| Mal ve Mülkün Değeri |
|
|
|
| Çarşamba, 16 Aralık 2009 | |
|
Mallar menkul ve gayr-i menkul olmak üzere ikiye ayrılır. Menkul olanlar para, ticaret eşyası, hayvanlar ve ölçü-tartı ile alınıp satılan şeylerdir. (Mecelle-128) Gayr-i Menkul mallar ise nakli mümkün olmayan ev, arazi gibi sabit mallardır. (Mecelle-129) Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde mal ve servet “hayr” olarak ifade edilmiştir. (Bakara, 2:180) Peygamberimiz (sav) de “Salih ve helal mal Salih insan için ne iyidir” (Müsned-i Ahmed, 4:194) buyurur. Şükreden zengin, yani malını helaldan kazanarak helal yolda harcayan ve malını insanlara faydalı olacak şekilde kullananlar övülmüştür. Kur’ân-ı Kerimde peygamberimize (sav) hitaben “Ey peygamber de ki: Allah’ın kulları için yarattığı rızkı, yerden çıkarılan ziynetleri kim haram kılmıştır? Bunlar dünya hayatında mü’minler içindir, kıyamette ise yalnız mü’minlere hastır. Allah düşünesiniz diye ayetlerini böyle açıklar” (A’raf, 7:32) buyurarak dünyanın süs ve ziynetlerinden ve Allah’ın helal kıldığı rızkı kimsenin kendisine ve başkasına haram edemeyeceğini açıkça ifade eder. Allah’ın verdiği şeylerle ahreti aramamız ve dünyadan da nasibimizi unutmamamız emredilmiştir. Allah’ın verdiği rızkı başkaları ile paylaşma ve başkalarına iyilik yapma emredilmiştir. Cimrilik, yeryüzünde bozgunculuk yapmak yasaklanmıştır. (Kasas, 28:77) peygamberimiz (sav) “Veren el, alan elden daha hayırlıdır” (Tirmizi, Zühd, 32; Müslim, Zekat, 32) buyurmuş, hayırlı insanların alan ve isteyen değil veren, ihtiyaç gideren ve yardımcı olan kişiler olduğu ifade edilerek övülmüştür. İnsanlar daima ihsanın kölesidir ve kendisine iyilik yapan ve yardımcı olana minnet ve saygı duyar. Saygı görmek için saygılı olmak yanında yardımsever ve hayırsever olmak gerekir. Peygamberimiz (sav) Allah’ın verdiği nimetleri yerli yerinde harcamak ve veriliş amacına uygun harcanması gerektiğini belirtir. “Allah kuluna verdiği nimetin eserini üzerinde görmek ister” (Tirmizi, Edeb, 54; Müsned-i Ahmed, 6:226) buyurarak zenginlere cimriler gibi malı saklamamaları ve hayırda harcamalarını tavsiye etmiştir. Zenginlik insanın kendisinin ve yakınlarının istifade etmesi içindir. Bunu yaparken de ahret esas alınmalı ve bu dünyaya harcanmalıdır. Müslüman Allah’tan bir şey isteyeceği zaman dünyada da ahrette de hayır ve iyilik istemelidir. Yüce Allah mü’minler Allah’a dua ederlerken ve bir şey isterlerken “Rabbimiz bize dünyada iyilik ve güzellik, ahrette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru” (Bakara, 2:201) şeklinde dua etmemizi tavsiye eder. İnsan inandığı ve düşündüğü gibi yaşayan, kalbinde geçenleri uygulayan bir varlıktır. Önce bilgi sahibi olur, sonra bu bilgiyi inanca dönüştürür. Kalbinde nasıl inanıyor ve düşünüyorsa öyle yaşar. Doğru bilgi doğru inancı, doğru inanç doğru düşünmeyi, doğru düşünme de sonuçta doğru davranışı netice verir. Hayırlı düşünce ve iyi niyet hayırla sonuçlanır, şerli düşünce ve kötü niyet kötülükle ve şerle sonuçlanır. İmam-ı Gazali “dünya ve ahret kalbin iki halinden ibarettir” (İhya, 3:214-240) buyurur. İnsan dünya ve ahret hayatını düşüncelerine göre düzenler. Dünyayı ahretin tarlası olarak gören ve ahreti esas alarak dünyaya o gözle bakan bir mü’minin elbette ne kadar zengin olursa olsun hayırdan başka bir yere harcamaz. Sahabeler içinde Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Abdurrahman b. Avf ve Hz. Zübeyir (ra) gibi hem zengin hem “Aşere-i Mübeşşere”den yani cennetle müjdelenen sahabelerin bulunması bunun en güzel delilidir. Mal ve mülk sahibinin bir saldırıya karşı koruma hakkı vardır. İlâhi vahyin hikmet ve amaçlarından en önemlisi “malı, canı, namusu, dini ve aklı” korumaktır. Şeriat dediğimiz ilâhi emir ve yasakların çoğu bu esasları korumaya yöneliktir. Dinin esası imandır; ancak bu iman imanın gereği olan amelî hükümlerin pratik hayatta uygulamaya konulması ile korunur. Akıl ise aklı uyuşturan şeylerden sakınmakla, can kısas hükümlerinin uygulanması ile, nesil ise zinadan sakınmakla koruma altına alınır. Mal ise o malda hakkı olan hak sahiplerine vermek, israftan ve aşırı harcamadan uzak durmak ve hak ederek kazanmak, hırsızların ve haksız yere gasp etmek isteyenlerden korumak gerekir. Peygamberimiz (sav) “Müslümanın müslümana ırzı ve namusu haramdır” (Tirmizi, Birr, 18; İbn-i Mâce, Fiten, 2) buyururken bütün insanları kast etmiştir. Hiçbir insanın malı haksız yere bir başkasına helal olmaz. İslam’da malı korumak o derece önemlidir ki, sefih, yani akılsız ve malı israf ederek zayi edenin malı elinden alınarak koruma altına alınır ve yed-i emine teslim edilir. Bu husus ayet ve hadislerle düzenlenmiştir. (Nisa, 4:5; Bakara, 2:282; Buhari, Büyu’, 48; Husumat, 3) Ama ne ki mala karşı tecavüzü önlemek dinen farz bir görev olmayıp kişiye verilmiş bir haktır. Malına tecavüz edilen kişi dilerse bunu korumak için mücadele eder, dilerse kavga etmeyerek istediği malı verebilir. (İbn-i Teymiye, Mecmuatu’l-Fetevâ, 2:202) Şayet malını korurken öldürürse suçlu sayılmaz ve ölürse “Allah yolunda öldürülen şehitler” sınıfına girer. (Müsned-i Ahmed, 2:221, 223; Hayrettin Karaman, İslam’ın Işığında Günün Meseleleri, 1:223) Çünkü mala karşı saldırı hem zulüm, hem haksızlık hem de dinin sınırlarına tecavüz sayılır. Mala karşı saldırıyı önlemekten amaç saldırganı cezalandırmak değil, malı ve canı müdafaa etmektir. Saldıran suçlu ve zalim, koruyan ise suçsuz ve masum sayılır. Zaruret olmadan mütecavizi yaralamak ve öldürmek ise caiz değildir; sorumlu olur. Çünkü hayat hakkı bütün haklardan daha kutsal ve değerlidir. Şayet saldırıda mal sahibi ölürse şehit sayılır. (Şafii, Ümm, 4:31; İbn-i Kudame, Muğnî, 8:329) Etiketler: Mal Servet Menkul Gayri Menkul Mecelle İmam-ı Şafi Mal ve Mülkün Değeri Hayr Ticaret Zenginlik |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|