|
Süleyman DEMİREL
Suyun kaynağı okyanuslardır. Su okyanuslardan buharlaşarak bulutlara geçiyor. Bulutlarla taşınıyor, karalara geliyor. Karalarda yeraltına sızıyor veya yer üstünden denizlere akıyor. Bu bir hidrolik devredir. Şimdi bu devre dünyanın çeşitli zamanlarında değişik durumlar arz etmiş. Bundan 10 bin sene evvel dünya yaşanmaz hâldeymiş. Yani bu devre öylesine bozukmuş ki, burada disiplin diye hiçbir şey yokmuş. Ama geçen 10 bin sene içerisinde kendiliğinden bir disiplin teşekkül etmiş. Yani, muayyen zamanlarda bulutlar peyda oluyor, muayyen zamanlarda karaların muayyen yerlerine gidiyor, muayyen miktarda suyu bırakıyor. Hayatı mümkün kılıyor. Su da nehirlere, göllere, denizlere, pınarlara gidiyor ve akıyor, akabildiği kadar. İnsanlar bundan yararlanıyor. İçiyor, kullanıyor, tarihi tekâmülde sonraki yıllarda sulama yapıyor, daha sonraki yıllarda endüstride kullanıyor vs. Ancak, bir yere kadar. Bir yerden itibaren dünya nüfusu kalabalıklaşıyor. 1900 yılına geldiğimiz zaman dünyanın 1.5 milyar nüfusu var. Halbuki 1800 yılında 700 milyon nüfusu var. İsa’dan 100 sene evvel 300 milyon nüfusu var. 1800 yılına gelinceye kadar 400 milyon artıyor. Yani 1800 senedeki artışı 400 milyon, ama 1800’den 1900’e ikiye katlanıyor, 800 milyon artıyor. 1900’den 2000’e 6.5 milyara çıkıyor, 4 misli artıyor. Bu artan nüfusun yerküre üzerindeki baskısı yerküreyi sıkıştırıyor, “imdat” diye bağırmaya sevk ediyor. Yer kürede ormanlar azalıyor.
Topraklar kötü işlendiğinden dolayı denizlere akıp gidiyor, erozyon oluyor. Ve sular kirleniyor. Mevcut olan sular, pınarlar yetmez hâle geliyor. İnsanlara su yetmiyor, ama insanoğlu kullanılacak olan suyu kullanmakla kalmıyor, onu kirletiyor. Dünyadaki düzeni insanlar kendi aleyhlerine bozuyorlar. O zaman bakın ne oluyor? Bu 6.5 milyar insanın 1 milyarı bugün temiz sudan mahrum. Ve 6.5 milyar insanın değişik yörelerdeki su kullanışı da değişik. Adam başına sahrada günde 10 litre, Amerika Birleşik Devleri’nde 400 litre, İngiltere’de 280 litre, dünya ortalamasına geldiğiniz zaman bu aşağı yukarı 200 litre görünüyor.
Dünyaya yağan yağışlardan gelen 40 trilyon metreküp su var, içilebilir su, taze su. Yoksa, dünyanın yüzde 70’i su zaten. Ama bu suyun yüzde 97’si tuzlu su, ancak yüzde 3’ü kullanılabilir su. Bu 40 trilyon metreküp su çok kolaylıkla insanların ihtiyacını karşılar. Ama bunların düştüğü yer ayrı, suyun bulunduğu yer ayrı, bulunmadığı yer ayrı. Bir de böyle “scarcity-nadirlik” denilen eksiklik var. Yani dağılımda bozukluk enderlik getiriyor. Susuz bölgeler, sulu bölgeler ortaya çıkarıyor. Böyle dünya karmakarışık.
Bu 40 trilyon metreküp suyun 24 trilyon metreküpü kullanılabilir vaziyette. Dünya bundan elektrik çıkarıyor ve 18 trilyon kWh elektrik üretiyor. Bununla sulama yapıyor. Bu suyun yüzde 70’ini gıda üretimi için sulamada kullanıyor. Bunlar suyun yararı, ama suyun gazabı da var. Bir bakıyorsunuz denizlerde tsunami oluyor, karşınıza geliyor. Yani depremle birlikte sahilleri vuruyor. Su seylap oluyor, tufan oluyor. Geliyor meskûn yerleri basıyor. Ekilen araziyi ekilemez hâle getiriyor. Buz oluyor, kar oluyor, çığ oluyor velhasıl su öyle bir duruma geliyor ki, kuraklık meydana getiriyor. Kuraklık 30 tane tabiî afetin en zoru, en tedbiri olmayanı. 30 tane afet sayıyorlar, bunların başında en kötüsü kuraklık diyorlar. Su böyle bir rol oynuyor, böyle olaylara sebebiyet veriyor. Burada söylemek istediğim şey şu; insanların bir kısmı içecek sudan mahrum. Birçok bölge tarımda kullanılabilecek sudan mahrum. Suyu muntazam çok olan yerler de var. Bir kısım bölgeler suyun zararı ile karşı karşıya, bir kısım bölgeler yararıyla. Bir kısım bölgeler su zengini. Dünyada böyle bir karmaşa var, su işinin içerisinde.
Yalnız burada bir başka olay da var, bu 24 trilyon metreküp su gelmeye devam edebilecek mi? Gelecek de, yalnız bunun geldiği yerler değişecek. Çünkü, dünya bir karbondioksit olayıyla karşı karşıya. Dünya ısınmaya gidiyor. Isınmanın sebebi de atmosferdeki karbondioksittir. Bu karbondioksit bugün 380 ppm, ama bilim adamları 350 ppm düzeyini geçmesini istemiyorlar. Dünyanın kaldırabileceği 350 ppm’dir. Daha fazlası olması hâlinde dünyada sıcaklığın değişeceği, iklimin değişeceği, binaenaleyh yağmurların nereye yağacağı, kışın ne kadar, yazın ne kadar olacağı, bugün yaşanan yerlerin yarın yaşanamaz hâle geleceği, büyük afetlerin olacağı şeklinde öngörüler var. Hiçbir şey yapılmazsa, 100 sene içerisinde 6 derece, dünyanın ısınacağı ve dünyada çok büyük afetlerin meydana geleceğini bilim adamları söylüyor.
O zaman ne oluyor? Dünyanın ve yeryüzündeki insanların suyu tehlikeye giriyor. Kısacası yerküre tehlikeye giriyor ki, bunun altını çiziyoruz. Mevcut suyu kullanacaksınız, ama su elinizden gidiyor. Ve dünya bağırıyor; “insanoğlu dünyaya sığmıyorsun” diyor. İnsanoğlu dünyaya sığmıyor. 2050 senesine geldiği zaman, dünya nüfusu 9.5 milyar, bunu 8.5 milyar da tutmaya çalışıyorlar. Şimdiden bunun tedbirini arıyorlar. Demek ki nüfusun tedbirini arıyor, karbondioksitin tedbirini arıyor, iklim değişikliklerini kontrol altında tutmanın tedbirini arıyor, dünyayı kirletmemenin tedbirini arıyor. Temiz suyu alıyorsunuz, kullanıyorsunuz kirleniyor. Onu nehirlere ve temiz su aldığınız yerlere veriyorsunuz, oraları kirletiyorsunuz. Bu da sanitasyon (sanitation), dünyanın bugün en önemli meselesi ve bunun tedbirini arıyor. Su denildiği zaman bunların hepsi beraber geliyor.
Şimdi bir de Türkiye’ye dönelim, Türkiye’de ne vaziyette? Türkiye’nin 643 mm yağmuru var. Türkiye 780 bin kilometrekare. 643 mm yağmur yağdığı zaman 501 milyar metreküp su çıkıyor. Tabii buharlaşıyor, sızıyor, kayboluyor vs., geriye kalan kısmı 186 milyar metreküptür. Bu 186 milyar metreküp suyun kullanılabilir kısmı 98 milyar metreküp, 14 milyar metreküp de yeraltına sızdığından, Türkiye’nin 112 milyar metreküp kullanılabilir suyu var. Türkiye hâlen bunun ne kadarını kullanıyor? Türkiye bunun 30 milyar metreküpünü tarımda kullanıyor, 6.5 milyar metreküpü içme ve kullanma suyu, 4.5 milyar metreküpünü de sanayide kullanıyor. Bu aşağı yukarı 40 milyar metreküp yaptığına göre, Türkiye’nin daha kullanılabilecek suyu var.
Şimdi geliyorsunuz, sulamada Türkiye’nin 86 milyon dönüm sulanabilir arazisi var. Bunun 52 milyon dönümünü suluyor. Geriye kalıyor 34 milyon dönüm sulanabilir alan. Bu 34 milyon dönümü daha sulayacaksınız. Türkiye sudan, 140 milyar kWh elektrik çıkarabilir, son tahminler öyle görünüyor. Bu 140 milyar kWh’in 48 milyar kWh’ini üretebilir durumda, 10 milyar kWh de inşa hâlinde var. 82 milyar kWh daha sudan elektrik çıkarması lâzım. Türkiye elektriğe muhtaç bir memleket. Çünkü, Türkiye, enerjisinin yüzde 80’ini dışarıdan satın alıyor.
Türkiye önümüzdeki yıllar zarfında 20 milyar metreküp kadar daha suyu sanayide kullanabilir. Öyleyse Türkiye 112 milyar metreküpünü ne zaman kullanmış olacak? 2030 ve 2035 yıllarında, ama neyi yaparak? 86 milyon dönem araziyi sulayarak, 140 milyar kWh elektrik üreterek ve sanayinin bütün ihtiyaçlarını karşılayarak kullanacak.
Buradan içme ve kullanma suyuna geldiğimiz zaman, şimdi aşağı yukarı 6.2 milyar metreküp kullanıyor; bu, 2050’de 10 milyar metreküp civarında olacak. Yalnız buradaki en önemli mesele, Türkiye’nin aşağı yukarı 87 bin yerleşim yeri var, köy ve mahalle karakterinde. Bu 87 bin yerleşim yerinin 80 bininde içilecek su var. Türkiye 1950’den bugüne kadar 18 bin içme suyu olan yer sayısını 80 bine çıkarmış. Olmayan yerler de çok ufak yerler ve ulaşılması çok zor olan yerler.
Türkiye’de şehirlerin hepsine su getirilmiş. Belediye olan yerlerin aşağı yukarı yüzde 90’ında su var. Şehirlerine 48 tane barajdan su veriyor. İstanbul’a senede bir milyar, Ankara’ya 400 milyon, İzmir’e 400 milyon metreküp su veriyor. Bir Ankara düşünün 1930’lı yıllarda 10 milyon metreküp suyu vardı, şimdi 400 milyon metreküp alıyor.
İçme suyu tesisi yaptığı yerlerin önemli bir kısmında da kanalizasyon var. Yine içme suyu tesisi yaptığı yerlerin önemli bir kısmında da arıtma var. Neyi arıtıyor? Suyu arıtarak kullanıma veriyor, ama hepsinde yok. Ancak, kirlenmiş suyun, tasfiye edilmiş atık su şeklinde kanalizasyondan atıldığı yerler nadir. Daha doğrusu kanalizasyonun ucundan ırmaklara, göllere, denizlere verirken bunun sanite edildiği, yani tasfiye edildiği yerler çok çok az.
Türkiye bu 112 milyar metreküp suyu kullanacak, söylediğimiz pattern (desen) içerisinde kullanacak. Türkiye sulamada da iyi değil, başarılı değil. Şöyle başarılı değil; çok su kullanıyor, yüzeysel su kullanıyor. Sulamada metot değiştirecek. Hem yağmurlama ve hem de damlama metoduna gidecek, başka metotlara da gidecek. O zaman 86 milyon dönüm yerine, belki 100 milyon dönümü sulayabilir hâle gelecek. Ama bugün için su tarlaya geldiği zaman, tarladaki sulama idaresi de iyi değil. Sulama kooperatifleri var, başka örgütlenmeler var, bunlar birbirleriyle kavga hâlinde. Bunların düzeltilmesi lâzım. Sulamayı iyi yapmak lâzım. Daha çok araziyi sulamak lâzım. Refah arıyorsanız, işsizliğe çare arıyorsanız bunları yapmalısınız ve köylüler köyden kaçmaya başladılar. Hep kaçıyorlar, ama şimdi daha çok kaçmaya başladılar.
Elektriğini çıkartmak için küçüklü büyüklü 1400 tane yeni tesisin yapılması lâzım. Bunu kim yapabiliyorsa, ona yaptırmak lâzım. Ben yapacağım diye durmasına gerek yok. Görülüyor işte, Elektrik Piyasası Kanunu diye yeni bir kanun var. Bu kanunla 6-7 sene geç kaldılar aslında, o kanunu tam uygulamaları lâzım. Yapabilene yaptırmak lâzım. Elektriği üretmek lâzım.
Şimdi geliyoruz, esas üzerinde duracağım konu; şehirlerin ve kasabaların, yani yerleşim yerlerinin kullandığı su arıtılmalı veya arıtılmış kalitede olmalı. Yani kullanım için vereceğiniz su arıtılmış kalitede olmalı.
Oradan çıkan kirlenmiş su kanalizasyona girmeli. Kanalizasyondan çıkan su kirli olarak kesinlikle nehirlere, göllere, denizlere verilmemeli. Türkiye’yi kokutamayız. Orta yerde bir Ergene misali var. Sanayi, Ergene nehrini kokutmuştur. Antalya’yı kokutamayız. Bursa’yı kokutamayız. Kokan körfezler, kokan nehirler Türkiyesi olmamalıdır Türkiye. Yani kullanabileceği suyu temiz temiz kullanmalı., pisleyip kullanılamaz hâle getirmemeli, burada dara düşmemeli, teknolojinin icaplarına uymalı. Benim söyleyeceğim bu.
**
Kaynak: Bu makale EkoEnerji Dergisi Nisan-2010 sayısında Prof. Dr. Mustafa Özcan Ültanır’ın Süleyman Demirel ile yaptığı Mülakat’tan alınmıştır. Bakınız: http://www.ekoenerjidergi.com/node/104 Etiketler: Su Su Meselesi Su Meselesi ve Türkiye Okyanuslar Dünyaya yağan yağışlar Elektrik İçme Suyu Sulama |