Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Felsefe arrow DİNİN EMRETTİĞİ MEDENİYET
Advertisement
DİNİN EMRETTİĞİ MEDENİYET PDF Yazdır E-posta
Cuma, 07 Mart 2008
M. Ali KAYA

Mukadderat-ı İslam için toplanmış bulunan manevi meclis Bediüzzaman’ın felaket ve helaket asrı için yaptığı tahlillerden çok memnun olarak sordular:
-Şeriat-ı Gara olan İslam’daki medeniyet nasıldır?

Bediüzzaman cevap verdi:

-Şeriat-ı Ahmediye (AS) olan İslamiyetin ortaya koyduğu medeniyet, bu hazır medeniyetin üzerindeki küfür ve zulmet bulutlarının çekilmesi ile ortaya çıkacaktır. Bu medeniyetin menfi esasları yerine müspet esaslar ortaya koyar ve İslam medeniyeti o temel prensipler üzerine kurulur.

1. İslam medeniyeti kuvvete değil Hakk’a dayanır. Bunun sonucu adalettir.
2. Amacı ve hedefi menfaat değil fazilettir. Bunun sonucu sevgi ve muhabbettir.
3. İnsanları birbirine bağlayan unsurlar milliyet ve ırkçılık değil, din, vatan ve sınıf birliğidir ki bunun neticesi barış, samimi kardeşlik ve hariçten gelen tecavüzlere karşı birlikte mücadeledir.
4. Hayat prensibi mücadele yerine yardımlaşma prensibidir ki bunun neticesi birlik ve dayanışmadır.
5. İnsanlığa hizmeti heva ve hevesi uyandırmak ve nefsin arzularını tatmin etmeye çalışmak değil, Hüdâya hizmettir ki nefis ve hevadan gelen arzuları frenler, ruhun ulvi ve yüce duygularını tatmin ederek insanın manen ve ruhen yücelmesine çalışır.

Biz bu cihan harbinde mağlubiyeti kabul etmekle mazlumların ve cumhurun cereyanına takıldık. Tüm dünyadaki insanların yüzde doksanı olan fakir ve mazlumların safında yerimizi aldık.

Ancak İslam dünyası bu medeniyete karşı tamamen lakayt ve muarız da kalmamalıdır. Medeniyetin mehasini denilen insanlığın terakki ve tekamülüne hizmet eden ve gerçekte İslam’ın malı olan ve ilim ile akıldan kaynaklanan yönünü almalıdır. Akıllıca davranarak bunu İslamî bir tarza çevirerek kendine yardımcı yapmalıdır.

Birden o meclisten tasdik emareleri yükseldi. Dediler:
“Evet, ümitvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada İslam’ın sadası olacaktır!”

O meclisten tekrar bir sordu:
-Musibet bir cinayetin sonucudur, mükafatın başlangıcıdır. Umumi musibet ekseriyetin hatasından kaynaklanır. Hangi fiiliniz ve amelinizle kadere fetva verdirdiniz ki şu musibet ve mağlubiyetle hükmetti? Musibetin hazırdaki mükafatı nedir?

Bediüzzaman cevap verdi:
-Bu musibetin başlangıcı “Erkan-ı İslamiye” denilen İslam’ın temel şartlarından üçü olan namaz, oruç ve zekatı ihmal etmemizdir. Zira yirmi dört saatten bir saati, beş vakit namaz için Halik-ı Taala bizden istedi. Tembellik ettik, beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat ve tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede bir ay orucu nefsimizi terbiye için bizden istedi. Nefsimize acıdık, kefareten beş sene oruç tutturdu. Bize ihsan ettiği malın onundan ve kırkından yalnız birini bizden istedi, ta ki fukaranın dua ve yardımlarını bize kazandırsın. Buhl ettik, cimrilik yaptık, zulmettik, vermedik. O da bizden birikmiş zekatı aldı. Hazırdaki mükafatımız ise, fasık ve günahkar bu milletten beşte biri olan dört milyonunu velayet derecesine çıkardı, şehitlik ve gazilik ile mükafatlandırdı. Böylece ortak hatadan kaynaklanan bu musibet geçmiş günahı sildi, temizledi.

Yine birisi sordu:
-Ya bir amir hata ile felakete atmış ise durum ne olacak?

Bediüzzaman cevap verdi:
-Musibete düşen mükafat ister. Ya hataya atan amirin hasenatı verilecektir, bu ise hiç hükmündedir. Veya Allah hazine-i gaybiyesinden verecektir. Hazine-i gaybda böyle işlerin mükafatı ise şehitlik ve gaziliktir.”

Meclistekiler bu cevabı çok beğendiler. İslamın geleceğinden endişe ederek toplanan manevi meclisin üyeleri çok rahatladılar. Endişeleri zail oldu. “Ölüden diriyi ve diriden ölüyü çıkaran” yüce Allah’ın kudretinde ve rahmetinde nice hikmetler ve hazineler gizlendiğini görüp Kadir ve Rahim olan Allah’ı tesbih ederek meclisten ayrıldılar.

Bediüzzaman bu halden heyecanla uyandı, kendine geldi. Kendisini terlemiş bir şekilde el-pençe ayakta dururken buldu. O gece böyle geçti.

 

Etiketler:  Din Medeniyet Şeriat İslam İslam Medeniyeti İslam Dünyası
 
< Önceki   Sonraki >
DIN
ŞERIAT
İSLAM
MEDENIYET
İSLAM MEDENIYETI