Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Felsefe arrow Nur ve Zulmet Perdeleri
Advertisement
Nur ve Zulmet Perdeleri PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 07 Nisan 2011

M. Ali KAYA
Yüce Allah’ın nurdan ve zulmetten yetmiş bir perde arkasında olması tahsis ve tehdit için değil, kesret ve çokluğu ifade etmek içindir. Buna “hicap” denilmektedir. Hicapları da İmam-ı Gazali “Mişkatu’l-Mesabih” isimli eserinde üçe ayırır. Birincisi: Bütünüyle Zulmet Olanlardır. Bunlar vücuda gelmeyen ve adem zulmeti ile yokluğa mahkum olan ve var olmayan şeyler olduğu gibi Allah’ın kendilerine “vücut nurunu” verip yokluktan varlığa çıkmış olduğu halde “küfür” ve “isyan” ile “nefsini ve hevasını ilâh edinerek” (Casiye, 45:23) kendisini yokluğa mahkum eden ve nurani alemlere çalışmayanlardır. Bunlar Allah kendilerine göz, akıl, ilim nuru verdiği halde bu nimetleri ve nurları şükürsüzlük ve isyan ile karartan kimselerdir. Allah da bunların gözlerini, kalplerini mühürlemiştir. Artık hakikati görmez olmuşlardır. (Casiye, 45:23)

Bunların özellikleri hayvanî zevk ve mutluluk peşinde koşmaları, mutluluğu galebe, istilâ ve öldürme olarak görmeleridir. Ayrıca bunlar hayatın amacını ve mutluluğu mal, evlat ve servet çokluğu olarak görürler. Peygamberimiz (sav) bunlar hakkında “Dinara ve dirheme tapan helak oldu” (Buhari, Cihad, 70; İbn-i Mâce, Zühd, 8) buyurmuştur. Evet, altın ve gümüş taş gibidir ve bunları kutsamak helak sebebidir.

Cehalet de en büyük zulmettir ve zulmânî perdedir. Ölümle eş değerdir. Cehalet zaten küfrün kaynağıdır. Bu nedenle küfrü temsil eden Amr b. Hişam’a cehaletin babası manasında “Ebu Cehil” denilmiştir.

İkincisi: Nur ve zulmetin karışık olduğu perdelerdir. Bunlar da üçe ayrılır. Birincisi, duyular sebebiyle zulmette olanlar. Nitekim köre ışık ve renkler zulmettir, yani yoktur. Diğer duyular için de böyledir. İkincisi, hayal sebebiyle zulmette olanlar. Bunlar da safsata ve masal / esatîr türünden olan şeylerdir. Üçüncüsü ise fasit kıyaslarla zulmete düşenlerdir. Bu da aklın cerbezesi ve hakkı bulamaması sebebiyle zulmete düşenlerdir. Felsefe ve ilim yoluyla tabiatçılığa ve inkâra düşenlerin küfür zulmetinin sebebi budur. Bunlar da akıl yoluyla zulmete düşmüşler ve Hakk’ın aydınlığına ulaşamamışlardır.

Üçüncüsü: Safi nurla perdeli olanlardır. Bunlar da üç sınıftır. Birincisi, sıfat-ı ilâhiyeyi bilerek mahlûktan ayrı tutanlardır. Bunlar esma-i ilâhiyenin eşyada tecellisini görerek sırlarını anlamaya çalışırlar. İkincisi, kesretten vahdete intikal edenlerdir. Üçüncüsü ise acz, fakr ve ubudiyet yolunu takip edenlerdir. Yüce Allah’ı tenzih, tesbih, tahmid, tekbir ve istiğfar ile zikredenler, tefekkür ile Kur’an okuyarak hakikati bulmaya çalışan ve Allah’a hakkıyla tevekkül edenlerdir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “yetmiş bin perde”yi şöyle açıklamaktadır. “Cenab-ı Hak bize gayet karibdir, biz ise ondan gayet derecede uzağız. Nasıl ki güneş elimizdeki ayna vasıtası ile bize gayet yakın olmakla beraber biz ondan nihayetsiz derecede uzağız. Şems-i Ezelî olan Allah da her şeye her şeyden daha yakın, mekândan münezzeh olup, hiçbir şey ona perde olmamakla beraber her şey nihayet derecede ondan uzaktır. Peygamberimizin (sav) miracın uzun mesafesini kat ederek ona gitmesi, “Biz size şah damarınızdan daha yakınız” (Kaf, 50:16) ayetinde belirtildiği gibi ân-ı vahide, bir anda gelmesinin sırrı şudur.

Peygamberimizin (sav) miracı, onun seyr-i sülûku olup Allah’ın mülkünde hem kalbi, hem ruhu hem de bedeni ve azaları ile gezmesi, yedi kat gökleri, cennet ve cehennemi görmesidir. Ehl-i velâyetin kırk senede “esma ve sıfattan geçerek” katettiği mesâfey-i azimeyi peygamberimiz (sav) kırk dakikada bizatihi müşahede ederek geçmiş, zat-ı ulûhiyeti ile müşerref olmuştur. Miraç merdiveni ile hakâık-ı imâniyenin en yüksek mertebelerine gitmiş, Arş’a çıkmış, “Kâb-ı Kavseyn” makamında hakaık-ı imaniyenin en büyüğü olan “İman-ı Billah” ve “İman-i Bil’âhireti” gözü ile müşahede etmiş. Cennet’e gitmiş, saadet-i ebediyeyi görmüş. O miracın kapısıyla açtığı cadde-i kübrayı açık bırakmış, bütün evliya-yı ümmeti seyr-i süluk ile, derecelerine göre, ruhânî ve kalbî tarzda o Mi’racın gölgesi içinde gidiyorlar” (Mektubat, 307) buyurmuştur.


Etiketler:  Nur Zulmet Nur ve Zulmet Yetmiş bin perde Seyr-i Süluk Ehl-i Velayet
 
< Önceki   Sonraki >