Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Felsefe arrow SİYASET FELSEFESİ
Advertisement
SİYASET FELSEFESİ PDF Yazdır E-posta
Pazar, 12 Temmuz 2009
M. Ali KAYA
Aristoles’e göre yurttaşların toplumu ilgilendiren işlerle ilgi yapılan her şey siyasettir. Siyasi hayatı konu alan ve devlet ile ilgili hususları araştıran felsefî disipline de “Siyaset Felsefesi” adı verilir. Siyaset felsefesi sosyoloji gibi olmuş olanı ve toplumdaki etkilerini incelemez; olması gerekeni ele alır ve inceler. Siyaset felsefesinin incelediği konular arasında “siyasi iktidarın kaynağı” “oluşumu” “kullanılış biçimi” ve “pratik siyasetin daha iyisinin olup olamayacağı” gibi hususları araştırır, bu konuda herkese fikir verir. Dolayısıyla siyaset felsefesi halk, birey ve devlet ilişkilerinde olması gereken, bireyin hakkı ve adaletin temini gibi hususlarda fikir veren bir disiplindir.
 
Siyaset Felsefesinin temel sorunları ve sorularını “devletin varlık nedeni, iktidar, egemenlik, meşruiyet, sivil toplum, bürokrasi ve birey-devlet ilişkileri” sahasında ele alarak bu hususları sorgular ve idel olanı bulmaya çalışır. Kavramlar olarak da “birey, sivil toplum, devlet, iktidar, meşruiyet, yönetim, egemenlik, hak, hukuk, yasa, bürokrasi” gibi temel kavramları ele alıp inceler. Bu konuda pratik hayata uygun, asayişi ve adaleti sağlamayı hedefleyen anlamlar yüklemeye çalışır.


Siyaset felsefesine göre:
Birey: Kendisine özgü kimliği olan ve başkalarından farklı yönü olan toplum adamıdır.
Sivil Toplum: Siyasal güçlerin etkisinde olmayan ve temel haklarını savunabilen örgütlerdir. Herhangi bir siyasi yapılanmanın ve devlet kurumunun ürünü olan sivil sayılmaz. 
Devlet: Toplum düzenini sağlayan en büyük siyasi otoritedir.
İktidar: Yönetim gücünü elinde bulunduran otoritedir.
Meşruiyet: Yönetimin yazılı yasalara uygunluğu, otoritenin yasal olarak kullanımıdır.
Yönetim: Bir kurumun adi, ilkeli ve insan ihtiyacını karşılayacak şekilde işletilmesidir.
Egemenlik: Devletin iktidar gücüne hakkı olmayanı ortak etmemesidir.
Hak: Bireyin fıtrata uygun ve yasalara aykırı olmayan istekleridir.
Hukuk: Adaleti ve hakkaniyeti sağlayan yaptırım gücüne sahip yazılı kurallardır.
Yasa: Hukuku meydana getiren yazılı kuralların her birisidir.
Bürokrasi: Devletin memurlarının oluşturduğu yasal hiyerarşik yapıdır.

İktidarın kaynağı milletin kendisidir. Siyasi iktidar kendisini meydana getiren ve yetki kullanımını kendi adın kullanmak üzere devreden topluma karşı sorumludur. İktidar kendisine bu yetkiyi veren düşünceye ve prensiplere bağlı kaldığı sürece meşru kabul edilir. İktidar gücünü nereden alıyorsa ona bağlı olmak zorundadır. Yine devleti yöneten iktidar hangi hukuk ve kurallar sistemine dayanarak ortaya çıkmış ise meşruiyetinin kaynağı odur.

Hukukun uygulanması ve yasaların hayata geçmesi bürokrasiye bağlıdır. Bürokrasi devlet memurlarından oluşan ve kademeli yapılanmış gruptur. Toplumun olduğu yerde devlet, devletin bulundu yerde bürokrasi kesinlikle vardır. Bilhassa çağdaş toplumlarda bürokrasi kaçınılmazdır. Yönetimden sorumlu olan siyasiler gelip geçicidir; ama iş yapanlar ve yasaları uygulamaya koyanlar bürokratlar, yani memurlardır. Devletin devamlılığını sağlayan bürokratlar olduğu için bürokrasi kesinlikle gereklidir. Bürokrasinin amacı toplumda bulunan bireylerin devlet ve kurumlarla olan ilişkilerini düzenlemek ve onlara yardımcı olmaktır. Bu bakımdan toplumsal hayatı zorlaştıran ve zora sokan bir bürokrasi amacı dışına çıkmış demektir. 

İktidarın kaynağını bireyin iç ve dış tehlikelere karşı korunması olduğunu kabul eden Platon ve Aristocu görüşlere karşın, dinin hâkim olmasını sağlayan ilâhi irade ve toplumun ortak amaçları gerçekleştirme ve ihtiyaçlarını karşılama amacı için oluşturdukları ortak iradenin sonucu olduğunu savunan üç türlü yaklaşım vardır. Bu üçüncü yaklaşıma göre devlet iradesi ve otoritesi zayıfların güçlülere karşı hukukunun korunması için gerekli olduğu tezi daha çok kabul görmüştür. Bu temel yaklaşıma göre “insan insanın kurdudur” ve devlet olmazsa zayıflar haklarını koruyamazlar.

Egemenliğin kullanılması için de üç yaklaşım mevcuttur. Bunlar da “yöneten ve yönetilenlerin arasındaki ilişkileri yerleşik inançların belirlediği geleneksel egemenlik” “yöneticinin karizmasından ve olumlu işlerden kazandığı karizmatik” ve “gücünü yazılı ilke ve belgelerden, yasalardan ve hukuktan alan hukuksal egemenlik” tir.

Siyaset felsefesinin devlet ilişkileri bakımından iki ana problemi vardır. Birincisi, devlet ve düzen ilişkisidir. Buna göre toplum barış içinde yaşamalıdır. Bu düzeni sağlayacak olan adalet, eşitlik ve hürriyet gibi ideal fikirler ve bunların oluşturduğu uygulamalar vardır. Devlet bu temel ilkeleri iki şekilde ele alır, ya toplum için ferdi feda eder veya bireyin hakkını korumak için çalışır. Devletin kutsal olduğu anlayışa göre devlet için fertlerin hukuku dikkate alınmaz. Toplumun huzuru ve asayişi için fertler feda edilir. İkincisi ise, bireyin kendisi ve hakları kutsaldır. Bir tek bireyin hakkı ve hukuku bütün insanlık için de feda edilemez. Devlet bireyin hakkını korumak için vardır. Haksızlığa uğramış bir bireyi korumak için devlet bütün gücünü o bireyin yanında kabul eder.

Platon’a göre toplum bir beden gibidir. Her aza gibi herkesin bu beden içinde bir görevi ve işlevi vardır. Devlet bu bedenin beyni mesabesindedir. Beyin idare mekanizmasıdır ve bütün vücudu adalet ilkeleri çerçevesinde idare eder. Beynin bedenin düzenini sağladığı gibi devlet de toplum düzenini sağlar.

John Lock ve Thomas Hobbes’e göre devlet insanların güvenlik ihtiyacından doğan bir araçtır. İnsanların bir araya gelerek yaptıkları sözleşmelerden doğmuş ve ortak iradenin temsilcisi olmuştur. İnsanlar doğal ortamda birbirlerine zarar verirler. Toplumun doğasında menfaat vardır ve her birey kendi menfaatini korumak için bir başkası ile savaşmak durumundadır. İnsanlar bu doğal durumdan toplumsal sözleşme ile kurtulmuşlar ve birbirlerine karşı zararlı eylemlerden vazgeçtiklerini yasalarla ifade etmişlerdir. Uygar toplum demek sözleşmelere sadık toplum demektir. Yapılan sözleşmelerin uygulanması için toplum kendi içinden seçtikleri üstün özelliklere sahip bireylere yetki verirler. Bu da hükümeti oluşturur. Hükümetin görevi yasaları adil bir şekilde uygulayarak toplum düzenini sağlamak ve devleti işletmektir.

İdeal bir düzen için bireyin haklarını güvence altına almak, hürriyet, eşitlik ve adalet ilkelerini sağlamak şarttır. Bu konuda da çeşitli yaklaşımlar vardır. Herkesi memnun edebilecek ideal bir düzenin olamayacağını savunan sofistler, “herkesin üzerinde uzlaşacağı bir devlet yoktur” derler. “Otoriteye dayalı bütün yönetim şekillerinin insanın özgürlüğünü kısıtladığını” savunan nihilistler de her çeşit otoriteye karşı çıkan anarşizme destek verirler. Bunlar anarşistler gibi devleti özgürlüklerin önünde engel olarak görürler.

Bütün bunlara karşın Liberalizm ortak temel hak ve hürriyetlerin baz alınıp bireysel özgürlüklerin de önünün açılarak gelişime yönelik, anarşi ve kargaşayı önlemeyi esas alan bir düzen sağlanabileceğini savunurlar. İnsanların iyiye ve kötüye meyli olduğu gerçeğinden hareketle kötüyü yapmaya engel, iyiyi yapmaya da teşvik edici yasalarla insanlık için gerekli olan eşitlik, özgürlük ve adaletin sağlanacağını savunurlar. Bu yaklaşımın batıdaki temsilcileri Adam Smith ve J. Stuart Mill’dir.

İslam bilginlerine göre ise insanın maddi ve manevi terakkisi ve kalkınması esastır. Allah'ın insanlara verdiği bireysel kabiliyetlerin gelişimi için de adaletin sağlanması gerekir. Bunun için elbette temel hak ve hürriyetler ile beraber kanun karşısında eşitlik sağlanmalıdır. Bütün bunların amacı Adalet ve hakkaniyet ilkesinin yani hukukun üstünlüğünü sağlamaktır. Mutlak eşitlik adaleti sağlamaz. Adalet hak edene hakkını vermek ve haksız cezalandırmaktır. Bunu yapacak üstün bir irade ve otorite şarttır. Bu otorite de ancak halkın adaleti uygulama yetkisini verdiği kendi içinden seçilmiş üstün özelliklere sahip fertler ve bunların temsil ettiği bir “Meşveret ve Şura”dır. Adaleti sağlayacak böyle bir düzen de ancak Demokratik düzen olabilir; ancak bu düzenin adaleti sağlaması için toplumun uygar ve adaleti seven bir toplum olması gerekir.


Etiketler:  Devlet Felsefesi Aristoles Siyaset Felsefesi Halk Birey Devlet Hürriyet Eşitlik Adalet Egemenlik İktidar Bürokrasi İktidarın Kaynağı
 
< Önceki   Sonraki >
ADALET
DEVLET
HALK
HüRRIYET
DEVLET FELSEFESI
İKTIDAR
BIREY
İKTIDARıN KAYNAğı
ARISTOLES
BüROKRASI
EşITLIK
EGEMENLIK