Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow Sermayenin Sırrı-2
Advertisement
Sermayenin Sırrı-2 PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 02 Ekim 2010
M. Ali KAYA
XVIII. Yüzyıldan itibaren Batı “Sermayenin sırrını keşfedip sermaye oluşturarak büyük yatırımlar yapıp fabrikalar kurarak ekonomiyi canlandırmış ve tüm dünyanın zenginlik kaynakları da harekete geçirmişti. Ancak bunu yaparken bankalar vasıtası ile gelirin % 80’ini % 20’ye paylaştırarak toplumun ve çalışan kesimin % 80’ini mutsuzluğa mahkum ederek büyük bir adaletsizlik ve memnuniyetsizlik de meydana getirmişti. Bunun sonucu olarak ihtilaller ve karışıklıklarla beraber “dünya savaşları” ile bütün dünyayı büyük felaketlere sürüklenmesine sebep olan da sonuçta devletçi sermaye olmuştur. Ne var ki bundan ders alan batı ekonomik tedbirler alarak işçi, işveren, devlet ve halk münasebetlerini yeniden düzenlemek zorunda kaldı. Pek çok hak ve hürriyetler bu sebeple kazanılmış oldu.

İslam dünyasında ise sermaye birikiminin olmamasının sebeplerinin başında İslam ekonomisine göre servetin belli ellerde toplanması yerine toplumda yaygınlaşmasından kaynaklanmaktadır. Faizin yasak olması ve yardımlaşma vasıtası olan “Zekatın”  ve onun mütemmimi olan sadakaların muhtaçların ihtiyaçlarına sarf edilmesi sermaye birikimine ihtiyaç hissettirmemiştir. Bununla beraber sermayeye ihtiyaç duyan fabrikalaşma ve seri üretim daha çok Avrupa’da XIX yüzyılda ortaya çıkmıştır. İslam dünyasında para yerine daha çok mal birikimine önem verilmiştir. Bütün bunlarla beraber gerek batıda gerekse doğuda sermayenin öneminin anlaşılması çok eski tarihlere dayanmamaktadır. Batı bunu XX. Yüzyılda keşfetmiştir. Doğu da XXI. Yüzyılda keşfederek sahiplenecektir. Hernando De SOTO kitabında buna dikkat çekmektedir. “Sermayenin Sırrı” (Ankara-2005) Murat AYGEN tarafından tercüme edilerek Türkçemize kazandırılmıştır.

Kitaptan Notlar:

1. “Kapitalizmin en büyük zaferi krizdir.”

2. Berlin duvarının yıkılması kapitalizm ile komünizmin rekabetinin sonu olmuştur.

3. Piyasa ekonomisi diğer taraftan piyasanın acımasızlığıdır ve bu kapitalizme karşı şüpheci bir yaklaşımın da sebebidir.

4. Batının reçetesi şudur: “Paranızı istikrara kavuşturun, gıda maddesinin yokluğunu protesto eden göstericileri göz ardı edin ve yabancı sermayenin geri dönüşünü sabırla bekleyin.

5. Sermaye işgücü verimliliğini artıran ve ulusların servetini çoğaltan kuvvettir.     Dünyanın geri kalan kısmının kapitalizmden faydalanmamalarının sebebi onların sermaye üretme yeteneğinden mahrum olmalarıdır.

6. Fakir ülkelerde insanlar birikim yapmaktadırlar ve bu çok muazzam bir sermaye olmakla beraber etkili olarak kullanılamamaktadır.

7. Neden sermaye etkisizdir? Çünkü,
    a. Mali kaynaklara kusurlu bir şekilde sahiptirler. Evleri ve mülkiyetleri tapusuzdur ve şirketleri yükümlülükleri tanımlanamamıştır, sanayileri finansör ve yatırımcıların gözetiminden uzak yerlere kurulmuştur. Bu nedenle kolayca sermayeye dönüştürülememektedir. Kredi için ipotek edilememektedir ve yatırımcıya karşı hisse senedi olarak kullanılamamaktadırlar.

    b. Fakir vatandaşların evleri vardır; ama tapuları yoktur. Mahsul kaldırırlar; ama kayda geçirmezler. Şirketlerinin hukuken bir statüsü yoktur. Dolayısıyla mülklerini temsil edecek ve sermaye oluşturacak süreçten yoksundurlar.  Batıda ise her parsel arazi, her bina ve teçhizat bir mülkiyet belgesi ile teçhiz edilmişlerdir.

8. Kayıtsız ekonomi olmayan ekonomi sayılır. Batıda başkalarının döküntü olarak kabul ettiği şeylerden sermaye oluşturmayı başarabilmiştir. Bu radyo ve televizyonun görünmeyen ses ve görüntü dalgalarını görünür hale getirilmesi gibi bir şeydir.

9. Batının geçmişi çoğu geri kalmış ülkelerin bu gününe benzer.

10. Batının ekonomik kalkınmasının en esaslı bileşeni sermaye, aynı zamanda en az ilgi gösterilen unsur olmuştur. Bu nedenle sermayenin sırrı ortaya çıkmamıştır.

11. İktisatçılar atı incelmek istedikleri zaman ahıra gidip ata bakmazlar; masalarının başında oturup ‘şayet bir at olsaydım ne yapardım’ diye empati yaparlar. Bunun için de ekonomik gerçekleri göremezler. Doğrusu ise iktisadi hayatın içine girerek bir tüccar ve sanayici olmaktır. (Ronald H. Coarse)

12. Fakir ülkelerde yaşayan insanlar batılıların hayal ettiği gibi ‘beş parasız’ değillerdir. Gözle görülür fakirliklerine rağmen en eşitsizlikçi rejimlerde yaşayan insanlar dahil u güne kadar kimsenin anlayamadığı ölçüde çok şeye sahiptirler. Ne var ki sahip oldukları şeyler ilave katma değer üretecek şekilde temsil edilmemişlerdir.

13. Vahşi batılılar ‘toprağa değer kazandıran ve mülkiyeti tesis eden şeyin resmî tapu senetleri veya gelişigüzel çizilmiş sınır şeritleri değil, emekleri’ olduğuna inanıyorlardı. Onlar toprağı işgal ettikleri ve onu ev ve çiftlik haline getirdikleri ölçüde kendilerinin olacağını sanıyorlardı. Bu mazi üçüncü dünyanın bu günüdür.

14. 1970’li yıllardan sonra fakir ülkelerde büyük şehirlere büyük göçler yaşandı. 1979 yılından beri Çin’de 100 milyon kişi kırsaldan şehirlere göç etmişti. Şehirler sanki devriliyordu. Nüfusun büyük bir kısmı gecekondularda yaşıyordu ve altyapı olmadığından her yağmur yağmasında büyük felaketler yaşanıyordu. Yasal iş bulma ve kayıtlı ticaret yapma imkansızdı.

15. Geri kalmış ülkelerde yasal kalmak ve yasal iş bulmak zor bir durumdu. Bürokratik engeller çoktu. Peru’da küçük bir işletme kurmak için yasaların aradığı tüm belgeleri tamamlamak için 289 iş günü beklemek gerekiyordu ve ancak ruhsat alınabiliyordu. Bu da 1231 dolara mal oluyordu. Bu ise asgari ücretin 30 katı bir paraydı. Mısır’da bir tapu işlemi 77 bürokratik prosedürden sonra ele geçmektedir. Bu ise en az 3 yıl sürmektedir. Her ülkede buna benzer durumlar vardı. Rusya’da 10 milyon çiftçiden ancak 280 bini mülkiyet hakkına sahipti. Bu nedenle sermaye elde edilemiyor ve atıl kalıyordu. Bu nedenle üçüncü dünya ülkeleri ölü sermayeler ülkesi halindedir. Bunların da değeri en az 9.3 ABD dolarıdır.

16. Yasallığın zorluğu vatandaşı yasal olmayan yollara itmektedir. Ağır bürokrasi yasa dışılığı adeta bir norm haline getirmektedir. 

17. Kalkınmakta olan ülkelerde varlıklar maddi ihtiyaçları karşılamak üzere kullanılırlar. Batıda ise bu varlıklar ayrıca sermaye olarak da kullanılırlar. Maddi varlığının dışında ayrıca sermaye değeri de üzerine ilave edilir.

18. Varlıkların içinde gizli bir potansiyel değer vardır. Barajda biriken sudan elektrik elde etmek için nasıl bir hidroelektrik tesise ihtiyaç varsa varlıklardan da artı değer üretmek için resmi bir mülkiyet sistemine ihtiyaç vardır.

19. Batıda mülkiyetten sermaye üretebilmek için buna imkan veren altı etki söz konusudur:
     a. Varlıkların ekonomik  potansiyelini belirlemek,
     b. Dağınık enformasyonu tek bir sistem çerçevesinde toplamak,
     c. İnsanlara sorumluluk vermek,
     d. Varlıklara esneklik kazandıracak resmi mülkiyet
sayesinde tek bir fabrika hisselerinin fiziki varlığının bütününe zarar vermeden elden çıkartabilen sayısız yatırımcıya aynı anda ait olabilir. Müteşebbislere şirketlerini büyütme ve sermaye birikimine imkan veren şey temsili mülkiyet belgeleridir.
    e. İnsanlar arasında bir ağ kurmak: Mülkiyetin asıl zaferi, varlıklar ve potansiyellerine dair iletişimi radikal bir biçimde geliştirmiş olmasıdır. 
    f. İşlemleri koruma altına almak: Güvenlik kişilerin varlıklarının sermaye olarak paralel bir hayat sürmelerini kolaylaştırabilmek için muameleleri güvenli kurabilme üzerine kurulmuştur.

20. İnsanlar önce yapmışlar, sonra onlarla ilgili yasaları çıkarmışlar ve yaptıklarını resmi hale getirmişlerdir. Bu nedenle “Hukukun hayatı hiçbir zaman mantık olmamıştır; tecrübe olmuştur.” (ABD Yük. Mah. Yargıcı Oliver Wendel Holmes)

21. Yasal mülkiyetin hedefi sermayeyi tekelden çıkararak bütün ülkenin kullanımına vermektir. Bu nedenle mülkiyet yaygın olmasa da sermaye yaygın olmalı ve herkes faydalanmalıdır.

22. Mülkiyet sermayeyi akla uygun hale getirir.

23. Yoksulluk sorun olsa da yoksullar sorun değil, çözümün bir parçasıdır.

24. Zenginlerin israfı kadar fakirler yoksulluk çekerler.

25. Âdil mülkiyet olmasa da âdil dağılım, yani üretilen malın ve sermayenin adil dağılımı yapılabilir. Bunun için:
     a. Yasal düzenlemeler şarttır.
     b. Sermayenin herkesin yararına olacak şekilde sunumu,
     c. Özgürlük,
     d. Yoksullara merhamet,
     e. Toplumsal sözleşmelere riayet,
     f. Fırsat eşitliği sağlanmalıdır.

Bu amaçlara ulaşma metodu kapitalizmden, yani sermaye birikiminden geçer. Sermaye ise her yerde vardır ve harekete geçmeyi beklemektedir. 


Etiketler:  Sermaye Sermayenin Sırrı Zekat Yardımlaşma Kapitalizm İktisat İktisatçılar Hukuk Bürokrasi İş
 
< Önceki   Sonraki >
HUKUK
KAPITALIZM
İş
İKTISAT
ZEKAT
İKTISATçıLAR
YARDıMLAşMA
SERMAYE
BüROKRASI
SERMAYENIN SıRRı