Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Felsefe arrow Ruha Bağlı Olan Duygular
Advertisement
Ruha Bağlı Olan Duygular PDF Yazdır E-posta
Cuma, 24 Aralık 2010

M. Ali KAYA
Hayat varsa ruh da vardır. Ceset ruhun elbisesi veya evidir. Bediüzzaman Said Nursi’nin (ra) dediği gibi “Göz bir penceredir, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.”
Ruh Allah’tan geldiği için Allah’a bakan ve mahlûkatla alakadar olan iki yönü vardır. Allah’a yönelirse kemaline, varlığa yönelirse zevaline doğru yol alır. Ruhun Allah’a yönelmesi, “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanması” Allah’ın isimlerine ayine olması şeklindedir. Allah’tan uzaklaşması ise “Esmaya mazhar olmaktan kaçış ve uzaklaşma” şeklindedir. Böylece insan hayırlı bir insan olur. (Beyyine, 98:7) Ruhun Allah’a yönelmesi gerçekte fıtrata, yani yaratılışın amacına yönelmesi halinde mutlu olur ve huzura erer. “Kalp Allah’ın zikri ile tatmin olur” ayetinin anlamı budur.  İnsanın yüzünü fıtrata, hanif dinine çevirmesi “Tevhide” ve Allah’a yönelmesi anlamına gelmektedir. Bu husus “Sen hanif ve Müslüman olarak yüzünü fıtrata ve Allah’a çevir. Allah’ın dini budur” (Rum, 30:29-30) ayeti ile sabittir.

Akıl: Akıl ruhun bir kuvveti olup “Hakkı batıldan” ayıran Allah’ın ihsan ettiği bir düşünme ve muhâkeme duygusudur. Gerçeği anlamaya ve ispat etmeye yarar. Akıl, iyi, güzel, kötü ve çirkini ayırt eden, hayır ve şerri kavrayan bir duygudur. Bir insanın mükellef olması için akıl sahibi olması ve aklının da büluğ çağına kadar gelişmiş olması şarttır. Göz maddeyi gördüğü ve idrak ettiği gibi akıl da manayı ve maddenin ötesini görür. İmanı anlayan, kâinatın ve içinde cereyan eden olayların ifade ettiği manaları kavrayan ve yorumlayan da akıldır. Bu nedenle iman etmeyenleri yüce Allah “Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Zira akletmezler” (Bakara, 2:171) buyurarak aklın bu yönüne dikkatimizi çekmiştir.

Hakikati anlayan ve idrak eden akıldır. İmanın muhatabı akıldır. Bu nedenle “aklı olmayanın dini yoktur.” Peygamberimiz (sav) “Allah akıldan daha değerli bir mahlûk yaratmamıştır. Hiç kimse kendisini hidayete götüren ya da tehlikeden koruyan akıldan daha faziletli bir şeye sahip olmamıştır” (Ragıp El-Isfahani, Müfredat, 342) buyurarak önemini belirtmiştir. Peygamberimiz (sav) “Akıllı nefsini hevasından alıkoyan ve öldükten sonrası için hazırlık yapandır. Akılsız ve ahmak da nefsinin hevasına uyan sonra Allah’ın kendisini affedeceğini uman kişidir” (İbn-i Mace, Zühd, 31) buyurarak aklın nefse hakim olması ve onu hayra sevk etmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Yüce Allah imanın muhatabı olarak aklı ve akıllı insanı alır. Kainattaki “Vahdaniyet” delillerini sıralar. Sonra “Şüphesiz bütün bunlarda akıl sahipleri için deliller vardır” (Bakara, 2:164) buyurarak aklı vahdaniyetine ve varlıkların buna delil olduğuna şahit tutar. Bununla ilgili Kur’ân-ı Kerimde yüzlerce ayet vardır.

Akıl imana ve her nevi kemâle sebep olduğu için insanın en üstün vasfıdır. Her insan kendi aklını beğenir. Akılsız insanlar dahi kendilerine akılsız denmesini en büyük hakaret olarak kabul ederler. Akıllı insan aklını kullandığı gibi, başkasının aklından da istifade eder. Böylece ortak akla ve başarıya ulaşır. Akıl göze nispeten görme, güneşe nispetle ışık gibidir. Bu nedenle Allah akla “Nur” adını vermiştir. (Nur, 24:35)

İbn-i Abbas (ra) “Her şeyin bir âleti vardır; müminin âleti akıldır. Her şeyin bir biniti var; kişinin biniti akıldır. Her şeyin bir direği var; dinin direği akıldır. Her kavmin bir dayanağı var; ibâdetin dayanağı akıldır. Her tacirin bir sermayesi var; müctehidlerin sermayesi akıldır. Her âilenin bir idarecisi var; sıddîkların idarecisi akıldır. Her harabenin bir tamircisi var; ahireti imâr eden akıldır. Her yolcunun bir çadırı var; müminin çadırı akıldır” demiştir.

Yüce Allah cehenneme giden kâfir ve facirlere Zebanilerin “Size peygamber gelmedi mi? Bu gerçekleri haber vermediler mi?” demelerine karşılık olarak “Ah! Geldiler ve bize gerçekleri haber verdiler. Bizler ise onları inkar ettik. Şayet aklımızı kullanarak onların sözlerine kulak vermiş olsaydık elbette cehennemliklerden olmazdık” (Mülk, 67:10) diye pişmanlık duyacaklarını bize haber vermektedir.

Nefis, insandaki lezzet ve acının, hazzın kaynağı olan ve bedene/maddeye bağlı bulunan yönüdür. Afiyet, lezzet, zevk kaynağıdır. Nefsin arzuları bedensel zevklerdir. Bu da insanın af ve afiyet içinde olmasına bağlıdır. Kişi hasta olduğu zaman nefis de ölmektedir.

Bir insan “ben şunu yaptım” “Şuraya gittim” dediği zaman beden ve ruhu ile yaptığını ifade etmiş olmaktadır. Kur’ân-ı Kerim “Gelin kendimizi, kendinizi çağıralım” (Âl-i İmran, 3:61) buyurduğu zaman bedeni ve ruhu beraber kast ettiği bir gerçektir.

Ruh bedene bitişik ve onunla beraber olduğu gibi, ruhun fonksiyonlarının da bedenin organları ile ilgisi vardır. Akıl ve muhakeme beyin ile kalple alakası olduğu gibi, hayalin ve emelin beyinle, görmenin gözle, işitmenin kulakla, şehvetin bedenin erojen bölgeleri ile, açlığın ve susuzluğun mide ile, konuşmanın dil ve akıl ile ilgisi vardır. Nefis maddeye ve zevklere yönelirse Allah’tan uzaklaşır, manaya ve ruha yönelirse Allah’a yakınlaşır. Zira bu yakınlık ancak “Esma-i Hüsna”ya ayine olmak ve “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmakla” mümkün olabilir.

Vicdan: İnsanlarda ortak olarak bulunan hakkı arama duygusudur. “İnsan kalbine iyilikleri de kötülükleri de ilham eden Allah’tır. (Şems, 91:7-10) Vicdan kötü olandan rahatsız olur ve iyi olanla rahata erer; ancak nefis kötülüklere meyleder. Bu nedenle “vicdan hakem olmalıdır.”

Vicdan kalbin gözüdür. Nefsin rahmani yönüne “Vicdan” hayvani yönüne “Şehvet” denir. Şehvete, hayvanî nefis de denir. Şehvet, iştiha anlamına gelmektedir. Yemek, içmek, uyumak ve cinsi münasebet gibi şehvetin çeşitli yönleri vardır. Hayvanî nefis bedeni bir vasıta, bir âlet gibi kullanır. Şayet kişi hayvani nefsi dinlemez, vicdanın sesine kulak verir ve akıl yolunu tutarsa kurtulur. Yoksa helak olur.

Nefsin rahmani yönü olan vicdan insana verilen rahmani bir duygudur. Bu nedenle vicdana kalp gözü, basiret veya sadece kalp de denir. Vicdan yaptığı iyi şeyden haz alan, kötülükten sıkılan bir duygudur. “Nefse ve onu düzenleyene, ona kötülüğü ve iyiliği ilham edene yemin olsun ki, nefsini kötülüklerden temizleyen felah buldu. Onu kötülüğe batırıp günahlarla karartan ise hüsrana uğradı” (Şems, 91:7-10) ayeti bunu ifade etmektedir.

Peygamberimiz (sav) “İyilik güzel ahlaktır ve vicdanınızı rahatlatan şeydir. Kötülük ise vicdanınızı tırmalayan, kalbinizi rahatsız eden ve insanların muttali olup bilmesini istemediğin şeydir” (Sahih-i Müslim Şerh-i Nevevî, Beyrut-1972 / 16:111 ) buyurarak vicdanın iyilikten mesrur, kötülükten mahzun olacağını belirtmiştir.

Hevâ: Ruhun oyun ve eğlence, aklın kendi başına buyruk olma halidir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Nefsin hevasına uyanın cehenneme, nefsini hevadan men edenin ise cennete gideceğini haber vermiştir. (Nâziat, 79:40) Nefsini hevadan korumak fısk ve fücurdan ve günahlardan korumak anlamına gelmektedir.

Heva, nefsin şehvetlere eğilimi, keyfe ve zevke düşkünlük ve hayvanî nefsin sahibine hükmetmesidir. Bu nedenle hevâ, dalaletin en yakın sebebidir. Yüce Allah peygamberimize (sav) buyurur: “Ey Resulüm! ‘Ben Allah’tan başka çağırdığınız şeylere ibadet etmekten men olundum’ de. Ben sizin hevalarınıza uymam, o zaman dalalete düşenlerden olurum ve hidayete erenlerden olmam’ de.” (En’âm, 6:56) Bir başka ayette ise hevâsına uyandan daha dalalette olan kim vardır?” (Kasas, 2:50) “Şayet sana ilim/vahy ve Kur’an geldikten sonra şayet onların hevalarına uyarsan senin için Allah’tan ne bir yardım göremezsin” (Bakara, 2:120) buyurmuştur.

Heva ile zan birbirinin mütemmimidir. Yüce Allah müşriklerin durumlarını açıklarken “Onlar ancak zanna ve nefislerinin hevasına uyuyorlar” (Necm, 53:23) buyurarak ifade eder. Peygamberimize (sav) “İnsanların çoğuna uyacak olursan onlar seni Allah’ın yolundan uzaklaştırırlar. Çünkü onların peşinden gittiği şey zandır. Bu sebeple onlar saçmalamaktadırlar.” (En’am, 6:116) 

İnsan nefsinin hevasına uyarak arzularının ve tutkularının esiri olur ve bundan kendisini kurtaramaz. Kötü alışkanlıklar da zararlı alışkanlıklar gibi insanı asla bırakmaz. Bu nedenle yüce Allah “Hevasını ilah edineni gördün mü?” (Furkan, 25:43) buyurarak hevalarına, arzularına ve tutkularına kapılarak bunun kölesi olanlar Allah’a ibadet eder gibi nefislerinin hevasının peşinden giderler. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Allah’tan başka kendisine ibadet olunan sahte ilahların en kötüsü kişinin hevasıdır” buyurmuştur.

Peygamberimiz (sav) için ise Kur’ân-ı Kerim “O hevâsından konuşmaz, onun söylediği ancak vahiydir” (Necm, 53:3-4) buyurarak peygamberin asla heva ve hevesini katmadığını sözlerinin mahza vahy ve hakikat olduğunu belirtmiştir.


Etiketler:  Ruh Ruha Bağlı Olan Duygular Nefis Akıl Heva Vicdan Şehvet Arzular Güzel Ahlak
 
< Önceki   Sonraki >
AKıL
GüZEL AHLAK
NEFIS
RUH
ŞEHVET
HEVA
VICDAN