| Mantık ve Bilim |
|
|
|
| Çarşamba, 16 Eylül 2009 | |
M. Ali KAYAMantık, akıl yürütme bilimidir. Önermelerden meydana gelir. Önermelerden oluşan çıkarımlar/argümanlar akıl yürütme araçlarıdır. Mantık geçerli argümanların yasalarını ve kurallarını tespit eder. Çıkarımlar, öncüllerden meydana geldiği gibi, bir dizi yargı cümlesinden de oluşur. Doğru öncüllerden meydana gelen sonuçlar geçerlidir. Örnek verecek olursak; “Bütün uçaklar düşebilir. / Bütün F-16'lar da uçaktır. / Bütün F-16'lar da düşebilir.” Mantık bilimini sistemli hale getiren Aristoteles’tir. Sokrates’in öğretisi üzerine mantık ilmini tesis eden Aristoteles dağınık olan düşünce bilimini sistemli hale getirmiştir. Aristo öncesi mantık Çin ve Hint uygarlıklarına kadar uzanır. Kavramsal ve rasyonel düşünce Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında da mevcuttu. Öncelikle akıl bilgisi ile doğru söz bilgisi olan ‘logos’ gerçeğin bilgisi olarak ortaya çıktı. Daha sonra Heraklitos ve Demokritos ile deney bilgisi mantık bilgisinden ayrıldı. Doğruyu konuşma sanatı olan retorik dil ve düşünce ile ilişkilendirilince mantık bilimi doğdu. Varlık içinde doğrunun ölçütü “insan” kabul edildi. Sokrates göreceli doğruluk anlayışına karşı çıktı ve doğrunun bir tane olduğunu savundu. Öğrencisi Platon hocasını destekledi. Doğru genel kavramlar çerçevesinde kavramsal düşünme, tümdengelim ve tümevarım gibi metotlarla da desteklenince akıl yürütme kabul edildi. Mantık ilmi bundan doğdu. Aristoles mantık çalışmalarını “Organon” isimli eserinde topladı ve doğru düşünme aracı olarak sistemleştirerek diğer bilimlerin hizmetine soktu. Organon altı kitaptan oluşmaktadır. Aristoles’in Retorik ve Poetika’sı da eklenmiş ve sonunda Porphyrios’un Isogoge kitabı da eklenerek dokuz bölümden oluşmuştur. İslam dünyası bu eseri tercüme ederek İbn-i Sina ve Farabi tarafından geliştirmiştir. Batıda ise Albert Magnus ve Aquino’lu Thomas klasik mantığın Rönesans’a kadar gelişmesini sağlamıştır. Modern çağda mantık matematiğin ve modern mantığın temellerini oluşturmuştur. Modern mantık ise, simgesel mantıktır. 2+2=4 sembolik ve matematiksel mantığın formüle edilmiş şeklidir. Modern mantık da “çıkarımları” konu edinir. Mantık geçerli çıkarımları konu edinen bir disiplindir. Doğru çıkarımlar ise doğru öncüllerden yola çıkarak doğru sonuçlara ulaşmaktır. Düşünce, insan aklında oluşan zihinsel bir olgudur, dil ile ifadesini bulur. Cümlelerle ifade edilir. Düşünceyi konu alan bilimlerden mantık, doğru ve sistemli düşüncenin kurallarını koyan bir bilim dalıdır. Matematik ile mantık arasında doğru bir orantı vardır. Matematiğin mantıksal temele dayandırılmasıyla mantıkla matematik arasında büyük bir ilişki doğmuştur. Bilim felsefesi, bilimsel düşünmeyi sağlamak amacını gerçekleştiren felsefî bir disiplindir. Amacı mantıksal verilerle doğru düşünceyi ve doğru çıkarımları sağlamak ve bilime yol göstermektir. Bilimler ya deneye dayanırlar veya dayanmazlar. Deneysel olanlar sınanabilir önermelerden yola çıkar. Deneysel olmayanlar da mantık ve matematiksel yöntemlerle anlaşılabilir ve ispatlanabilirler. Bunlar genellikle aklın anlayacağı soyut kavramlardan oluşan bilgilerdir. Bilim sistemli bilgidir. Bilgiyi sistemli hale getiren ise Mantık ve onun somutlaşmış şekli olan matematiktir. Bu bakımdan mantık ile matematik ve bilim arasında doğrusal ve paralel bir ilişki mevcuttur. Bilimi sistemli hale getiren mantık kurallarıdır. XIX Yüzyılda Auguste Comte ve John Stuart Mill pozitivizm akımını geliştirerek bilimi matematiksel ve fiziksel veriler üzerine oturtmaya çalıştılar. Mantık, bilinenden bilinmeyeni çıkarma bilgisidir. Kâinattaki nizam ve intizam, sebep sonuç ilişkisi ve sistem mantıklı düşünceyi doğurmuştur. Kâinatta bulunan hikmet-i tâmme hikmetli düşüncenin temelini oluşturur. Zira kâinatta abesiyete ve israfa yer yoktur. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde tefekkürü emretmiştir. (Bakara, 2:219: Nisa, 4:82; Rum, 30:50; Yunus, 10:101: Bakara, 2:164: A'raf, 7:185; Kaf, 50:6) Tefekkür aklın çalışması ve eşya üzerinde yorum yapmasıdır. Bundan ilimler ortaya çıkmıştır. Düşüncenin hakikati bulması ve isabet etmesi için elbette bir disiplin içinde cereyan etmesi gerekir. Bu da ancak Mantık kuralları ile mümkündür. Bediüzzaman Said Nursi’ye (ra) göre “Mantık öğrenmenin hükmü kişilere göre farklılık arz eder: Mantık ilmini öğrenmek menduptur, çünkü mantık ilimleri tamamlayıcıdır. Yine mantık ilmini öğrenmek mekruhtur, çünkü akılları karıştırır. Yine mantık ilmini öğrenmek mübahtır, çünkü bir ilmi bilmek bilmemekten hayırlıdır. Yine mantık ilmini bilmek farz-ı kifayedir, çünkü mantık akaidi techiz eder. Yine mantık ilmini öğrenmek, gerekli ilmi altyapıya sahip olmayanlar için haramdır.” (Abdülmecit Nursî, “Şerhu Kızıl İ’caz”, Saykalü’l-İslam, Tahkik: İhsan Kasım Salihi, Sözler Yayınevi, İstanbul 1995, s. 180) Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı adı altında yazdığı eserleri Felsefe ve Mantık açısından üzerinde düşünülmesi, incelenmesi ve araştırılması gereken eserlerdir. Bediüzzaman’ın “Hikmet-i Rabbaniye” adını verdiği “İslâm Felsefî Düşüncesi” ancak “Kızıl İ’caz”, “Ta’lîkât” ve “Muhakemat” “Sünûhat” “Lemeât” gibi eserlerin ölçüleri ve usulleri ile yaklaşıldığı zaman dinsiz “Felsefeyi Esfel-i Safilîne” sükût ettirdiği açıkça görülmektedir. Bediüzzaman Hazretlerinin mantığı yorumlaması olağanüstüdür. Klasik mantık kuralları çerçevesinde kalmaz. “İnsan konuşan canlıdır” gibi basit önermelere takılıp kalmaz. Konuyu daha geniş olarak ele alır ve mantığın bütün metotlarını kullanır. Misal: “Bir şahıs ruhuyla birdir, cismiyle bir cemaattir. Canlı kısımlardan oluşan bir cemaattir. Öyle ki onun hücrelerinden her bir hücre, beş duyu kuvvetine sahiptir. Bu şahıs, içerisinde Yasin Sûresi yazılmış olan Yasin kelimesi gibidir. Onun canlılık derecesi ve kuvvetleri cirminin küçüklüğüyle ters orantılı olarak artar. İstersen insanın duyularıyla bir hücrenin duyularını mikroskopla tartalım. Bin defa büyütüldükten sonra ancak görülebilen bu küçük canlı, parmağının başını görür, arkadaşı olan diğer hücrenin sesini duyar, diğer duyularını ve kuvvetlerini takip eder. Hâlbuki bir insan bu küçük canlının parmağını göremez ve sesini duyamaz. Maddî yapısının küçüklüğü nispetinde, canlılığı fazlalaşır, sınırlanır ve incelir.” (Kızıl İ’caz, s. 170) Bediüzzaman burada “Tümdengelim” (Ta’lil) ile “Tümevarım” (İstikra) ve “Temsil” (Örnekleme/Anoloji) metodunu beraber kullanmıştır. Bu Bediüzzaman’ın mantığı ilme ve hayata geçirmede yeni bir açılımıdır. Etiketler: Mantık Mantık ve Bilim Aristoles Sokrat Farabi İbn-i Sina Organon Kızıl İcaz Talikat Platon Düşünce Hikmet-i Rabbaniye |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|