Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Yoksulluğun Sebepleri PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 19 Aralık 2009
M. Ali KAYA
Geri kalmış ülkelerin en önemli problemi yoksulluk. Problem yokluk değil; her şey var ama yoksulluk da var. Bunun nedenleri ve ortadan kaldırılması konusunda neler yapılabilir? Üzerinde biraz fikir jimnastiği yapmakta yarar var. İktisadi ve sosyal problemler adaletsiz gelir dağılımı sayesinde daha da belirgin ve sınıflar arasında uçurum meydana getirmektedir. Ekonomik sıkıntılarımız ve çözüm önerilerini birkaç madde içinde sıralayabiliriz:

1.  Bilgisizlik: Her kötülüğün kaynağı bilgisizliktir. Bilmeyen yapamaz. Bu nedenle önce ne yapmak istiyorsak onu öğrenmemiz gerekir. Öğrenmek zaman ve çaba ister. Tembelliğe ve eğlenceye düşkün olanlar bu çabayı göstermek istemedikleri için öğrenmezler. Bununla beraber bilmedikleri konuda bilgiçlik taslayarak biliyormuş gibi çok konuşurlar. Onları tanımayan konuşmalarına bakarak çok şey bildiklerini sanırlar ve onlara güvenirler. Onlar da bu güveni kötüye kullanarak yaptıkları yatırım ve harcamalarla büyük zararlara sebep olurlar. Çok konuşanların bilgisizliklerini örtme ve beceriksizliklerini gizleme amacı ile bunu yaparlar. Ama ne var ki onlara kulak verenler de bilgisiz oldukları için ortaya konan sermaye, kaynaklar ve bunun için harcanan çaba ve zaman israf olur gider. Sefaletin birinci sebebi budur. 

2.  Tembellik: Tembellik bencillikten ve kendini naza çekmekten kaynaklanır. Rahata ve eğlenceye düşkünlük tembelliği netice verir. Tembellik pek çok günahların kaynağı olduğu için günah olarak belirlenmeyen en büyük günahlardan birisidir. Tembel çalışmayı sevmez. Çalışmadan hile ve kumar ile zengin olma hayali peşindedir. Bu ise her türlü haksız kazancın ve hak etmediğini, başkasının hakkını gasbetmeye sebeptir. Zenginlik ve servet ise çalışmanın ürünüdür. Servet sahipleri büyük çabalarla bu zenginliği kazanmışlardır. Tembeller ise kendileri hayal ve hırsızlık peşinde oldukları için zenginlerin bu serveti başkalarının hakkını gasbederek kazandıklarını düşünürler. Bu sebeple çalışmadıkları için kendilerini sefaletten kurtaramazlar.  
 
3.  Bencillik: Bencillik insanın kendisinden başkasını düşünmemesidir. Her şeyi kendi çıkarı için yapar. Bununla kalmazlar herkesin de kendilerine yardım etmesi ve kendi menfaatlerini düşünmelerini isterler. Başkalarına zerre kadar yardımcı olmak istemedikleri halde herkesin kendilerine yardım etmesi ve kendisini düşünerek davranması gerektiği inancındadırlar. Kendilerini odak noktasında gören benciller her şeyin kendi etraflarından dönmesini bekler ve umarlar. Bu olmayınca da herkesin yanlış yaptığı ve hatalı olduğunu söylerler. Sonuçta bencil insanlar yalnız kalmaya mahkûmdurlar. Yardımdan mahrum kalanların gelişen ve değişen dünya şartlarında servet edinmeleri ve zengin olmaları elbette mümkün olmadığı için sefaletten kurtulamazlar.

4. Cimrilik: Fakirlik korkusu ile yaşayan ve malı harcamaktan korkan kişiye cimri denir. Cimrilik iki sebepten kaynaklanır. Birincisi aşırı dünya ve mal sevgisinden, ikincisi de bencilliktir. Malı harcanması gereken yerlere harcamayarak biriktirmekten başka şey düşünmemek cimriliğin katmerlisidir. Parası ve malı olduğu halde asli ihtiyaçlar için dahi harcamamak cimrilik. Vermesini bilmeyen insanların kimseye faydası dokunmadığı gibi, başkasının cömertçe harcamalarına da razı olmaz, onları malın değerini bilmemekle suçlayarak her sözlerinde ayıplarlar. İşleri güçleri mal ve para konusunda konuşmak, kendilerini akıllı görerek başkalarını aptallıkla suçlar dururlar. Her türlü yardıma ve hayra engel olmaya çalışırlar. Bu konuda herkese akıl verirler. Mal ve para konusunda ne kadar cimri iseler akıl vermede ve konuşmada o kadar cömerttirler. Hem kıskançtırlar hem de herkese cimrilik tavsiye ederler. Allah’ın kendilerine verdiği şeyi saklarlar ve kimseye yararlı olmaması için ellerinden geleni yaparlar. Allah da onların bu davranışlarından dolayı onların ruhlarını azap içinde bırakır. Dünyadaki bu manevi azap ahrette de gerçek azaba dönüşür. (Nisa, 4:37)

Cimrilik helaket ve felaket sebebidir. Peygamberimiz (sav) “cimrilikten sakının. Sizden önceki milletleri helak eden dünyayı ve malı çok sevmekten kaynaklanan cimrilikleridir” (Riyazu’s-Salihîn, 1:253) buyurmuşlardır. “Cimri insan Allah’a uzak cennete uzak ve cehenneme yakındır. (Tirmizi, Birr, 40) Cimri ile arkadaş olmak ve cimrinin yüzüne bakmak dahi insanın içini karartır. Ne zaman kendilerinden yardım istenirse insana akıldan başka bir şey vermezler. Bir şey danışırsanız mutlaka onu yanlışa sürüklerler. Kötü alışkanlıkları olan ve insanlara olmadık kötülükleri yapanlar cömertlikleri sayesinde insanlardan saygı ve hürmet görürlerken cimriler ne kadar iyi insanlar da olsalar bütün insanlardan nefret görürler. Dolayısıyla insan malında cimrilik ölçüsünde şerefini de kaybeder.

Cimriler yüzünden eşleri ve çocukları da büyük sıkıntı çekerler. Bin bir zahmetle kazandıkları mallarını yiyemedikleri gibi, varlık içinde sefalet çekerek yaşarlar. Allah’ın verdiği malda yabancıların, yolcuların, muhtaçların ve fakirlerin de hakkı vardır. Cimri bu hakları yabancılara vermediği gibi, kendisi ile beraber bin bir zahmet çekerek kazanan kendi çocuklarına ve eşlerinden bile sakınarak onların sefil bir şekilde yaşamaya mahkûm ederler. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah’ın verdiği mallarında cimrilik edenler sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar bilakis bu onlara kötülüktür. Cimrinin yaptığı kıyamette boynuna dolanacaktır. Cimri bilmez ki yerin göğün mirası, malı ve mülkü, her şeyi Allah’ındır. Allah insana bunları imtihan etmek için verir. Cimriler ise bu imtihanı baştan kaybetmişler ve azabı hak etmişlerdir” (Âl-i İmran, 3:180) buyurur.

İnsan harcamlarında ne aşırıya kaçarak israfa kaçması doğru olmadığı gibi, cimrilik yapması da doğru değildir. (İsra, 17:100; Furkan, 25:67) Bu ikisi arasında bir denge kurmalıdır ki “iktisat” buna denir. Nefsini cimrilikten koruyanların kurtuluşa ereceği ve başarıya koşacağı Kur’ân-ı Kerimde müjdelenmiştir. (Tegabün, 64:16)

Mal tedavülde dolaştıkça ve elden ele geçtikçe kazanç sağlar ve zenginlik getirir. Bu nedenledir ki ticaret malları ne kadar dolaşır ve el değiştirirse o derece kar üstüne kar getirir. 100 liralık bir mal % 25 kar ile bir senede beş el değiştirirse kendi değerinden çok kazanç sağlar. Cimrilik bu dolaşıma engel olur. Malın kar dışında sağladığı fayda ise karından çok daha fazla topluma katkı sağlar ve zenginlik katar. Cimrilik ise malın yalın faydasını dahi engelleyen bir durum olduğu için mal sahibine de topluma da büyük bir sefalet getirir.

5. Devlet Müdahalesi: Devletin piyasaya ve ekonomiye iki şekilde müdahalesi vardır. Birincisi politik, ikincisi ise ekonomiktir. İktisatçılar devletin ekonomiye müdahalesinin faydasının maliyetine eşit olduğunu söylerler. Ayrıca devlet politik gerekçelerle müdahale oranı arttıkça ekonomik performansı da olumsuz etkilenir.

Devletin özel sektörün üretimi üzerinde de pozitif ve negatif olmak üzere iki şekilde etkisi vardır. Ama ne ki kötü politikalar ekonomiyi kötü etkileyerek etkin üretimde başarısız olur, refahı ve büyümeyi desteklemez. Kaynak dağıtımını çalışana göre adil yapamaz. Dolayısıyla ekonomide başarılı olamaz. Politik hesaplar da işin içine girince ayrımcılık kesinlikle olur ve devletin imkânlarından istifade edenler özel müteşebbisleri zarara uğratır ve müteşebbisler de devlet ile rekabet edemez. Böylece devletin ekonomiye müdahalesi ekonomiyi menfi olarak etkiler.

Ayrıca devletin şeffaf olmaması, patronaj ilişkileri, yandaşlık ve partizanlık, rant oluşturma ve dağıtımda adaletsizlik, çıkar gruplarının rant kollama faaliyetleri, bütçe kaynaklarının coğrafî ve sektörel dağılımındaki dengesizlik, lobicilik, hizmet kayırmacılığı ve kamusal güç ve yetki dağılımındaki adaletsizlik, devlet harcamalarında israf ve savurganlık gibi bir dizi sebepler devlet müdahalelerinin çözüm üretmediği ve ekonomiyi yanlış etkilediği ve sefalete sebebiyet verdiği gerçeğini ortaya koymaktadır.

İktisadi hayat ihtiyaç, talep, üretim ve tüketim döngüsü içerisine cereyan eder. İhtiyaçları insanların kendileri değil de devlet belirlemeye kalkışırsa ekonomi de dengesini kaybeder. Bu da toplumda büyük adaletsizlik ve uçurumların oluşmasına sebep olur.
 
6.  İstibdat: Her nevi kalkınmanın temelini o kalkınmayı ve gelişmeyi sağlayacak olan insanın hürriyet içinde çalışan ve kabiliyetlerini sergileyebilen insan unsuru oluşturur. Günümüzde “birey” olarak tanımlanan ve her hizmetin odağında olan ve hem hizmet üreten hem de hizmet edilen varlık olan insan olmazsa hiçbir ekonomik faaliyet gerçekleşemez. Bu durumda insanı yaşatmak, ihtiyaçlarını karşılamak ve mutlu etmek için yapılan her şey ekonomik gelişme ve kalkınmanın da dinamiğini oluşturur. İnsanın insanlığını elinden alan ve onu bir köle ve makine haline getiren ve mutlu kılmayan her şey istibdat olarak nitelendirilir.

İnsanın hür ve mutlu olmadığı bir yerde ekonomik gelişmeden ve kalkınmadan bahsedilemez. Bu nedenden dolayıdır ki devletçi politikalar ve devletin kutsallığını esas alan ve insanı devletin kölesi olarak gören komünizm ve faşizm gibi sistemler insanı mutlu etmek bir yana felaketten felakete sürükleyerek günümüzün sefalet tablolarını meydana getirmiştir.

İnsan ancak hür olduğu, kendisine insan gibi davranıldığı ve aklına, fikrine ve vicdanına müdahale edilmediği sürece verimli ve mutlu olabilir. Artık insanlık bunu anlamıştır. Demokratik ve hür ülkelerin iktisadi olarak kalkınmış, istibdatla idare edilen ve ideolojik kalıpların esiri olan ülkelerin sefalet içinde olması bunun en açık delilidir.   

7. Kaynakların Verimli Kullanılmaması: İktisadi kalkınmanın temel kaynakları her şeyden önce “insan kaynaklarıdır.” İnsan kaynaklarını verimli kullanamayan hiçbir gelişmeyi sağlayamaz. İnsanın verimi ise bilgi ve beceri yanında moral değerleri harekete geçirmekle mümkündür. Bu da öncelikli olarak hürriyetin en geniş manada sağlanması ile mümkün olur. Devlet bunu sağlamalıdır. İnsan unsuru verimli kullanılırsa yer altı ve yer üstü kaynakların verimli kullanılmasını netice verir. 
  
8.  İsraf: Gereksiz, amaçsız ve faydasız olduğu halde gereğinden fazla yapılan harcamalara israf denir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Mescitlerde ziynetlerinizi takınınız; yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz” (A’raf, 7:31) emreder. Aşırı israfa kapılanlar şeytanın tuzağına düşerler ve şeytana arkadaş olurlar. (İsra, 17:26-27) İsraf sonucu sıkıntıya düşen bir insan yalan söyler, her türlü haksızlık ve kötülüğe bulaşır.

Bütün nimetlerin sahibi Allah’tır. İnsana emanet olarak verdiği bu nimetlerin değerini bilmemek demek olan israf etmek elbette nimet sahibi tarafından hoş karşılanmayacaktır. Nihayet ahrette verdiği her nimetten sorguya çekecektir. (Tekâsür, 102:8)

Allah yolunda hayra yapılan harcamalar israf sayılmaz. İsraf şerre, insanlığın ve insanların zararına yapılan harcamalardır. Yüce Allah “Altını ve gümüşü biriktirerek Allah yolunda harcamayanlara acı bir azabı müjdele” (Tevbe, 9:34) buyurarak hayır için yapılan harcamaların israf sayılmayacağını ifade etmiştir. Hayırda israf olmadığı gibi, israfta da hayır yoktur. Malları şerde harcamayanların malı bitmez ve tükenmez. İktisat eden zenginleşir ve israf eden fakirleşir. Bir insanın kumara ve içkiye bir kuruş harcaması israf sayılırken insanların faydasına milyonlar harcaması israf sayılmaz.

İsraf sadece malda ve parada olmaz. Ömrü, bilgiyi, gençliği ve zamanı iyi kullanmamak da israftır. Nitekim yüce Allah ahrette “Gençliğini nerede harcadın, malını nereden kazandın ve nereye harcadın, ilminle ne yaptın?” diye her insana soracaktır. Gençliğini, ömrünü israf etmeyen ve hayırlı işlerde kullanan, bilgiye önem veren ve bilginin gereğini yapan, malını hak ederek kazanan ve hem kendi hem insanlığın faydasına harcayan bir millet elbette her yönden gelişme kaydeder ve yükselir. Asla zillet ve sefalet çekmez.

Etiketler:  İsraf Yoksulluğun Sebepleri Yoksulluk Bilgisizlik Tembellik Bencillik Cimrilik İstibdad Mal Devlet Müdahalesi Hürriyet
 
< Önceki   Sonraki >
HüRRIYET
İSTIBDAD
BILGISIZLIK
BENCILLIK
MAL
İSRAF
CIMRILIK
YOKSULLUK
TEMBELLIK