo-ekonomik yapı ve üretim şekline “Kapitalizm” adı verilmiştir.
Kapitalizmi doğuran “Sanayi Devrimi”dir. Sanayinin gelişmesinden önce ekonomi “Tarıma” dayalıydı ve toprak ağalarının ve mülk sahiplerinin baskısı altında köleleştirilen geniş halk kitleleri bulunuyordu. Bu sisteme de “Feodalite” denmekteydi. Tarım toplumunda kölelik vardı, sanayi toplumuna geçilince işçi sınıfı oluştu. Yeni gelişen üretim ve sanayi araçları zengin toprak sahipleri tarafından alındı ve büyük fabrikalar da yine zengin para babaları tarafından kurulup işletilmeye başlandı. Bu defa kölelik yoktu ama ücretli işçiler cüz’î ve asgari ücretle çalışarak ancak geçimlerini sağlarken sermaye ve mal sahipleri bir günde milyonlar kazanıyorlardı. Patronlar çalışmadan emek sömürüsü yapıyor ve emeğin karşılığını da vermiyorlardı.

Bir kısım iktisatçılar da sermaye sahiplerinin emek sömürüsüne “Kapitalizm” adını vermişlerdir. Mülkiyet ve sermaye sahipleri işçilerin emek gücünü alarak daha çok kazanma peşindedirler. Bunun sonucu olarak “emek ve sermaye” mücadelesi başlamıştır. Ezilen ve sömürülen geniş halk kitlelerinin haklarını savunarak siyasi çıkar sağlamak amacı ile “Komünizm” iktidar mücadelesi yaparak “anarşi”ye zemin hazırlamışlardır. Kapitalizmde işler her zaman iyi gitmez. İşlerin iyi gittiği zamanlarda yatırım ve üretim artar. Ama bir süre sonra üretim fazlası sebebi ile işler kötüye gider ve kriz baş gösterir. Bu nedenle dengesiz üretim ve aşırı harcama ve israf sonucu krizler eksiksiz olmaz.

Kapitalizmin dünyaya yayılma özelliğine “Emperyalizm” denir. Serbest rekabet zamanla yerini tekelci rekabete bırakır. İşte bu durum “Emperyalizm” aşamasıdır. Banka sermayesi ile sanayi sermayesinin birleşmesi mali sermayeyi yani finans kapitalizmini doğurmuştur. Kapitalist bir ülke bir müddet sonra başka kapitalist ülkelerle el ele vererek sermaye ihraç etmeye başlar. Devlet genel olarak egemen sınıfın baskı aracıdır. Kapitalistlerin elindeki bir devlet de burjuva düzenini dış saldırılardan korur. Mülkiyetin çoğu devletin ise ve devlet bunu bir baskı aracı olarak kullanıyorsa o zaman devletin kendisi kapitalisttir.

Kapitalist devlet olağan durumda demokratik parlamenter sistem olabilir. Olağanüstü durumlarda ise bürokratik ve militar bir yapıya bürünür. Devletin kutsallaştırılması, ırkçılık, ulus devlet ve militarizmin yükselmesi ve faşizm finans kapitalizmini kullanır. Halkı, işçi ve köylü sınıfını ezer. Halk medya desteği ile demagojilerle aldatılarak militarizmin de desteği ile hâkimiyetini devam ettirir.

Karl Marks kapitalizmi “sermaye” ve “anapara” kelimesinin Almanca karşılığı olan “Das Kapital” kelimesinden türeterek “serbest piyasa ekonomisi” olarak tanımlamıştır. Üretim ve tüketim ilişkilerini açıklayan bir kavram olan Kapitalizme tarihi süreçte sosyalist propagandacılar bir yığın negatif anlamlar yüklemişlerdir. Bunun sonucu olarak da insan hayatını etkileyen ne kadar kötülük varsa bunların tamamını kapitalizme bağlamışlardır. İnsanın çalışma ve kazanma hırsı, mülkiyet duygusu, menfaat mücadelesinin tamamı kapitalizmin suçu ve kötülüğü olarak yorumlanmıştır. Dolayısıyla Sosyalist ve Marksist propaganda kapitalizmi her türlü şeytanlığın ve ahlaksızlığın kaynağı olarak göstermiştir.

Marks’ın kapitalizm olarak tanımladığı şey aslında insanın “nefis” ve “dünya sevgisi ve hırsı”dır. Dolayısıyla insanın mal ve para sevgisi dış baskılardan değil, insanın kendi iç dünyasından ve yaratılışından kaynaklanmaktadır. Sosyalizmin insanı devlet eliyle totaliter dayatmalarla ekonomik yönde daha verimli hale getirebileceklerini varsaymaktadırlar.

Toplumsal hayatta yaşamak durumunda olan insanlar yönetenler ve yönetilenler olarak ikiye ayrıldığı gibi ekonomik olarak da zenginler ve fakirler, işverenler ve işçiler, paraya ihtiyacı olanlar ile sermaye ve kapital sahipleri olarak iki sınıf olarak ayrılmak durumundadır. Aksi taktirde toplumsal hayat gerçekleşmez.

Hür olarak yaratılan ve hürriyet içinde yaşama hakkı olan insanın hürriyetinin teminatı ve hürriyetinin korunması mülkiyete bağlıdır. Malı ve mülkü, parası ve ekonomik gücü olmayanın hür olması ve hürriyetini koruması da mümkün olmaz. Hayat ve hürriyet mala ve mülkiyete bağlıdır. Her hal ve şart altında “hürriyet” iyidir ve “istibdat” ve “kölelik” kötüdür. Bu durumda sosyalist ve komünist söylemler gerçekte özledikleri mutlu hayatın ve savundukları emekçilerin ve işçilerin geleceğini karartan en önemli engeldir. İnsanın hürriyetini sağlayamayan bir sistem onu mutlu edemez. Mutluluğun kaynağı özgürlük, özgürlüğün en önemli sebebi mülkiyet ve kapitaldir. Köleliğin sebebi fakirlik ve kapitale olan ihtiyaçtır. Bununla beraber özgürlük her kapital gibi her türlü kötülüğün kaynağı olarak görülüp hürriyetlerin kısıtlanması yoluna gidilmektedir.

Sonuç olarak sosyalistler kapitali, diktatörler de hürriyeti daima tehlike olarak görürler.

Etiketler:  Kapital Kapitalizm Komünizm Emek ve Sermaye Feodalite Sanayi Devrimi Tarım Emperyalizm Karl Marks Anarşi
 
< Önceki   Sonraki >