| VARLIK FELSEFESİ |
|
|
|
| Çarşamba, 06 Şubat 2008 | |||||||
Sayfa 5 Toplam: 5 Kâinatın sonradan yaratıldığı “Isı Kanunu” ile sabit olmuştur. Zira kainat devamlı olarak ısı/enerji kaybetmektedir. Şayet ezeli olsaydı enerjisi şimdiye kadar biter, varlıktaki hareketlilik durmuş olurdu. Varlığın kendi kendine var olması da “Hareket kanunu” ile mümkün değildir. Çünkü, bu kanuna göre “madde dışarıdan herhangi bir etki olmadan hareket edemez, yine herhangi bir etki olmadan hareketini durduramaz.” Maddeye ilk hareketi veren bir “Vacibu’l- Vücud” aklen zaruri olarak bulunmalıdır. Varlığın başlangıcı için dört ihtimal vardır: 1. Varlık ya vehim ve hayalden ibarettir, 2. Ya kendi kendine olmuştur, 3. Yahut bir başlangıcı yoktur, ezeldir, 4. Veyahut, “Vacibu’l Vücut” olan Allah’ın eseridir. Varlığın vehim ve hayalden ibaret olmadığı konusunda hem din adamlarının hem de İlim ve fen adamlarının “İCMA” sı vardır. Kendi kendine olması ise aklen muhaldir. Bediüzzaman’ın “Tabiat Risalesi”nde ispat ettiği gibi, eğer her bir mevcut bir Vacibu’l Vücut ve Vahid-i Ehad olan Kadir-i Külli Şey’e verilmezse varlıklarda faaliyet içinde bulunan tüm atomların bütün kainatı görecek ve her şeyi bilecek ilim, irade ve kudrete malik olması gerekir ta ki o varlığın kainatla ve tüm eşya ile dengeli münasebetini koruyabilsin. Bu ise muhal ender muhal bir durumdur. Mükemmel bir sarayın ustası inkar edilerek taşların kendi kendilerine saray şeklini aldıklarını iddia etmek kadar gülünç bir hurafe olur. ( Lem’alar, 243-245) Varlığın bir madde olarak ezeli olma imkanı ve ihtimali de yoktur. Öncelikle Ezeli ve ebedi olan Yüce Allah’ın ezeliyetini aklına ve zihnine sığıştıramayan nasıl oluyor da her yönü ile aciz olan hadsiz varlıkların ezeliyetini iddia edebiliyor anlamak mümkün değildir. (Mesnevi, 210) Allamelerden Hüseyn-i Cisri de “Risale-i Hamidiye” isimli eserinde maddenin ezeli olmadığını ispat ettikten sonra “Devir ve Teselsülün” de butlanını izah etmiştir. ( Risale-i Hamidiye, Terc. Manastırlı İsmail Hakkı, sadeleştiren Ahmet Gül, s. 170-181) Neticede varlığın Vacibu’l Vücut olan Allah’ın eseri olduğu sabit olmaktadır. Tabiiyyunun münkir kısmının gittiği yolun ne derece hurafe olduğunu ispat eden Bediüzzaman “Tabiat Risalesi” isimli ederinde “Madem mevcudat var ve inkar edilmez. Hem her mevcut sanatlı ve hikmetli vücuda geliyor.hem madem kadim değil yeniden oluyor. Herhalde ey mülhid, bu mevcudu, mesela bu hayvanı ya diyeceksin ki, sebepler icad ediyor, veya kendi kendine vücut buluyor, veyahut tabiat muktezası olarak, tabiatın tesiriyle vücuda geliyor, veyahut bir kadir-i zül celalin kudretiyle icad edilir. Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Evvelki üç yol muhal, battal, mümteni, gayr-i kabil oldukları ispat edilirse, bizzarure ve bilbdahe, dördüncü yol olan tarik-i vahdaniyet şeksiz, şüphesiz sabit olur” diyerek her şeyin Allah’ın eseri olduğunu isbat eder. İsteyen bakabilir. ( Lem’alar, s. 238-254) Tüm ilimler bir varlık felsefesi olarak tabiattan bahsederler. Böylece bir “Tabiat Felsefesi” oluşmuştur. Tabiatın ne olduğu ise felsefi olarak ele alınmış değildir. Bunu da Bediüzzaman ele alarak incelemiş ve “Tabiat misali bir matbaadır, tabii değildir, sanattır sani’ değildir. Ahkamdır, hakim olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, şarî olamaz” (Lem’alar, 247) diye izahını yapmıştır. İlkçağdan günümüze kadar tüm filozoflar sistemlerini tabiatı anlama üzerine kurmuşlardır. Tüm filozoflar felsefelerini Natüralizm üzerine kurmuş ve geliştirmişlerdir. Hepsi de “Neden bu böyledir?” sualine cevap aramışlardır. Tüm ilimlerin tabiat üzerindeki araştırmaları eşyanın nasıl olduğunu anlamaya yöneliktir. “Niçin vardır?” sualine cevap aramamışlardır. Hal bu ki “BİR ŞEYİN NİÇİN YAPILDIĞI BİLİNMEZSE NASIL YAPILMIŞ OLDUĞUNU BİLMENİN BİR ANLAMI YOKTUR.” Mesela, kalemin nasıl yapılmış olduğunu bilmek önemli değildir, önemli olan niçin yapılmış olduğudur. Kalemi amacı doğrultusunda kullananın onu nasıl yapıldığını bilmesi de gerekmez. Bediüzzaman’ı tabiatı inceleyen ve varlık üzerinde araştırma yapan diğer bilginlerden ayıran en önemli fark “Varlık niçin yaratılmış ve eşya hangi amacı gerçekleştirmek için yaratılmıştır?” sualine cevap aramasındadır. Bediüzzaman’ın diğer bir özelliği de İslam bilginlerinin izahında zorlandığı “Tevhit Hakikatını” varlık aynasında izah ve ispat etmiş olmasıdır. Bediüzzaman eşyayı Allah’ın bir sanatı olarak görür ve eserden müessire; sanattan sania yönelmiş olmasıdır. Risale-i Nur anahtarı ile İman ve Kur’an hakikatlerini açarak o hazineden istifade etmek gerekir. Bunu anlamak için 11. söz ; 29. ve 30. Söz; 24. Mektup 30. Lem’a, bilhassa Altıncı Nüktesi olan İsm-i Kayyuma dair olan bölümü ile 2. Şuayı okumak yeterlidir. Bediüzzaman bu eserlerinde varlığı yüce Allah’ın varlığını anlama yanında İsimlerini, sıfatlarını ve Şuunatını eserlerinden görüp anlayarak Allah’ın birliğinin de en mükemmel delillerini tabiattan çıkarmış olmasıdır. Okuyarak istifade edenlere ne mutlu!.. İstifade Edilen Kaynaklar: 1. Batı ve İslam Felsefelerinde Sistematik Problemler, Dr. Hasan Küçük, (1974-İst.) 2. Felsefeye Giriş, Prof. Dr. Ahmet Arslan , (Ankara-2002) 3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler 4. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar 5. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat 6. Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 7. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye 8. İslam Felsefesi, Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken 9. Marifetname, Erzurumlu İsmail Hakkı, Etiketler: Felsefe Varlık Felsefesi Varlık Thales Descartes Berkeley Demokritos Hobbes |
|||||||
| < Önceki |
|---|