Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Yoksulluğu Yenmek-2 PDF Yazdır E-posta
Salı, 24 Kasım 2009
M. Ali KAYA
Dünya bir ekonomik kriz yaşadığı bir gerçektir. Krizlerin pek çok sebepleri vardır. Ancak en önemli sebepleri arasında kaynakların azlığı değil, kaynak oluşturmama, çalışmama, dürüst olmama, kaynakları dengeli ve verimli kullanmamaktır. Ekonomik ahlak olmayınca serbest piyasa ekonomisi de sağlıklı yürümez. Hürriyet olmayınca da serbest piyasa ekonomisi serbest olamaz. Önce hürriyet, sonra emek ve gayret gelir. 

Yoksulluğun bir başka sebebi bencillik ve israftır. Bu nedenle “kanaat bitmez ve tükenmez hazinedir.” İnsanın ihtirasları vardır. Ruhunda doyumsuzluk vardır. Bu nedenle gerek yasalar, gerekse ahlâkî ve dini kurallar insanların ihtiraslarını denetim altına alarak dengelemeyi amaçlamıştır. İhtiras sahibi olan insan ne kadar zengin olursa olsun fakir ve muhtaç sayılır. Çağımızda bir tarafta ihtiraslar öbür tarafta israf, gelir kaynaklarını belli ellerde toplanmasına ve toplumun büyük kesiminin yoksullaşmasına neden olmaktadır.

Ekonomik hayat ihtiyaç, arz ve talep dengesine oturur. İnsanların ihtiyaçları talebi, talebe uygun arz ise ekonomik dengeyi meydana getirir. Ülkemizde devletin eli deliktir. Hem müsriftir, hem de israfı teşvik etmektedir. İhtiyaçları belirleyen, buna göre arzı ve talebi belirleyen devlettir. Bunun adı da “Serbest piyasa ekonomisi”dir. (!)

 
Serbest piyasa ekonomisi zengin üreticilerin, reklamı ve pazarlamayı çok iyi yapabilenlerin sunî ihtiyaçları belirlemek ve ihtiyaç olmayan şeyleri ihtiyaçmış gibi hissettirmek ve ürettiklerini satmak için rekabet unsuru olarak kullanılmaktadır. Burada da “ekonomik ahlak” yoktur. Pazarlama da gerçek mala değil, ambalaja yöneliktir. Kalitesiz malın albenisini artırarak beğeni kazandırmaya yöneliktir. Bu da fiyatlara yansıdığı için hayat pahalılığına sebep olmaktadır. İnsanların ihtiyaçları artırılmış ve bu ihtiyaçları temin edemeyenlerde ise yoksulluk duygusuna sebep olmaktadır.

Üniversitelerin iktisat ve ekonomi fakültelerinde okutulan dersler çalışma, üretme ve ülke kaynaklarını verimli şekilde kullanma amacına yönelik olmaktan çok, az çalışma ile çok kazanma idealine yönelik olduğu için mezun olanlar terleyerek üretime katkı sağlamak yerine, çalışanların emeklerinden istifade etmeyi tercih etmektedirler.

Zaten çocuklarımızı çalışmamaları için okutmaktayız. Bu nedenle çalışmak istemeyenler kendilerini okumak zorunda hissetmektedirler. Çocuklarımızı devlet memuru olmalarını teşvik ederiz. Masa başında çalışmadan ve terlemeden, emek sarf etmeden çok kazanmaya odaklamışsızdır. Bu nedenledir ki işçilerimiz bile çalışmadıkları günlerini ve saatlerini kazanç saymaktadır ve övünerek anlatmaktan büyük bir haz almaktadırlar.

Çılgınca tüketmek ama üretmemek… Toplumu yoksulluğa iten en önemli sebeplerden birisidir. Dünyanın her yerinde Çin malları satılmaktadır. Neden? Dünyanın her ülkesine, her kasabasına gidecek kadar çok üretildiği için… “En helal kazanç, elinin emeğini yemektir” buyurur peygamberimiz. (sav) Acaba peygamberimiz (sav) bunu işçiler ve ameleler için mi söylemiştir?

Üretimin bir başka güzelliği de üreticinin emeğinin karşılığı olan şeyi tüketmesidir. Bunun tadı ve güzelliği bir başkadır ve insana en çok zevk veren budur. Ya emeğinin karşılığın bir başkası ile paylaşmanın ve muhtaca yardım etmenin zevki, tadı ve güzelliği, bir başkasının emeğini paylaşmak ve harcamak gibi olabilir mi?

Hz. Davud (as) “Allah uçmak için kuşa kanat verdiği gibi, insana da çalışmak için el ve ayak vermiştir” der. Kendisi devlet başkanı iken hazineden maaş almak yerine elinin emeğini yiyerek üretimin önemine vurgu yapmış ve milletine örnek olmuştur. Kendisinden sonra da milleti oğlu Hz. Süleyman (as) zamanında dünyaya hükmetmiştir.

İnsan çalışırken istekli ve gayretli, emeğin karşılığını alırken kanaatkâr olmalıdır. Çalışmaya kanaat tembellik, sonuca kanaat ise tevekküldür. Dolayısıyla insan çalışmaya hırslı, sonuçta ise kanaatkâr olmalıdır. Kazanç her şey değildir. İnsanın en büyük kazancı ilmî, ahlâkî ve ruhî olandır. Biz okullarımızda öğrencilerimize sanat öğretmeden önce bu ahlâki özveriyi ve işimize ruhumuzu katmamızı öğretmemiz gerekir. Gerçek kazancın yolu kaliteden geçmektedir. İşine ruhuna katmayan sanatkâr olamayacağı gibi, alın terini işine katmayan ve işe odaklanmayan da kaliteli iş yapamaz.

Bedenimizden önce ruhumuza, iş yapmadan önce aklımıza ve emeğimizden önce ahlakımıza değer vermezsek ne kalkınma sağlayabiliriz, ne de zengin olabiliriz. Çocuklarımıza para kazanmadan önce güven ve itibar kazanmanın önemini anlatmalıyız. Bu da “Güven kaybetmekten ise para kaybetmeyi severim” gibi sloganları öğretmekle olmaz. Bunun ruhî, ahlâkî ve sosyal boyutları vardır. Sadece bir boyutu ile kazanılmaz.

Sonuç olarak yüce Allah “herkese çalışmasının karşılığı vardır” buyurur. Çalışmadan karşılık beklemek ya aptallıktır veya hırsızlıktır. Birincisi aklın, ikincisi ise ahlakın yokluğundan kaynaklanır. İnsanların hiçbir zaman önemini kaybetmeyeceği üç temel çalışma sahası vardır. Bunlar da “Ziraat, sanat ve ticarettir.” Bir ülkenin kalınması bu üç temel sahaya emek vermeye ve ihtiyaçtan fazla üretmeye bağlıdır. Bu da devletin “emeği” kutsal kabul etmesi ve çalışana hakkını vermesi ve haksız rekabeti, dolaşımı ve dağılımı önlemesine ve çalışmayı teşvik etmesine bağlıdır.


Etiketler:  Yoksulluk Kalkınma İsraf Kanaat Ekonomik Hayat Yoksulluğu Yenmek Çalışma Ziraat Ticaret Sanat
 
< Önceki   Sonraki >
KANAAT
SANAT
TICARET
ZIRAAT
KALKıNMA
EKONOMIK HAYAT
ÇALışMA
İSRAF
YOKSULLUK