Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Felsefe arrow AHLAK FELSEFESİ
Advertisement
AHLAK FELSEFESİ PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 07 Şubat 2008
Yazı Index
AHLAK FELSEFESİ
Sayfa 2
M. Ali KAYA
 
Ahlâk felsefenin hem pratik hem de teorik konularındandır. Ahlakın da hem teorik hem de pratik yönü vardır. Platon’a göre ahlak bilgi üzerine bina edilir. Platon bilgi üzerine idealist bir ahlak teorisi geliştirmiştir. Felsefe bilgi üzerine geliştirdiği bu ahlak teorisinin içine insanın kendi kendisi ile hesaplaşmasını sağlayan vicdanı nereye koyacağını bilememektedir. Sokrates’i ölüme götüren vicdan meselesi felsefenin problemi olmaya devam etmektedir.

 
Ahlakın doğrudan doğruya pratik yönü her zaman hayatın içindedir. Felsefeden önce ahlak vardı. Felsefenin olmadığı yerde ve zamanda da ahlak vardı ve her zaman da olacaktır. Felsefe ise ahlak üzerinden düşünce üretmektedir.
Ahlak Arapça bir kelime olup “Hulk” yani yaratış ve fıtrat anlamını ifade etmektedir. Din ile doğrudan ilişkilidir. İnsanın yaratılışına, yani fıtratına uygun ve yaratılış amacına yönelik davranışlarını ifade etmektedir. İnsanın dış dünya ve iç dünyası ile uyumu, düşünce ve eylem bütünlüğüne sahip olmasının ifadesidir. Fıtrata uygun olan ve yaratılış amacına hizmet eden ve insanın doğruluğunu ve dürüstlüğünü yansıtan şeydir ahlak. Bu bakımdan doğruluğu, fıtratı ve hayâyı emreden İslam dininin temel hedefi de bu bütünlüğü sağlayarak mükemmel bir ahlak modeli oluşturmaktır. Bu modelin pratikte en güzel örneği Hz. Muhammed’dir. (sav)

Aslında felsefenin savunduğu teorik ahlak dinin model olarak ortaya koyduğu ve peygamberleri ile bu modeli pratiğe yansıttığı ahlaktan farklıdır. Bunun için felsefe ahlak yerine “Etik” terimini kullanmayı tercih eder. Felsefe buna uygun olarak da ahlaklı insan yerine “Erdemli” insanı savunur. Erdem ise dinin “fazilet” dediği üstün vasıfları yanında çok basit kalmaya mahkûmdur.

Etik, bir bakıma ahlâkî olarak değerlendirdiğimiz kavramlar ve pratikteki yansımaları üzerinde düşünce üreterek felsefe yapar. Bunun için felsefe “Bilim Etiği” “Tıp Etiği” “Ticarî Etik” ve “Siyasi Etik” gibi ifadelerle etikle ilgili düşüncelerini pratiğe yansıtmaya çalışır. Felsefe bununla dinin ahlâkî belirleyiciliğini dışlamayı amaçlamaktadır. Bunu sağlayamadığı için de ahlakı bir problem olarak görmektedir.

Felsefe dinin normatif olarak değerinin kaybolduğu zamanlarda da dinî ahlakın geleneğe dönüşmüş olan ve töreler şeklinde devam eden ahlâkî kurallarını kendine mal etmeye çalışır. Mesela, dinin “Yalan söylemeyeceksin” emrini kültürel olarak gören felsefe bunu kendisine mal etmek için “yalan toplumsal statüyü zayıflatır, sana olan güveni azaltır” gibi ifadelerle faydacı bir yaklaşımla anlatmaya çalışır. Böylece “doğruluğa” sosyal ve psikolojik bir anlam yükler. Böylece doğruluk felsefenin savunduğu bir erdem olur. Doğruluğun etik anlamı da faydacı bir pratiğe bürünmüş olur.

Felsefeye göre ahlâkî prensipler aklın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. İnsan iyiye ve güzele aklı ile ulaşabilir. İnsanların bir arada yaşamaları ve aralarında güven ortamını oluşturmaları için aklın ürünü olan ahlakî prensiplere ihtiyaç duyarlar. Ama ne var ki, dinden mahrum medenî toplumlarda ve kültür seviyesi yüksek topluluklarda bu prensipleri uygulamak zor olduğu için devletin kanunlarına ihtiyaç duyulur. Devlet gücü ile ve kanunlar arcılığı ile uygulamaları da çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanır. Bunun için felsefeye göre ahlakî prensipleri oluşturmak, hayata geçirmek ve erdemli insanı ve toplumu oluşturmak çok zordur.

Bu ve benzeri sebeplerden dolayı filozoflar aklın kılavuzluğu ile ahlâkî prensipleri açıklamak, oluşturmak ve geliştirmek için şu sorulara ihtiyaç duyarlar:
1. Sosyal otoritenin kaynağı nedir? Ortak çıkarlar mıdır yoksa otorite ve korku mudur?
2. Tüm insanların kabul edebilecekleri ortak değerle var mıdır?
3. Ortak bir insanî tabiattan bahsedilebilir mi? İnsan tabiatı ahlâki bir varlık olmasına elverişli midir?
4. İnsan tabiatı bencil midir, yoksa toplumsal mıdır?
5. İnsan davranışlarında hür müdür, yoksa bağımlı mıdır?
6. Davranışlar duygulardan mı kaynaklanır, yoksa ihtiyaçtan mı?
7. Davranış ile bilgi arsında ne gibi bir ilişki vardır?
8. Ahlak ile düşünce arasında ne gibi bir bağlantı mevcuttur?
Bu ve benzeri sorular ahlak felsefesinin temel dinamiklerini oluştururlar. Filozoflar bu sorulara bazen sistemli, bazen de dağınık cevaplar vermişlerdir. Ancak bir noktada anlaşama sağlanamadığı içindir ki tartışmalar sürüp gitmektedir. Bazen birbirine zıt ve farklı açılardan yaklaşan öğretiler ortaya çıkmaktadır. Ama tüm bunların hedefi insanın dünyada mutlu olmasına ve sosyal hayatta statü kazanmasına yönelik faydacı bir metot takip etmesidir.

 
< Önceki   Sonraki >
AHLAK
FELSEFE
ERDEM
FAZILET
AHLAK FELSEFESI
PLATON