| Şiddet-i Zuhurdan Gizlenmek |
|
|
|
| Salı, 05 Nisan 2011 | |
|
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin ifade ettiği gibi “Kâinata manay-ı harfî ile Allah hesabına, Onun eseri ve sanatı olması yönüyle bakmak lâzımdır. Manay-ı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır. Evet, her şeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakk’a bakar. Diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet Hakk’a bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf cam gibi, altında Hakk’a bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır. Binaenaleyh nimete bakıldığı zaman Mün’im, sanata bakıldığı zaman Sâni’, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i hakiki zihne ve fikre gelmelidir.” (Mesnevi-i Nuriye, 2006, s. 84) Bir insan cama bakarsa camı, camdan dışarıya bakarsa dışarıyı görür. Cam kendisini göstermek için değil, içeridekilere dışarıyı göstermesi ve dışarının aydınlığını içeriye alması içindir. Burada iki meslek vardır. Birincisi, önce Rabbini görüp sonra yarattığı varlıkları onun eseri bilerek değer vermektir. “Yaratılanı sevdim yaratandan ötürü” diyenlerin mesleği budur. İkincisi, varlıktan ve eşyadan yaratıcısına intikal etmektir. İlim, Felsefe ve Akıl yoluyla Rabbe intikal edenler bu mesleği takip edenlerdir. Onlar eşyadan perde arkasından yaratıcısına intikal ederler. Bu iki meslek yüce Allah’ın “Biz afakta ve enfüste ayetlerimizi göstereceğiz ta ki Hakk tebeyyün etsin. Her şeye şahit olarak Rabbin yetmez mi?” (Fussilet, 41:53) ayetinde ifade edilmiştir. “Afakta ve enfüste ayetlerin gösterilmesi varlıktan Allah’ın varlığına intikal etmektir. “Allah’ın her şeye şahit olması” ise Allah’ın varlığından eşyaya ve varlığa intikal etmektir. Birincisi, ilim ve felsefe yolu, ikincisi ise “Sıddık”ların yoludur. Yüce Allah’ın önce varlıkların delil olduğunu zikretmesi ikinci yolun çok daha zor ve müşkilatlı olduğunu ifade etmek içindir. Bu ayette ima yoluyla önce varlıktan Allah’a sonra Allah’tan mahlûka intikal etmenin daha doğru olduğunu anlatmak içindir. Gerçekte ise her şey O’nun âyinesidir. Her varlık onun varlığını mazhar olduğu esma kadar gösterir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Münacat” isimli eserinde ve münacatında “Tenzih ederiz o zatı ki, şiddet-i zuhurundan istitar etmiş ve gizlenmiştir” diyerek şiddet-i zuhurun gizlilik sebebi olduğunu belirtir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “O Allah evveldir, âhirdir, zâhirdir ve batındır” (Hadid, 57:3) buyurur. Bu âyet Allah’ın esma ve sıfatının tecelliyatının her şeyin içini, dışını, önünü ve sonunu kuşattığını ifade etmektedir. Bunu ise ancak ilim ve takva sahibi olan ihlaslı âlimler anlayabilirler. Bu nedenle “ilim, takva ve ihlâs” her şeyin fevkindedir. Bediüzzaman hazretleri “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür” der. Her şeyin ehli vardır. İlmin ehli de kendisini takva ve ihlasla ilme verenlerdir. Bu da kabiliyete göredir. Nitekim yüce Allah “Her şey şakilesine göre amel eder” (İsra, 17:84) buyurmuştur. Şâkile, müfessirler tarafından “kabiliyet ve istidat” olarak anlaşılmış ve tefsir edilmiştir. Herkes kabiliyetine göre iş yapar. Peygamberimiz (sav) kader konusunda sorulan bir soruya “Allah insanlardan imandan sonra “salih amel” istemektedir. Sizler amel etmeye bakın. Şunu da bilin ki herkes yaratıldığı şeye müyesser kılınır” (Buhari, Kader, 2) buyurmuştur. Burada peygamberimiz (sav) herkesin kabiliyetine göre iş yapacağı ve kabiliyetine, yaratılışına göre yaptığı işin ona kolay geleceğini ifade etmiştir. Bütün bu anlatılanlardan Allah’ın her şeyi bir gaye için yarattığı, onu amacına yönlendirdiğiniz zaman o işin ona kolay geleceği ve sonucun da ona göre verimli olacağı anlaşılmaktadır. Bütün bunlar yine Allah’ın “ilim, irade ve kudreti” çerçevesinde cereyan etmekte ve insan da kabiliyeti ile buna müyesser kılınmaktadır. Dolayısıyla Allah’ın hüküm ve hâkimiyeti her şeyi kuşatmıştır. Bu nedenle Allah şiddet-i zuhurundan gizlenmiştir. Etiketler: Şiddet-i Zuhur Tecelli Esma Sıfat Manay-ı Harfi Manay-ı İsmi İlim Felsefe Akıl Evvel Ahir Zahir Batın |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|