Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Ekonomi arrow ZEKÂT VE SOSYAL HAYAT
Advertisement
ZEKÂT VE SOSYAL HAYAT PDF Yazdır E-posta
Pazar, 01 Şubat 2009
M. Ali KAYA
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde peygamberimize hitaben “Ey Resûlüm sadaka al ki, bununla onları günahlardan ve haramlardan temizleyesin” (Tövbe, 9:103) buyurarak sadakanın, yani zekâtın ferde bakan maddi ve manevi faydasını ve hikmetini haber vermiştir. Bunlardan birincisi, insanı günahlardan korumasıdır. İkincisi ise malın haramdan temizlenmesi ve korunmasıdır. Kişinin günahlardan korunması, ihtiyaç sahibinin hırsızlık ve sû-i istimal gibi ihtiyacını gayr-i meşru yollardan veya faize girmek gibi haramlardan korunmasıdır. Malın korunması ise mala karışmış olan haksız kazanç gibi malı kirleten unsurlardan malın korunması yanında maldan verilen zekât zenginin malının fakirlerin hasedinden korunmasıdır.

İslam dinin amacı inananlar arasında kardeşlik duygularını geliştirmesi yanında toplumsal olarak da dengeli ve huzurlu bir yapının oluşmasını sağlamaktır. Toplumda bulunan katmanlar arasında dengeli bir yapı oluşturmak zekât ile yardımcı olunmasına bağlıdır. Toplumda farklı kabiliyetler ve farklı zekâlar, insanların sahip oldukları mal ve imkânlar yüzünden zengin ve fakirlerin bulunması normaldir ve fıtratın gereğidir. Fıtrata aykırı ve anormal olan aralarında büyük bir uçurumun bulunmasıdır.

İktisadî yönden sağlıklı bir toplum yapısı piramit şeklinde değil, yumurta biçiminde olandır. Son derece şişkin bir orta tabaka, az sayıda da zengin ve yoksul kesim bulunmalıdır. Bu fıtrî yapı bozulur ve yapılanma fakirler aleyhine gelişir ve piramit şeklinde dönüşürse orada ciddi problemler ortaya çıkar.
 
“Zekat İslam’ın köprüsüdür” (Münziri, Terğib ve Terhib, 1:517) hadisini yorumlayan Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Müslümanların birbirine yardımları, ancak zekât köprüsü üzerinden geçmekle yapılır. Zira yardım vasıtası zekâttır. İnsanların heyet-i içtimaiyesinde intizam ve asayişi temin eden köprü, zekâttır. Âlem-i beşerde hayat-ı içtimaiyenin hayatı, muavenetten doğar. İnsanların terakkiyatına engel olan isyanlardan, ihtilâllerden, ihtilâflardan meydana gelen felâketlerin tiryakı, ilâcı, muavenettir.

Evet, zekâtın vücubu ile ribanın hurmetinde büyük bir hikmet, yüksek bir maslahat, geniş bir rahmet vardır. Evet, eğer tarihî bir nazarla sahife-i âleme bakacak olursan ve o sayfayı lekelendiren beşerin mesâvisine, hatâlarına dikkat edersen, heyet-i içtimaiyede görünen ihtilâller, fesatlar ve bütün ahlâk-ı rezilenin iki kelimeden doğduğunu görürsün.

Birisi: "Ben tok olayım da, başkası açlığından ölürse ölsün, bana ne!"
İkincisi: "Sen zahmetler içinde boğul ki, ben nimetler ve lezzetler içinde rahat edeyim."

Âlem-i insaniyeti zelzelelere maruz bırakmakla yıkılmaya yaklaştıran birinci kelimeyi sildiren ancak zekâttır. Nev-i beşeri umumî felâketlere sürükleyen ve bolşevikliğe sevk edip terakkiyatı, asayişi mahveden ikinci kelimeyi kökünden kesip atan, hurmet-i ribadır.

Arkadaş! Heyet-i içtimaiyenin hayatını koruyan intizamın en büyük şartı, insanların tabakaları arasında boşluk kalmamasıdır. Havas kısmı avamdan, zengin kısmı fukaradan hatt-ı muvasalayı kesecek derecede uzaklaşmamaları lâzımdır. Bu tabakalar arasında muvasalayı temin eden zekât ve muavenettir. Hâlbuki vücub-u zekât ile hurmet-i ribaya müraat etmediklerinden, tabakalar arası gittikçe gerginleşir, hatt-ı muvasala kesilir, sıla-i rahim kalmaz. Bu yüzdendir ki, aşağı tabakadan yukarı tabakaya ihtiram, itaat, muhabbet yerine ihtilâl sadâları, haset bağırtıları, kin ve nefret vâveylâları yükselir. Kezalik, yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsan, taltif yerine zulüm ateşleri, tahakkümler, şimşek gibi tahkirler yağıyor.

Maalesef, tabaka-i havastaki meziyetler, tevazu ve terahhuma sebep iken, tekebbür ve gurura bâis oluyor. Tabaka-i fukaradaki acz ve fakirlik, ihsan ve merhameti mucip iken, esaret ve sefaleti intaç ediyor. Eğer bu söylediklerime bir şahit istersen âlem-i medeniyete bak, istediğin kadar şahitler mevcuttur. Hülâsa, tabakalar arasında musalâhanın temini ve münasebetin tesisi, ancak ve ancak erkân-ı İslâmiyeden olan zekât ve zekâtın yavruları olan sadaka ve teberruatın heyet-i içtimaiyece yüksek bir düstur ittihaz edilmesiyle olur.” (İşaratu’l-İ’câz, 2006, s. 78-79; Mektubat, 2004, 462)

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Servet içinizde zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç bir devlet olmasın” buyurur. (Haşr, 59:7) Müfessirler bu ayeti izah ederken servetin toplumun yararına harcanması gerektiği hükmünü çıkarırlar. Toplumlun yararına ve herkesin istifadesine sunulan, üretime yönlendirilen servet, sahibine ve toplumun diğer fertlerine fayda sağladığı gibi katlanarak çoğalır. Kur’ân emeğe ve üretime değer verir. Zekâtı da sadece fakirin hakkı olarak görmez. Zekâtın yedi ayrı kesime verilmesini emreder. Bunlara bakıldığı zaman zekâtın eğitime ve üretime yönelik verilebileceğini ve kullanılacağını da görmek mümkündür. Bu husus ayrı bir çalışma konusudur. Toplumda fakir bulunmazsa, zenginlerden zekât emri ve ibadeti sakıt mı olacaktır?

Fakirlik probleminin sadece zekât ile çözüleceği düşüncesi de yanlıştır. Fakirlik ancak üretme çabası, atıl kapasitelerin devreye sokulması, ziraat, ticaret ve sanatın gelişmesi ile çözülür. Para ve servet ortak değerlerdir. İnsanlar arasında dolaşır durur. Bu dolaşım ne derece hızlı ve çok olursa servet çoğalır.

İslam dini inananların kardeş olmalarını, bir bedenin azaları gibi birbirlerine yardımcı olmalarını, bir azası acısa ve hastalansa bütün vücudun orası ile meşgul olduğu gibi sıkıntı ve ihtiyaç sahiplerinin yanında olmasını emreder.
(Buharî, Salât, 88; Edeb, 36; Mezâlim, 5; Müslim, Birr, 65; Tirmizî, Birr, 18; Nesâî, Zekât, 67; Müsned, 4:405, 409) Bu da ancak servetin tüm insanlara faydalı olacak şekilde üretime yönelik harcanması ile sağlanabilir. Bir insana yapılacak yardım bir iki defaya has onun karnını doyurmak değildir. En önemli ve devamlı yardım fakire ve muhtaca elinin emeği ile para kazanacağı ve şerefli bir şekilde yaşayacağı iş verebilmektir. Gerçek yardım budur. Öyle ise zekatı sadece fakirin karnını doyurmak olarak anlamak ve algılamak çok yanlıştır. Fakirlere iş verebilecek yatırımlar yapmak için zekatlardan yararlanılamaz mı? 

Etiketler:  Zekat Sadaka Sosyal Hayat Yardım Faiz Ticaret Malın Korunması Toplum
 
< Önceki   Sonraki >
TOPLUM
TICARET
SADAKA
ZEKAT
YARDıM
FAIZ
SOSYAL HAYAT