Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Yoksulluk Düşmanını Yenmek PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 17 Aralık 2009
M. Ali KAYA
Bediüzzaman Said Nursi’ye (ra) göre üç büyük düşman vardır. Bunlar, “Cehalet, fakirlik ve bölünmüşlük.” (Divan-ı Harbi- Örfi, 1993, s, 23, 68) Mücadele ve cihat bu üç düşmana karşı yapılmalıdır. Zengin işlenebilir kaynakların fakir bekçileri olmak medeniyetler kurmuş ve dünyayı asırlar boyu idare etmiş bir millete yakışmamaktadır. Zenginlik kaynakları güneş, toprak, deniz, su ve madenlerdir. Bunların bol bulunduğu, tarıma ve hayvancılığa elverişli arazilere sahip olan bir millet için gerçekten büyük bir utanç vesilesidir. Bu bakımdan insan kaynaklarını ve yer altı ve yer üstü kaynakları kullanacak, hammaddeden mamul madde haline getirecek stratejilerin ve planların yapılarak uygulamaya geçirilmesi hükümetlerin görevidir. Hükümetler görevlerini yapmayarak kendisinden önce gelen iktidarları kötüleyerek sorumluluktan kurtulamazlar.

Aslî ihtiyaçların dışında zekât verecek kadar mala sahip olan kişiye zengin denir. Borçlarını ödedikten sonra nisap miktarı denen zekât verecek mala sahip olmayan kimseyi İslam dini fakir sayılmaktadır. Hiçbir mala sahip olmayan kişiye ise Kur’ân-ı Kerim “miskin” demektedir. (Bakara, 2:184) Her toplumda zenginler ve yoksullar olmak üzere iki tabaka mutlaka vardır ve bulunmalıdır. Ancak din ve ilim, iktisat ve idareciliğin gereği bu sosyal tabaka arasında denge kurmak ve birini diğerine ezdirmemek ve yardımlaşmayı sağlamaktır. Kur’ân-ı Kerimde fakr/yoksulluk geniş bir şekilde ele alınmıştır.
 
Fakirlik korkusunun şeytanın bir telkini olduğunu ve kişiye cimriliği telkin ettiğini (Bakara, 2:268) ifade eden Kur’ân-ı Kerim yüce Allah’ın insanlara af ve mağfiretle beraber bolluk vaat ettiğini belirtir. Fakirlikten korkmamak gerektiğini, Allah’ın rızka kefil olduğunu ve Allah’a güvenerek Allah’ın lütfundan rızık aranmasını istemektedir. Bekârların geçim korkusu ile evlenmekten kaçınmamalarını, fakir olanları Allah’ın lütfu ile rızıklanacakları” (Nur, 24:32) ifade edilir. Bu ayetlerden fakirlik korkusu yaşanmaması gerektiği, Allah’ın lütfu ile herkesi zengin edecek her nevi nimet ve imkânın bulunduğu, Allah insanı ummadığı yerden zengin edecek rızkı vereceği anlaşılmaktadır.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah rızkı hiç ummadığınız yerden verir” (Talak, 65:3) buyurur. Ayetin sonunda da “Allah’a dayanıp güvenene Allah kâfidir, Allah her şeye kadirdir” buyrulur. Bu nedenle fakirlikten korkmamak ve Allah’a güvenerek çalışmak gerektiği anlaşılmalıdır. Allah’tan korkarak, Allah’a güvenerek çalışmak başarının anahtarıdır. Peygamberimiz (sav) anne babasını kaybetmiş ve fakir olan amcası Ebu Talibin yanında bulunuyordu. Onun da mali durumu bozulduğu için kendisini çalışmak durumunda hissediyordu ve ortaklık esasına göre Hz. Hatice’nin mallarını alıp satmak üzere birkaç ticari seyahat yapmıştı ve büyük bir kazanç elde etmiş ve bunu bölüşmüştü. Daha sonra yüce Allah Hz. Hatice ile evlenerek çok zengin bir servete konmasını sağlamıştı. Bu durumu hatırlatan yüce Allah peygamberimize “Seni fakir bulup zengin etmedi mi?” (Duha, 93:8) buyurarak hiç ummadığı yerden rızıklandırarak zenginleştirdiğini ifade etmiştir.

Peygamberimiz (sav) her şeyin Allah’tan geldiğini ve Allah’ın “Müsebbibü’l-Esbab” olduğunu, sebepleri de sonuçları da yaratanın Allah olduğunu ümmetine anlatmıştır. Yüce Allah bir şeyi yaratmak istediği zaman sebeplerini de sonuçlarını da yaratmaktadır. Sebepleri yaratan Allah olduğu gibi, o sebeplerden sonuçları yaratan da Allah’tır. İnsanı da insanın elleri ile yaptıklarını yaratan da Allah’tır.

İnsanlık için en büyük tehlike küfür olduğu açıktır. Yüce Allah hak din ile küfrü ortadan kaldırmayı irade ettiği gibi, fakirliği de ortadan kaldırmayı murat etmiştir. Peygamberimiz (sav) “Ben görmeyen biriydim, Allah basiretimi açtı; fakirdim, beni zengin kıldı” (Buhari, Enbiya, 51) buyurmuştur. Hidayet ve basiret ile beraber maddi zenginliği de büyük bir nimettir. “Fakirlik nerede ise küfre denk olacaktı” buyurarak fakirliği küfre yakın bir tehlike olarak göstermiş olan peygamberimiz (sav) ve “Allah’ım, küfrün ve yoksulluğun fitnesinden sana sığınırım” (Nesai, Sehv, 90) şeklinde dua ederek hem küfürden hem de yoksulluktan Allah’a sığınmıştır.

Fakirlik ve yoksulluk her türlü gelişmenin ve kalkınmanın engelidir. Fakirliğin olduğu yerde ilim, teknik, sanat ve medeniyet gelişmez. Evine nasıl ekmek götüreceğini düşünen birisi ilim ve sanat yapamaz. İmam-ı Azam’a “Evinde gıda bitti” denince “Allah hayrını versin. Kafamda çözüm ürettiğim kırk meseleyi bana unutturdun” diye serzenişte bulunduğu rivayet edilir.

Yoksulluk toplumda huzursuzluk meydana getirir. Bir toplumda zenginlerle yoksullar arasında mesafe büyür, zenginler fakirlere zekâtla yardımcı olmazlar ve israfa boğulurlarsa, yoksullar aslî ihtiyaçlarından bile mahrum kalırlarsa kalplerde düşmanlık, kin ve nefret büyür ve anarşiye ınkılab eder. 

Düşmanlarımız ve bizi felakete götürecek olan sıkıntılarımız bellidir. Bunları “fakirlik, cehalet ve bölünmüşlük” olarak sıralamıştık. Hükümetler bu sıkıntılara çare bulmak ve gidermeye çalışmak için seçilir ve kurulurlar. Cehaleti gidereceğiz diye okumuş cahilleri daha da çoğaltmak, fakirliği yok edeceğiz diye mutlu bir azınlık ile ezilmiş büyük bir yoksul tabakası meydana getirmek ve bölünmüşlüğü ortadan kaldıracağız diye yeni bölünmelere ve düşmanlıklara sebep olmak tam bir cehalet, beceriksizliktir.

Etiketler:  Cehalet Fakirlik Miskin Fakir Zengin Cimrilik Yoksulluk Rızk Zenginlik Kaynakları
 
< Önceki   Sonraki >