Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Sermayenin Sırrı PDF Yazdır E-posta
Cuma, 24 Eylül 2010
A. İhsan KAYA
www.kritize.net

Nobel ödüllü iktisatçı Coarse’un şöyle bir tespiti vardır: İktisat bilimi yıllar geçtikçe daha da soyutlaşmış ve gerçek dünyanın olaylarıyla ilişkisini kesmiştir. İktisatçıların çoğu gerçek ekonomik sistemin işleyiş biçimlerini incelemiyor; bunlarla ilgili teori kurmakla yetiniyor. Bir İngiliz iktisatçı olan Ely Devons’un bir zamanlar katıldığı bir toplantıda söylemiş olduğu gibi, “İktisatçılar, atı incelemek istediklerinde ahıra gidip ata bakmazlar. Masalarının başında oturur ve ‘Şayet bir at olsaydım ne yapardım’ diye düşünmeye başlarlar.” (Ronald H. Coarse, Toplumun Vazifesi)
Bu tespit pek çok iktisatçı için yerinde olsa da Perulu iktisatçı Hernando De Soto için kesinlikle geçerli değil. Hernando De Soto, Cato Institutetarafından iki yılda bir verilen Milton Friedman ödülünü kendisine getiren ünlü kitabı Sermayenin Sırrını yazmak [yazarın deyişiyle keşfetmek] için ekibiyle birlikte yıllarca “üçüncü dünya ülkeleri” olarak adlandırdığımız gelişmemiş ülkelerde ampirik araştırmalar yapmış bir isim. De Soto, yeri gelmiş sokak sokak dolaşıp araştırmalar yapmış; yeri gelmiş iş kurmanın maliyetini ölçebilmek amacıyla bizzat işyeri kurmuş araştırmasını sağlıklı bir şekilde yürütebilmek amacıyla. Bu anlamda De Soto’nun eseri, kalkınma iktisadı literatüründe çok büyük bir eksiklik olan “iktisadi büyümede sermayenin ve mülkiyetin rolü” üzerine hazırlanmış bir kitap.
Sermayenin Sırrı, (1) Sermayenin Beş Sırrı, (2) Kayıp Bilgilerin Sırrı, (3) Sermayenin Sırrı, (4) Siyasi Farkındalığın Sırrı, (5) ABD Tarihinin Gözden Kaçan Dersleri, (6) Hukuki Başarısızlığın Sırrı ve son olarak (7) Bitirirken olmak üzere 7 bölümden oluşuyor. Ayrıca çalışmanın “ampirik araştırma” kısmında elde edilen çarpıcı verilerin yer aldığı şekillerden oluşan “ekler” bölümüyle birlikte toplam 215 sayfa. Murat Aygen tarafından Türkçe’ye kazandırılan Sermayenin Sırrı, Liman Yayınları tarafından 2005’te basılmış.
***
De Soto, araştırmasına şu sorularla başlıyor: “Neden Batılı ülkeler zengin, diğer ülkeler fakir? Zenginlik ve fakirlik bir kader, değiştirilemez bir alınyazısı mı? Zengin veya fakir olmak ülkelerin kendilerine mi, yoksa onların hiçbir şekilde müdahale edemeyeceği yabancı güçlere ve şartlara mı bağlıdır? 90’lı yıllarda kapitalizme geçmiş eski komünist ülkeler öngörülen kalkınma atılımını neden bir türlü gerçekleştirememişlerdir?” Kalkınma iktisadı üzerine çalışan iktisatçılar bu sorulara karşı kültürel geri kalmışlık, sömürüye dayanan düzen, özkaynak yetersizliği, teknolojinin imkânlarından faydalanamama, beşeri sermayenin yetersizliği, hatta gelişmemiş ülkelerdeki insanların girişimcilik ruhuna sahip olmamaları gibi çeşitli argümanlar ileri sürmüşlerdir. Gelişmiş ülkelerin liderlerinin ve onların oluşturduğu kurumların gelişmemiş ülkelere sunduğu reçeteler ise şunlardan ibarettir: Paranıza istikrar kazandırın, piyasalarınızı serbest ticarete açın, küreselleşme karşıtı gösterileri görmezden gelin, yabancı sermayenin ülkenize gelmesini bekleyin.
De Soto ise kalkınmakta olan ülkeler ile eski komünist ülkelerde yaptığı araştırmalar sonucunda bu argümanların kısmen doğruluk taşımakla beraber sorunun gerçek nedenini yansıtmadığını gözlemlemiştir. De Soto’nun fark ettiği şey şuydu: Üçünü dünya ülkelerinde yaşayan yoksullar, kapitalizmin başarılı olabilmesi için gerekli olan varlıklara fazlasıyla sahipti. Fakat bu varlıklara bir anlamda “sorunlu” bir şekilde sahipler. Yani fiili olarak varlıkları elinde bulundurmalarına karşın, hukuki olarak sahip değiller. Örneğin evler tapulu olmayan araziler üzerine kurulmuştur, şirketlerin yükümlülükleri tamamlanmamıştır, sanayiler, finansörler ve yatırımcıların gözetiminden uzak yerlerde kurulmuşlardır. Bu varlıklar, üzerindeki hakların yeterince belgelenmiş olmamasından dolayı, kolaylıkla sermayeye tahvil edilememekte, insanların birbirlerine güvendikleri dar yerel muhitler dışında satışı yapılamamakta, kredi almak için ipotek edilememekte ve bir yatırıma karşı hisse olarak kullanılamamaktadır. (SS, s. 5)Kısacası üçüncü dünya ülkelerinin fakirleri, sahip oldukları varlıkları sermayeye çevirecek bir hukuki mülkiyet sistemine sahip olmadıklarından sermayeyi büyütme, dönüştürme ve yeniden üretme imkânından mahrumdur. Bu anlamda şimdinin üçüncü dünya ülkelerinde yaşanan krizi, Batı’nın sanayi devrimindeki yasadışı haklardan, bütünleştirilmiş bir hukuki mülkiyet sistemine geçiş sürecinde yaşanan krize benzetiyor De Soto. Sanayi Devrimi’nin yaşandığı yıllarda Batı’nın iktisadi ve sosyal görünümü, karaborsanın, mafyanın, yaygın yoksulluğun ve hukuk tanımazlığın egemen olduğu üçüncü dünya ülkelerine benzemekteydi. De Soto, Batı ülkelerinin yüz elli yıl önce kilit değişimi yarattığını ve bu ülkelerin ekonomilerinin, insanlar daha ne yaptıklarını bile anlamadan, zenginlik yaratmaya başladığını ifade ediyor.
Araştırma ekibinin özellikle gayrimenkul sektöründe ortaya çıkardığı bulgular dikkat çekici cinsten: Filipinler’de şehir sakinlerinin %57’si, kırsal alanda yaşayanların %67’si ölü sermaye olan konutlarda oturmakta. Peru’da şehirlerde yaşayanların %81’i yasadışı konutlarda ikamet etmekteler. Haiti ve Mısır’da durum çok daha vahim: Haiti’de şehirlerde yaşayanların %68’i, kırsal alanda yaşayanların %97’si ikamet ettikleri konutların yasal tapularına sahip değiller. Mısır’da yasadışı konutlarda ikamet şehirlerde %92, kırsal alanlarda %83 oranındadır. İşte bütün bu yasa dışı meskenler “ölü sermaye”dir, bu meskenlerde oturanlar bu evlere fiili olarak sahiptirler; ancak bu sahipliği yasal hale getirecek bir hukuki mülkiyetleri yoktur. Yapılan hesaplara göre üçüncü dünya ülkelerinin ve eski komünist ülkelerin fakirleri tarafından elde tutulan, ancak hukuki olarak sahibi olunmayan gayrimenkullerin değeri en az 9.3 trilyon Amerikan dolarıdır. (SS, s. 173, Şekil-2)
De Soto bu muazzam birikimin önemini şöyle anlatıyor: “9.3 trilyon Amerikan doları [araştırmanın yapıldığı dönemde] tedavüldeki ABD para arzının yaklaşık iki katıdır. Dünyanın en gelişmiş yirmi ülkesinin başlıca menkul kıymetler borsalarında –yani New York, Tokyo, Londra, Frankfurt, Toronto, Paris, Milano, NASDAQ ve diğer on ikisinde– kayıtlı olan bütün şirketlerin değerleri toplamına nerede ise eşittir. Üçüncü dünya ülkelerine ve eski komünist ülkelere 1989 yılını izleyen on yıl zarfında yapılmış bütün dış kaynaklı doğrudan yatırımların yirmi mislinden fazla, Dünya Bankası’nın son otuz yıl zarfında vermiş olduğu bütün borçların kırk altı misli ve aynı dönemde bütün ileri ülkelerin üçüncü dünyaya yapmış oldukları kalkınma yardımları toplamının da doksan üç mislidir.” (SS, s.21-22) Şüphesiz böylesi bir tablo, üçüncü dünya ülkelerindeki varlıkların değeri hakkında parlak bir fikir veriyor.
Peki, bu ülkelerde yasa dışına çıkmak neden daha caziptir veya başka bir ifadeyle bu ülkelerde yasallıktan neden kaçınılır? De Soto, üçüncü dünya ülkelerinde yasal olarak bir iş kurmak nasıl mümkündür, maliyeti nedir gibi sorulara cevap bulmak amacıyla bu kez Peru’da küçük bir elbise dükkanı açıyor. Araştırma ekibi formları doldurmaya, kuyruklarda beklemeye, yasaların gerektirdiği belgeleri tamamlamaya günde 6 saat ayırmasına karşın işyeri açma ruhsatını tam 289 gün sonra alabiliyor. Bu ruhsat, ekibe 1.231 Amerikan dolarına mal oluyor ki bu meblağ ülkede yürürlükte olan asgari ücretin tam otuz bir katı. Yine Peru’da kamu arazisi üzerine bir ev inşa etmek için gerekli olan ruhsat elli iki devlet dairesinde 207 idari işlemin tamamlanması ile tam 6 yıl, 11 ay sürüyor. (SS, s. 172, Şekil-1)
Filipinler’de bir kimse kamu arazisi üzerine bir ev inşa etmişse onu yasal olarak satın alabilmesi için kamusal ve özel 53 kuruma başvurması ve 13 ila 25 yıl süren 168 adım atması gerekiyor. (SS, s. 174, Şekil-3) Aynı işlemlerin Mısır ve Haiti’deki maliyetleri de Peru ve Filipinler’i aratmıyor. Kamuya ait bir arazi üzerinde hisse elde etmek ve bunu yasal olarak tescil ettirebilmek için Mısır’da 5 ila 14 yıl süren 77 bürokratik prosedürün (SS, s. 176, Şekil-4); Haiti’de toplam 19 yılı aşan 111 bürokratik engelin (SS, s. 178, Şekil-5) aşılması gerekiyor. Buna rağmen yasallığın devamı konusunda herhangi bir garanti de bulunmuyor. Anlaşıldığı üzere üçüncü dünya ülkelerinde “ne kadar engel, o kadar ihlal” prensibi işliyor.
De Soto üçüncü dünya ülkelerine çözüm olarak Braudel’in betimlediği “cam fanus”u genişletmek; toplumun geri kalan kesimlerini de yasallığın içerisine dâhil etmek, onların varlıklarını sermayeye çevirebilmesi ve bu yolla zenginleşebilmeleri için zaruri olan “bütünleştirilmiş hukuki mülkiyet sistemi”ni kurmaları gerektiğini söylüyor. Batı’nın zenginleşmesinin altında yatan nedenin, şimdilerde unutulmaya yüz tutmuş olan “mülkiyet sistemi” olduğunun altını çizen De Soto, mülkiyetin önemini şöyle vurguluyor: “Bir gölden kullanılabilir enerji elde edebilmek için nasıl ki bir hidroelektrik santralinin bulunması lazım ise, varlıkların kayda değer artı değer üretebilmeleri için de resmi bir mülkiyet sistemi gereklidir.” (SS, s. 30)
Bütünleştirilmiş hukuki mülkiyet sisteminin biriktirdiğimiz varlıklar içinde hapsedilmiş görülmez potansiyeli ortaya çıkaran ve sermaye birikimi yoluyla zenginleşmemizi sağlayan 6 etkisinden söz ediyor De Soto kitabın devamında. Mülkiyetin birinci etkisi, “varlıkların ekonomik potansiyellerini belirlemek”, bir varlığın sadece ilk bakışta görünen özelliklerini değil ekonomik ve sosyal yönden en faydalı yönlerini dikkate almamızı sağlar. İkinci etki, “dağınık enformasyonu tek bir sistem çerçevesinde toplamak”, sahip olduğumuz varlıkların potansiyelini sadece kendi hayal gücümüzden, çok daha geniş çapta bir insan ağının müşterek hayal gücüne yükseltir. Mülkiyetin üçüncü etkisi, “insanlara sorumluluk vermek”; dördüncü etkisi, “varlıklara esneklik kazandırmak”; beşinci etkisi, “insanlar arasında bir ağ kurmak”; altıncı ve son etkisi ise “işlemleri koruma altına almak”tır.
De Soto, kitabın devamında Batı’nın iktisadi kalkınmasının anahtarı hükmünde olan bu “mülkiyet sistemi”ni hangi aşamalardan geçerek kurduğunu ve kalkınmakta olan ülkelerin bunu kurmakta neden başarısız olduklarını anlatıyor.
Sonuç olarak Hernando De Soto, Sermayenin Sırrı’nda, fakir ülkelerin neden fakir kaldıklarına ilişkin kafamızda yer alan birçok sorunun, aslında çok daha geniş ve sürekli gözden kaçırılan “mülkiyet” olgusuyla ilişkili olduğunu iddia ediyor; iddiasını da ampirik araştırmalarla destekliyor. Sermayenin Sırrı, sermayeye ve mülkiyete ilişkin önyargılarımızı yıkan; bu yönüyle de her iktisatçının kütüphanesinde bulunması gereken bir şaheser.

Etiketler:  Sermaye Sermayenin Sırrı Hernando do Soto Mülkiyet Mülkiyet Sistemi Kritize
 
< Önceki   Sonraki >