Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Felsefe arrow VÜCUT VE ADEM, VARLIK VE YOKLUK
Advertisement
VÜCUT VE ADEM, VARLIK VE YOKLUK PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 21 Ocak 2009
Yazı Index
VÜCUT VE ADEM, VARLIK VE YOKLUK
Sayfa 2

** 
Yüce Allah yoktan yaratmış olduğu varlığı bir daha adem-i sırfa, yani ebedî yokluğa mahkum ederek zulmetmez ve haksızlık yapmaz. Çünkü “Adem şerr-i mahz ve vücud hayr-ı mahz olduğunu, ehl-i tahkik ve ashab-ı keşif ittifak etmişler.” Bediüzzaman bu hususu şöyle izah eder: “Eşyada esas bekadır, adem değildir. Hattâ ademe gittiklerini zannettiğimiz kelimat, elfaz, tasavvurat gibi serîüzzeval olan bazı şeyler de ademe gitmiyorlar. Ancak suretlerini ve vaziyetlerini değişerek, zevalden masun kalıp bazı yerlerde tahassunla, adem-i mutlaka gitmezler. Fen dedikleri hikmet-i cedide, bu sırra vakıf olmuşsa da, vuzuhuyla vakıf olamamıştır. Ve aynı zamanda, "Âlemde adem-i mutlak yoktur. Ancak terekküp ve inhilâl vardır" diye ifrat ve hatâ etmiştir. Çünkü âlemde Cenab-ı Hakkın sun’uyla terkip vardır. Allah'ın izniyle tahlil vardır. Allah'ın emriyle icad ve idam vardır. (Mesnevi, 2005, Habbe, s.206)

 Evet, “Eşya zevale ve ademe gitmiyor; belki dâire-i kudretten dâire-i ilme geçiyor, âlem-i şehâdetten âlem-i gayba gidiyor, âlem-i tagayyür ve fenâdan âlem-i nura, bekâya müteveccih oluyor. Hakikat noktasında eşyadaki cemal ve kemâl, esmâ-i ilâhiyeye aittir ve onların nukuş ve cilveleridir. Mâdem esma bakidirler ve cilveleri dâimîdir; elbette nakışları teceddüt eder, tâzelenir ve güzelleşir. Ademe ve fenaya gitmiyor, belki, yalnız itibârî taayyünleri değişir.” (Mektubat, 2006, s. 484)

Eşya ve fiiller esma-i ilâhiyeye dayanarak beka bulduğu gibi, esma-i ilâhiyeye dayanarak hakikat olurlar. Yok olduklarını zannettiğimiz eşya ve fiiller esma-i ilâhiyeye dönerler. Lambadan çıkan ışık, lambanın sönmesi ile ışığının kaybolması gibi, esma-i ilâhiyeden çıkan vücutlar yine aslına döner.

 Evet, ekseriyet-i mutlaka ile hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücuda istinad eder ve ona râci olur. Sureten menfi ve ademî de olsa, esası sübutîdir ve vücudîdir. Dalâlet ve şer ve musibetler ve mâsiyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayası ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendan suret-i zâhirîde müsbet ve vücudî de görünseler, esası ademdir, nefiydir. Yani, varlık hayr-ı mutlak, yokluk şerr-i mutlak olunca bir şey varlık mertebelerinde terakkî ettikçe vücudu kuvvet peyda eder. Yokluğa yakınlaştıkça şer olur ve şerri arttıkça ademe ınkılab eder. “Vücut” zât-ı ilâhinin sıfat-ı zâtîsi olduğu için varlık mertebelerinde terakki eden Allah’a yakınlaşır; şer olan işler ise Allah’tan uzaklaştıkça yokluğa, ademe mahkum olur. Çünkü eşya ancak Allah’a, Allah’ın isimlerine dayanarak, Allah’ın yaratması, varlığını devam ettirmesi ve iradesi ve kudreti ile devam ve bekâ bulur. Bu sebeple eşya Allah’ın ne kadar çok ismine mazhar ise o derece vücudu kuvvet kazanır. Allah’a yakınlık esmâ-i ilâhiyenin bir şeyde çoklukla tecellisi oranındadır. Bu sebeple varlık içinde Allah’a en yakın insandır. Çünkü insanda Allah’ın bin bir ismi tecelli eder. Vücudu da bekaya mazhardır.
**
Bütün ehl-i tahkikin icmâıyla, vücut hayr-ı mahzdır, nurdur. Adem şerr-i mahzdır, zulmettir. Bütün hayırlar, iyilikler, güzellikler, lezzetler, tahlil neticesinde vücuttan neş'et ettiklerini ve bütün fenalıklar, şerler, musibetler, elemler, hattâ mâsiyetler ademe râci olduğunu ehl-i akıl ve ehl-i kalbin büyükleri ittifak etmişler.

Bir şeyin vücudu bütün eşyanın vücuduna bağlı olduğu halde âdemi, yani olmaması bir rüknün ademiyle hasıl olur. Adem, ademî şeylere istinat eder. Ademî bir şey, mâdum bir şeye illet olur. Bu sebeple şerirler ve şeytanlar iktidar ve fiil ile değil, belki terk ve ataletle, hayrı yaptırmamakla şerlere sebep oluyorlar. Mehâlik ve şer, tahribat nevinden olduğu için, illetleri, mevcut bir iktidar ve fâil bir icad olmak lazım değildir. Belki bir emr-i ademî ile ve bir şartın bozulmasıyla koca bir tahribat olur. (Lem’alar, 2005, s. 213)

“Bir şeyin vücudu, bütün eczasının vücuduna vâbestedir. Ademi ise, bir cüz'ünün ademiyle olduğundan, zayıf adam, iktidarını göstermek için tahrip taraftarı oluyor, müspet yerine menfice hareket ediyor.” (Mektubat, s. 798) Çünkü yapmak zor, yıkmak kolaydır. Vücut, yani yapmak için çalışma ve gayret yanında bütün şartları zorlamak vardır; yapmamak bir faaliyet gerektirmez. Bir bina bir senede yapılır, bir dakikada yıkılır. Yine bir bahçeyi sulayan cetvelin deliğini açmayan adam, o bahçenin kurumasına ve o nimetlerin ademine sebep ve illet oluyor. Fakat o bahçenin nimetlerinin vücudu, o adamın hizmetinden başka, yüzer şerâitin vücuduna tevakkufla beraber, illet-i hakikî olan kudret ve irade-i Rabbâniye ile vücuda gelir.
**
İnsan için varlığın ve vücudun sebebi Allah’ın varlığı ve devamı da bunun bilinmesidir. Varlık ve yokluk ancak Allah’ın varlığı ile irtibatlıdır ve Allah’a bağlıdır. Allah’a yakınlık vücudu, uzaklık ise ademi netice verir.

Vücutta enaniyet-i nefsiye ve küfür dahi vardır; ancak küfür, hakâik-ı imaniyeyi inkar ve nefy olduğundan ademdir. Enaniyetin vücudu ise haksız temellük ve aynadarlığını bilmemek ve mevhumu muhakkak bilmekten ileri geldiğinden vücut rengini ve suretini almış bir ademdir. (Şualar, 130-131) Allah’ı bilen ve bulan için adem ve idam yoktur. “Evet, madem Allah var ve ilmi ihâta eder. Elbette adem, idam, hiçlik, mahv, fena, hakikat noktasında, ehl-i imanın dünyasında yoktur. Ve kâfirlerin dünyaları ademle, firakla, hiçlikle, fânilikle doludur. İşte bu hakikati, umumun lisanında gezen bu gelen darb-ı mesel ders verip, der: "Kimin için Allah var, ona her şey var. Ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur, hiçtir."

Elhasıl, nasıl ki, iman, ölüm vaktinde insanı idam-ı ebedîden kurtarıyor; öyle de, herkesin hususî dünyasını dahi idamdan ve hiçlik karanlıklarından kurtarıyor. Ve küfür ise, hususan küfr-ü mutlak olsa, hem o insanı, hem hususî dünyasını ölümle idam edip mânevî cehennem zulmetlerine atar, hayatının lezzetlerini acı zehirlere çevirir. Hayat-ı dünyeviyeyi âhiretine tercih edenlerin kulakları çınlasın! Gelsinler, buna ya bir çare bulsunlar veya imana girsinler, bu dehşetli hasârattan kurtulsunlar. (Şualar, 398-399)

Musibetlerin, şerlerin, hattâ günahların aslı ve mayası ademdir. Adem ise şerdir, karanlıktır. Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, tevakkuf gibi hâletler, ademe, hiçliğe yakınlığı içindir ki, ademdeki karanlığı ihsas edip sıkıntı veriyor. Hareket ve tahavvül ise, vücuttur, vücudu ihsas eder. Vücut ise hâlis hayırdır, nurdur. (Lem’alar, 492)
**

Cehennem kâfire rahmettir ve adem âlemlerini vücuda çıkarır. O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun-velev Cehennemde olsun-ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır. Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a'mâl-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadisiye vardır. (İşaratu’l-İ’câz, 135-136)

Nasıl ki Cennet, vücut âlemlerinin mahsulâtını taşıyor ve dünyanın yetiştirdiği tohumları bâkiyâne sümbüllendiriyor. Öyle de, Cehennem dahi, hadsiz dehşetli adem ve hiçlik âlemlerinin çok elîm neticelerini göstermek için, o adem mahsulâtlarını kavuruyor. Ve o dehşetli Cehennem fabrikası, sair vazifeleri içinde, âlem-i vücut kâinatını âlem-i âdem pisliklerinden temizlettiriyor. (Şualar, 406)
**

Kâinatta her şey Allah’ın ilim, irade ve kudreti ile meydana gelir, vücud âlemine çıkar. İş gören irade ve kudrettir. Zâhirî sebeplerin vazifesi vazife-i rububiyetin izzetini korumaktır. Nasıl ki hastalıklar ve musibetler Azrail’e perde olup ölümün sebepleri arasına girmişlerdir. Azrail de Allah’ın yarattığı ölümün perdesidir. “Aynen bunun gibi, bütün meleklerin, belki bütün esbab-ı zâhiriyenin vazifeleri, izzet-i rububiyetin perdeleridir. Tâ güzellikleri görünmeyen ve hikmetleri bilinmeyen şeylerde kudret-i İlâhiyenin izzeti ve kudsiyeti ve rahmetinin ihatası muhafaza edilsin, itiraza hedef olmasın ve hasis ve ehemmiyetsiz ve merhametsiz şeylerle kudretin mübaşereti nazar-ı zâhirîde görünmesin. Yoksa hiçbir sebebin hakikî tesiri ve icada hiç kabiliyeti olmadığını, her şeyde tevhid sikkeleri kat'î gösterdiğini, Risale-i Nur hadsiz delilleriyle ispat etmiş. Halk etmek, icad etmek Ona mahsustur. Esbab yalnız bir perdedir. Melâike gibi zîşuur olanların, yalnız cüz-i ihtiyarıyla cüz'î, icadsız, kesb denilen bir nevi hizmet-i fıtriye ve amelî bir nevi ubudiyetten başka ellerinde yoktur. Evet, izzet ve azamet isterler ki, esbab, perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.Tevhid ve ehadiyet isterler ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.

İşte, nasıl ki melekler ve umur-u hayriyede ve vücudiyede istihdam edilen zâhirî sebepler, güzellikleri görünmeyen ve bilinmeyen şeylerde kudret-i Rabbâniyeyi kusurdan, zulümden muhafaza edip takdis ve tesbih-i İlâhîde birer vesiledirler.

Aynen öyle de, cinnî ve insî şeytanlar ve muzır maddelerin umur-u şerriyede ve ademiyede istimalleri dahi, yine kudret-i Sübhâniyeyi gadirden ve haksız itirazlardan ve şekvâlara hedef olmaktan kurtarmakla takdis ve tesbihat-ı Rabbâniyeye ve kâinattaki bütün kusurattan müberrâ ve münezzehiyetine hizmet ediyorlar. Çünkü, bütün kusurlar ademden ve kabiliyetsizlikten ve tahripten ve vazife yapmamaktan-ki birer ademdirler-ve vücudu olmayan ademî fiillerden geliyor. Bu şeytanî ve şerli perdeler o kusurata merci olup itiraz ve şekvâları bi'l-istihkak kendilerine alarak Cenâb-ı Hakkın takdisine vesile oluyorlar.

Zaten şerli ve ademî ve tahripçi işlerde kuvvet ve iktidar lâzım değil. Az bir fiil ve cüz'î bir kuvvet, belki vazifesini yapmamakla bazan büyük ademler ve bozmaklar oluyor; o şerir fâiller muktedir zannedilirler.
Halbuki, ademden başka hiç tesirleri ve cüz'i bir kesbden hariç bir kuvvetleri yoktur. Fakat o şerler ademden geldiklerinden, o şerirler hakiki fâildirler. Bi'l-istihkak, eğer zîşuur ise cezayı çekerler.

Demek seyyiatta o fenalar fâildirler. Fakat haseneler ve hayırlarda ve amel-i salihde vücut olmasından, o iyiler hakiki fâil ve müessir değiller. Belki kabildirler, feyz-i İlâhîyi kabul ederler. Ve mükâfatları dahi sırf bir fazl-ı İlâhîdir diye, Kur'an-ı Hakîm “Sana ne iyilik gelirse Allah’tan, ne fenalık isabet ederse nefisindendir, kendi kusurun sebebiyledir” (Nisa, 4:79) buyurur. (Şualar, 410-411)

Sonuç:
Vücut ve adem, varlık ve yokluk her ikisi de Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren en büyük delillerdir. Varı yok etmek, yoğu var etmek Allah’a has sıfatlardandır. Allah’ın zatı ile kaim olan Vücut sıfatı varlığın esasıdır. Allah bizâtihi vardır, ezelî ve ebedidir. Hiçbir şeye muhtaç değildir. Varlığı zatının gereği olduğu için “Vacibu’l-Vücut” adını almıştır. Allah’tan başka varlıkların tümü mümkünattandır ve Allah’ın yaratması ile vardır. Varlığı yaratan Allah’tır, şekil veren ve vasıflarını ortaya koyan ve kaderini yazan ilm-i ilâhîdir ve varlığını irade eden irade-i ilâhidir. Varlığı ademden vücut sahasına çıkaran ise Kudret-i Rabbaniyedir.
 
Her şeyin membaı sıfatları ve isimleri ile bizâtihî kaim, ezelî ve ebedi olan Allah olduğu için varlığın mertebeleri Allah’a olan yakınlığı iledir. Bu da Allah’ın isim ve sıfatlarına ayine olması derecesindedir. Allah isim ve sıfatlarının tecellisi ile yarattığı ve yokluktan vücut sahasına çıkardığı varlığın ademe gitmesine razı olmaz. Çünkü vücut mutlak hayır, ve adem mutlak şerdir. Bu sebeple cennet bütün vücut âlemlerini toplarken, cehennem de ademî fiillerden kaynaklanana fiilleri adem pisliklerinden ve şerlerinden temizleyerek vücut mertebelerine terakki ettirir. Bu sebeple ölüm ile vücudun varlık âleminden gitmesi yokluğa gitmek değil, alem-i şahadetten, görünen alemlerden âlem-i melekûta ve ahirete gitmektir ki buna “adem-i zahirî” denir. Sonra buradan maddi vucûda çıkması ise ilm-i ilâhîden kudret-i ilâhî ile bir anda görünmesi gibidir. Bu sebeple bütün mahlûkatın bir anda diriltilmesi kudret-i ilâhiye göre göz açıp kapayana kadar kısa bir sürede olacaktır. Yüce Allah bu hususu “Kıyametin kopması ve bütün varlıkların yeniden dirilmesi bir anda, göz açıp kapayana kadardır” (Nahl, 16:77) ayeti ile bize haber vermiştir.

Biz Risale-i Nur’un gözü ile bu ağır meselenin bir nebze kapısını çalmaya kendimizde cesaret bulduk. İnşallah müdakkik ve ehl-i ilim olan Nur Talebeleri bu konuda çok güzel çalışmalar yaparak ehl-i fenne, fizik ve felsefecilere ışık tutacaklardır.     A


Etiketler:  Varlık Yokluk Vücud Adem Ölüm Hayat Vücut ve Adem Varlık ve Yokluk Vâcibu'l-Vücut Akıl


 
< Önceki   Sonraki >
ÖLüM
HAYAT
AKıL
VARLıK
VüCUD
ADEM
YOKLUK