| Temsil ve Hakikat |
|
|
|
| Salı, 05 Nisan 2011 | |
|
M. Ali KAYA Burada temsilin mantık burhanlarından daha kesin delil olduğu görülmektedir. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerimde çokça temsiller kullanılmıştır. Çünkü varlığın en alt tabakası olan madde âleminde bulunan insanın ulvî ve nuranî, yüksek ve ruhânî olan âlemlerde meydana gelen ve var olan şeyleri, yüce Allah’ın sıfat ve esmasını anlaması ancak mesel ve temsil yoluyla olur. Meseller ve temsiller akla uzak olan hakikatleri yakınlaştıran ve anlamasını sağlayan dürbün gibidir. Dürbünler uzakları yakın edip göze gösterdiği gibi, misaller ve temsiller de akla uzak olan hakikatleri yakınlaştırır ve görmesini sağlar. İnsan mesel ve temsil yoluyla Allah’ın işlerini, sıfat ve esmasını anlayabilir. “Allah insanı rahman suretinde yarattı” hadisinde de insan misali verilerek Allah’ın rahmeti ve şefkati anlatılmıştır. Zira insan ism-i Rahmânı tamamen gösterir bir surettedir. İnsan Allah’ın yeryüzünde ve kâinatta tecelli eden rahmetinin eserini ancak insanda tecelli eden Rahmetin eserleri ile anlayabilir. Bediüzzaman Said Nursi “mesel ve temsil ile şuunât-ı ilahiye ve sıfat ve esmasına bakılabilir. Demek mesel ve temsil, şuunat nokta-i nazarında vardır” (Sözler, 2004, s. 28) demektedir. Âlem ikidir. Birincisi Ruhâni, ikincisi ise cismânî âlemdir. Bu âlemlere ulvî-süflî, hissî ve aklî, mülk ve melekût âlemi de denilebilir. Mülk, gördüğümüz şahadet âlmidir, melekût ise gayb, yani görmediğimiz âlemdir. Âlem-i şahâdet, âlem-i gayb için bir merdiven ve bir basamaktır. Sırat-ı müstakim üzere sülûk bunda ilim ve amel ile yükselişten ibarettir. Birinden diğerine çıkışlar ve inişler olur. Her iki âlem de ruh ve beden gibi iç içedir. Nitekim Firavun Musa’ya (as) “Âlemlerin Rabbi de nedir?” diye sorunca Musa (as) ona Allah’ın fiilleri ve işleri ile cevap verdi. “O göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir” dedi. (Şuara, 26:23-24) Çünkü Firavuna Allah’ın bu fiilleri zahir idi. Yine peygamberimize (sav) bedevîler “Allah’ın nesebi nedir? diye sordukları zaman peygamberimiz (sav) “De ki: Allah birdir. Ehaddir, Sameddir, doğmamıştır ve doğurmamıştır. Hiçbir şeye denk ve misil değildir” (İhlâs, 112:1-4) diye cevap vermiş, nisbetten münezzeh ve mukaddes olduğunu bildirmiştir. Rüyalarda hakikatler insanlara temsillerle görünürler. Bu nedenle temsilleri tam olarak bilmeyen hakikatlere vakıf olamaz. Bunun için ise çok büyük akıl ve zekâya ihtiyaç vardır. Nitekim peygamberliğin kırk altı cüz’ünden biri “rüyay-ı sadıka” olmuştur. (Buhari, Tabir, 2; Müslim, Rüya, 6) Peygamberimiz (sav) kendisine nübüvvet verilmeden önce altı ay rüya ve rüyalarda gördüğü temsiller yoluyla hakikatlerin bir kısmına vakıf oldu. Rüyası günün aydınlığı gibi çıkardı. Yirmi üç yıllık nübüvvetin altı ayı rüya dönemi olduğu için rüya nübüvvetin kırk altı cüz’ünden biri oldu. Nitekim rüyada güneşin tabiri hâkimiyettir. Zira aralarında münasebet ve mümâselet vardır. Ay ise vezirdir. Zira ay ışığını güneşten alır. Her ne ise bu bahis uzundur. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde buyurdu: “İmdi söyleyin bakayım. Yüz üstü sürünen mi, yoksa düz yolda dosdoğru yürüyen mi doğru yoldadır? Sizi yaratan, sizlere kulaklar, gözler ve akıl/kalp veren Allah’a ne kadar az şükrediyorsunuz?” (Mülk, 67:22-23) Etiketler: Mesel Temsil Kıyas Kıyas-ı Temsili Akıl Hakikat Âlem Ruh Temsil ve Hakikat |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|