Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Akıl Yürütme ve Kıyas PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 17 Eylül 2009
Yazı Index
Akıl Yürütme ve Kıyas
Sayfa 2

M. Ali KAYA
Mantık biliminde akıl yürütmenin üç temel metodu vardır. Bunlardan Birincisi, “Ta’lil” (Düdeksiyon) İkincisi, “İstikra” (İndüksiyon) Üçüncüsü, “Temsil” (Analoji) metotlarıdır. Bunları açıklayarak “Kıyas” ve “Temsil” üzerinde duracağız.

Birincisi: Ta’lil (Düdeksiyon / Tümdengelim): Genel kurallardan özele, yasalardan olaylara geçiş şeklinde bir akıl yürütme metodudur. Misal: “Bütün balıklar suda yaşar. Hamsi de balıktır. O halde hamsi balığı da suda yaşamaktadır.” Bu önerme genelden özele, tümden parçaya doğru bir çıkarımdır. Kıyas, tümdengelimin en güzel şeklidir. Bu nevi kıyasta öncüller doğru ise sonuç mantıksal olarak kesinlikle doğrudur. “İnsan ölümlüdür. Ahmet insandır. Öyle ise Ahmet de ölümlüdür” tasarımı kesinlik ifade eder. Tümdengelim, tümelden tikeli ve genelden özeli çıkaran bir akıl yürütme yöntemidir. Bu metot “Bütün için doğru olan, parçaları için de doğrudur” kuralına dayanmaktadır. Bu metotta varılan sonuç bir önermeler zinciridir ve bu mantık yoluyla çıkarılan kesin bir sonuçtur. Bu sonuç doru bir önermedir. Ortaya çıkan sonuç öncüllerde saklıdır. Öncüller doğru ise sonuç kesinlikle doğrudur.

Ta’lilin en mükemmel şekli “Kıyas”dır. Kıyas, önermelerden mürekkep bir delildir ki, ne vakit o önermeler teslim olunsa ve kabul edilse, ondan sağlam ve doğru bir hüküm çıkarılır. Misal: “Her cisim değişkendir. Her değişken sonradan meydana gelmedir.” Bu iki öncül önermeden aklen zorunlu olarak “Her cisim sonradan meydana gelmedir” hükmü çıkar.


İkincisi: İstikra (Endüksiyon/Tümevarım): Tümdengelim metodunun aksine, özel bir önermeden genele gidişi sağlayan bir mantıksal düşünme şeklidir. Misal, “Ahmet ölümlüdür. Ahmet insandır. Öyle ise bütün insanlar ölümlüdür.” Burada “parça için geçerli olan bütünü için de geçerlidir” kuralı vardır. İstikra metodunda sonuçlar çoğu zaman doğru olmakla beraber, bazen doğru sonucu vermeyebilir. Deney metoduna dönüşen özelden genele metodu bazen insanı yanıltabilir. Bunun için “Ta’lil” ve ona dayanan “Kıyas” gibi kesinlik ifade etmeyebilirler. Misal: Ahmet akıllıdır. Ali de akıllıdır. Ahmet ve Ali insandır. Öyle ise bütün insanlar akıllıdır” önermesi bazen insanı yanıltabilir. Zira aklı olmayan insanlar da vardır. 

Tümevarım daha çok gözleme ve deneye dayandığı için fen bilimlerinde en çok kullanılan bir metottur. Bu metodu fenni bilimlerde ilk olarak kullanan meşhur Matematikçi ve Fizikçi İbn-i Heysemdir. (Basra 965-1040 Kâhire) ama ne var ki bu metot İngiliz Francis Bacon’a (1561-1636) mal edilmektedir.

Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde davasını, bilhassa Tevhidi ispat ederken Tümdengelim (Ta’lil) Tümevarım (İstikra)  Kıyas, Temsil (Analoji) metotlarını beraber kullanmıştır. “Bir şahıs ruhuyla birdir, cismiyle bir cemaattir. Canlı kısımlardan oluşan bir cemaattir. Öyle ki onun hücrelerinden her bir hücre, beş duyu kuvvetine sahiptir. Bu şahıs, içerisinde Yasin Sûresi yazılmış olan Yasin kelimesi gibidir. Onun canlılık derecesi ve kuvvetleri cirminin küçüklüğüyle ters orantılı olarak artar. İstersen insanın duyularıyla bir hücrenin duyularını mikroskopla tartalım. Bin defa büyütüldükten sonra ancak görülebilen bu küçük canlı, parmağının başını görür, arkadaşı olan diğer hücrenin sesini duyar, diğer duyularını ve kuvvetlerini takip eder. Hâlbuki bir insan bu küçük canlının parmağını göremez ve sesini duyamaz. Maddî yapısının küçüklüğü nispetinde, canlılığı fazlalaşır, sınırlanır ve incelir.” (Kızıl İ’caz, s. 170) Bu ifadelerde Bediüzzaman’ın mantık prensiplerini mükemmel bir şekilde kullandığı görülmektedir.

Kıyas ve Kıyasın Aksamı:
Kıyas Ta’lil yani Tümdengelim metodunun en güzel şeklidir. Aristo’nun tarifine göre kıyas “kendisine bazı şeylerin konulması ile bundan zorunlu olarak bir başka hüküm çıkan önermelerdir.” Kıyasın birinci ve ikinci hükümlerine öncül, ondan zorunlu olarak çıkan sonuca da çıkarım denir. Mantıkçı doğruluğunu ispatlamak için öncüller arasında bağ kuran kişidir. Misal: “Bütün çiçekler güzeldir. Papatya da çiçektir. O halde papatya da güzeldir.”

İslam Hukukunda da kıyas hükmü nasslarda bulunmayan bir meselenin aralarındaki illiyet (sebep-sonuç) bağından dolayı hükmü nassda bulunan bir meseleye bağlamaktır. Fakihler bu metodu uygularken Mantığın kıyas metoduna da uymak ve uygulamak durumunda kalırlar. Bu nedenle kıyas Aristo mantığının İslam dünyasına girmesinden önce vardı ve uygulanmaktaydı. Hz. Peygamber (sav) devrinde başlayan rey ile içtihat, yani usul-i kıyas (El-İçtihat bi’r-re’y) yöntemi iki asır boyunca kullanılmıştır. Burada bilinmeyeni bilinene kıyaslayarak hüküm çıkarma yöntemi uygulanmaktaydı ki bu, Aristo mantığı bilinmezken hem fıkıhçılar, hem de kelamcılar tarafından kullanılmaktaydı. (Kaya, Mahmut, İslam Düşüncesinde Aristo Mantığı, İlim ve Sanat, Sayı: 7, Ankara-1986, s.51)

İslam bilginleri hükümlerin illetlerinin nasslarca belirlenmiş olmasından yola çıkarak hakkında dini nass bulunmayan pek çok hususta sebep ve sonuç benzerliği açısından hareketle asırlar boyu yeni çıkan meselelere ait hükümler çıkarmışlar, şeriatın ahkâmının her zaman ve mekân için teşrie esas olabilecek kabiliyet ve verimliliğe sahip olduğunu ve her zaman geçerli olabilecek ahkâma merci olduğunu göstermişlerdir. (Erdoğan, Mehmet, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, İstanbul-1998, s.49)

Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus vardır o da Mantıkdaki kıyas önermelerin doğru olması halinde zorunlu olarak çıkan önermenin de doğru olması esasına dayanır. “Her insan ölümlüdür, Sokrat da insandır, Öyle ise Sokrat da ölümlüdür” gibi… Bu İslam fıkhındaki kıyas tanımından biraz farklıdır. Fıkıhtaki kıyas iki veya daha fazla öncülden kıyas yoluyla zorunlu bir neticenin çıkması anlamından daha geniş olarak, “bir çeşit eşitlik yoluyla, sebep ve sonuç ilişkisi münasebetiyle, mukayese ve yakınlaştırma metoduyla yeni bir hükmün çıkarılmasıdır. Misal: “Her sarhoşluk veren şey haramdır. Bira da sarhoşluk vermektedir. O halde bira da haramdır.” (El-Câbirî, M. Abid, Arap-İslam Kültürünün Akıl Yapısı, Çev. Komisyon, İstanbul-2000, s. 184)

Kıyas da kendi arasında “Kıyas-ı İktirânî” (Kesin Kıyas) Seçmeli Kıyas (Kıyas-ı İstisnâî) Bileşik Kıyas ve Düzensiz Kıyas gibi bölümlere ayrılır.

a) Kesin Kıyas (Kıyas-ı İktirânî): Bu nevi kıyas genellikle ikilem tarzındadır ve iki şıkkı vardır ve her şıkkın neticesi aynıdır.

Misal 1: Fatih Sultan Mehmed’in babasına “Ya sen Padişahsın, ya ben. Sen padişah isen ordularının başına geç. Sayet ben padişah isem emrediyorum orduların başına geç!” sözüdür.

Misal 2: “Ruhun fenası, ya tahrip veya inhilal iledir. O tahrip ve inhilal ise, vahdet yol vermez ki girsin, besatet yol vermez ki bozsun. Veyahut idâm iledir. İdâm ise, Cevvad-ı Mutlakın hadsiz merhameti müsaade etmez ve nihayetsiz cûdu bırakmaz ki, verdiği nimet-i vücudu, o nimet-i vücuda pek müştâk ve lâyık olan rûh-u insaniden geri alsın.” (Sözler, 2004, s.841)

Misal 3: “Madem vaat etmiş, elbette yapacaktır. Çünkü va’dinde hulfetmek ona muhaldir. Çünkü va’dini ifa etmemek gayet çirkin bir noksandır. Kâmil-i Mutlak noktasından münezzeh ve mukaddestir. Va’dettiğini yapmamak, ya cehlden veya aczden gelir. Halbuki Kâdir-i Mutlak ve Alîm-i Külli Şey’ hakkında cehl ve acz muhal olduğundani hulfu’l-va’d dahi muhaldir.” (Mektubat, 2004, s.428)
  
b) Seçmeli Kıyas (Kıyas-ı İstisnâî): Bu nevi kıyas öncüllerin her biri farklı olmakla beraber sonucu iki şıktan birini zorunlu olarak çıkaran kıyas nevidir. Doğrudan seçmeli ve dolaşık seçmeli kıyas gibi nevilere ayrılır. 

 Misal 1: “Güneş doğarsa gündüz olur. Güneş doğmuştur. O halde gündüzdür. Güneş doğmamıştır. Öyle ise gecedir.”

Misal 2: “Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa Habibullah’a ittiba edilecek. İttiba edilmezse netice veriyor ki Allah'a muhabbetiniz yoktur.” (Lem’alar, 2005, s.178-179)

Misal 3: “Ya yanlışımı bulunuz veya sizinle mahvoluncaya kadar cihad edeceğim. Hâlbuki bunlar, harbi ve perişaniyeti ve hicreti ihtiyar ettiler. Demek yanlışını bulamadılar. Bir yanlış bulunsaydı, onlar kurtulurlardı.” (Mektubat, 2004, s.279)

c) Bileşik Kıyas: İkiden fazla öncülü bulunan kıyaslara denir. Ardı ardına gelen birçok kıyastan oluşan kıyaslardır. Birinci kıyasın sonucu onu takip eden kıyasın öncülü olursa buna da “Zincirleme Kıyas” adı verilir. “Mantıkın uslübu ise müteselsil olan hakaika müteveccih”(Muhakemat, 2006, s.121) olduğu için kuvvetli bir kıyastır.

Misal 1: “Âlem mütegayyirdir. Her mütegayyir hâdistir. Her hâdisin bir muhdisi, yani mûcidi vardır. Öyle ise bu kâinatın bir mucidi vardır.” (Sözler, 2004, s.1115)

Misal 2: “Âlem güzeldir. Demek Sânii hakîmdir; abes yaratmaz, israf etmez, istidadatı mühmel bırakmaz. Demek intizamı daima tekmil edecek, ciğer-şikâf ve tahammülsüz ve emel öldürürücü bütün kemâlatı zîr-ü zeber eden, hicrân-ı ebedî olan ademi insana musallat etmez. Demek saadet-i ebediye olacaktır.” (Muhakemat, 2006, s.146)

Misal 3: “Bir şey kânun-u tekâmüle dâhil ise, o şeyde alâ-külli-hâl neşv-ü nemâ vardır. Neşv-ü nema ve büyümek varsa, onun alâ-külli-hâl bir ömr-ü fıtrîsi vardır. Ömr-ü fıtrîsi var ise, alâ-külli-hâl bir ecel-i fıtrîsi vardır.” (Sözler, 2004, s.863)

Misal 4: “Tecrübe ve imtihan ise neşv-ü nemaya sebeptir. O neşv-ü nemâ ise istidatların inkişâfına sebeptir. O kâbiliyetlerin tezahürü ise, hakâik-i nisbiyenin zuhuruna sebeptir. Hakâik-ı nisbiyenin zuhuru ise Sân-i-i Zülcelâlin Esmâ- Hüsnâ’sının nukûş-u tecelliyâtını göstermesine ve kâinâtı Mektûbât-ı Samedaniye suretine çevirmesine sebeptir.” (Sözler, 2004, s.867)


 
< Önceki   Sonraki >