Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow ZEKÂT KURUMU
Advertisement
ZEKÂT KURUMU PDF Yazdır E-posta
Cuma, 25 Ocak 2008
                  M. Ali KAYA
      Bediüzzaman Said Nursi hazretleri çağımızın müceddidi ve müçtehidi olarak zekât gelirlerinin bir fon, bir müessese halinde toplanarak İ’l’ay-ı Kelimetullah için açılacak olan “Medresetü’z-Zehra”nın tüm giderleri için kullanılması gerektiğini, böylece “Milletin menfaatine” sarf edilmesi lüzumunu açıkça belirlemiştir.
            Eskiden beri sadece fakirlere has kabul edilen zekâtın milletin menfaatine ve maarife, yani eğitime yatırım olarak değerlendirilmesi gerektiğini izah eden Bediüzzaman bunu bu zamanın şartlarına bağlar ve şöyle der: “Her zamanın bir hükmü vardır. Şu zaman bazı ihtiyarlamış olan âdetlerin terkine ve neshine fetva vermiştir. Zararları faydalarına galebe ettiği için o âdetin idamına fetva vermiştir”  diyerek artık değişen ve gelişen şartları nazara alarak zekâtı ferdin faydası için milletin menfaatine sarf etmek ve bireysellikten kurumsallığa geçen zamanımızda kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi gereğinin altını çizer.

Kurumsal bir yapıya nasıl zekât verileceğini de medreselere kurumsal bir yapı ile üniversite haline getiren “Medresetü’z-Zehra” projesi ile ortaya koyar. Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu bu proje ile peygamberimizin (sav) “Eshab-ı Suffe” si arasında bir paralellik vardır. Peygamberimiz (sav) buranın giderlerini sadaka ve zekât fonundan karşıladığı gibi Bediüzzaman da zekâtın iyi bir çeşme olacağını ifade eder.
“Medresetü’z-Zehra”nın en önemli görevi, eğitim ile ilimden gelen cehaletin ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü bu zamanda cehalet ilimden kaynaklanmaktadır. “Medresetu’z-Zehra” ise “Din ve Fen ilimlerinin beraber okutulduğu okullardır. Amacı da “Fenni, maarif-i ilâhi ve felsefeyi hikmet-i Rabbaniye” haline getirmektir. Vicdanı ve aklı beraber eğiten ve nurlandıran bir eğitim vermek, akıl ile kalbi, fen ile dini birleştirerek maddi ve manevi iki kanat ile evc-i alaya uçmak, maddi ve manevi terakki ve tekâmül etmektir.  Taassuptan ve hileden kurtulmanın yolu ancak budur. Bu medresenin giderlerini ise “vakıfların gelirlerinden eğitime ayrılacak paylar, zekât gelirleri” olacaktır. Zamanla bu medresenin ortaya koyacağı hizmetler ve üreteceği yayınlar ile milletin kesesinden, zekât ve sadakalardan istiğna edeceğini ve muhtaç olmayacağını da ifade eder.
Bediüzzaman, Medresetüzzehra'nın manevi hüviyeti Isparta vilayetinde tesis edildiğini ve telif edilen Risale-i Nurlar ile tecessüm ettiğini ifade ediyordu.  Risale-i Nur ve yayıldığı merkezleri “Medresetüzzehra” diye adlandıran  Bediüzzaman, Risale-i Nuru manevi bir Medresetüzzehra olarak vasıflandırarak, “maddi suretini” de tesis etmelerini talebelerinden ister ve buna muvaffak olacaklarını da ifade eder.  Bediüzzaman günün şartlarını nazara alarak şöyle der: “Medresetüzzehra'nın maddi tesisine çok maniler bulunduğundan şimdilik nur şakirtlerinin heyet-i mecmuasının dairesinden ibarettir.”
Kur’anda geçen “Fi-Sebilillah” kelimesinin karşılığı “Allah yolunda harcama” demektir. Bu mutlak ve umumi bir ifadedir. Herhangi bir şey ile kayıtlamak yanlıştır. Allah yolunda cihad etmek Allah’ın adını ve şanını yüceltmek için çalışmak demektir. Bu ise sadece kılıçla ve savaşla olmaz. “Her zamanın bir hükmü vardır.”  “Medenilere galebe çalmak ikna iledir. Vahşilere olduğu gibi icbar ile değildir.” Din için savaşın ortadan kalktığı ve medeniyetin yaygın hale gelerek ikna vasıtalarının çoğaldığı günümüzde Bediüzzaman’ın açık ve net ifadesi ile “Manevi Cihat” öne çıkmıştır. Dört mezhebe göre eskide “Allah yolunda cihada çıkanların zengin dahi olsalar silahları, atları, yol ikamet ve diğer masrafları zekât fonundan karşılandığı gibi, zamanımızda da manevi mücahede için gerekli olan kalem, kitap, yayın, neşriyat ve bunların tüm giderleri ile burada çalışanların ücretleri zekât fonundan karşılanabilir.
Bu husus sadece Bediüzzaman’ın değil, Elmalılı Hamdi Yazır,  Yusuf El-Kardavî  Hanefi Fakihlerinden İmam el-Kasanî,  büyük müfessirlerden Fahreddin-i Razî  desteklediği bir görüştür. Hatta Fahrettin-i Razi “Fi Sebilillah sadece gazilere mahsus bir tabir değildir. Zekât bütün hayır yollarına verilir. Ölüleri techiz ve tekfin etmek, kale ve cami inşa etmek de bu tabirin içine girer”  demiştir. Kâsani de “Allah yolundan amaç, Allah’a yaklaştıran her şeydir. İhtiyaç olduğu zaman Allah’a itaat yolunda çalışan herkes ile bütün hayır yolları buna dâhildir”  der. Elmalılı Hamdi Yazır da, cihat malzemelerine zekât verilebileceğini söyler.  Bu zamanda bu malzemeler elbette kitap, gazete, dergi, web hizmetleri gibi manevi cihat vasıtalarıdır.
Bediüzzaman ayrıca “Risale-i Nur’un hizmetine hasr-ı vakit eden rükünlere ve çalışanlara zekâtla yardım etmek de Risale-i Nur’a bir nevi hizmettir” der. “Hem yardım edilmeli. Fakat hırs ve tamah ve lisan-ı hal ile istemek olmamalı. Yoksa ehl-i dalâlet ki, hırs ve tamah yolunda dinini feda etmiş; onlar nazarında kıyas-ı binnefs cihetiyle, ‘Risale-i Nur’un bir kısım şakirtleri dahi, dinini dünyaya âlet ediyorlar’ diye çirkin bir ithamla taarruzlarına meydan açar” demektedir. 
Bunun için yapılan bir hayrın ve işin veya ibadetin emredildiği için yapılınca oraya nefis karışmadığı için hâlis olur. Bundan dolayı Bediüzzaman “İhsanlar zekât namına olmazsa zararlıdır ve bazen faidesiz gider”  demektedir. Verenin minneti, kendine bir hissesinin olmaması ve kurumun da malı veren şahıstan şöyle veya böyle etkilenmemesi için yapılan ihsanın zekât namına olması gerekir. Allah rızasına en uygun olan durum da budur.
Peygamberimiz (sav) “Müşriklere karşı malınızla ve canınızla ve dilinizle cihat edin”  buyurur. Gazete ve matbuat lisanı ile cihat eden Bediüzzaman bunun en güzel örneğini bize göstermiştir. Bu zamanda Allah’ın dinine olan hücumları önlemek, atılan yalan ve iftiralara cevap vermek, dini müdafaa etmek matbuat lisanı ile olmaktadır. Günümüzde din düşmanları ve ehl-i dalalet ile en tesirli cihadın matbuat dili ile ve eğitim yolu ile olduğu bir gerçektir. Dine ve imana saldırılar da en fazla bu vasıta ile gelmektedir. “Düşmanın silahı ile silahlanın” kuralı gereği basın, yayın, radyo, TV, ve eğitime daha fazla önem vermek gerekir. Amacı Allah’ın dinini savunmak ve Allah’ın adını yüceltmek olan kurum ve kuruluşlara verilecek zekât tam yerini bulur. Böyle kurumları da zekâtlar ile desteklemek gerekir.
Sonuç olarak yukarıda izah edilen hususların hayata geçirilmesi için bir “Zekât Kurumu” oluşturularak İslami hizmetlerin desteklemesi için gerekli çalışmaların yapılmasına her zamandan fazla ihtiyaç vardır. Böyle bir kurumun oluşturulması zengin Müslümanların çok önemli bir vazifesidir. 

 
< Önceki   Sonraki >