Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Felsefe arrow VÜCUT VE ADEM, VARLIK VE YOKLUK
Advertisement
VÜCUT VE ADEM, VARLIK VE YOKLUK PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 21 Ocak 2009
Yazı Index
VÜCUT VE ADEM, VARLIK VE YOKLUK
Sayfa 2
M. Ali KAYA
Bize göre Adem bilinmeyen şey anlamını ifade eder. Bize göre bilinmeyen şey adem, yani yok hükmündedir. Bu sebeple Bediüzzaman “Hayatsız vücut adem gibidir” der. Işık nasıl ki var olan eşyayı gösterir; aynı şekilde hayat da varlığın bilinmesi için şarttır. “Hayat olmazsa vücut adem-âluddur; belki adem gibidir” (Sözler, 2004, Lemaat, s. 1143) Aynı şekilde akıl insanı geçmiş ve geleceğe bağlar, onların varlığı ile insanı irtibatlandırırsa; aynı şekilde iman da insanı ezel ve ebede bağlar. Yine akıl kanunların keşşafıdır. İman ile hayat her biri birer keşşaftır.

Akıl da bir keşşaftır. Aklen üç temel hüküm vardır. Bunlar “Vacip, mümkün ve muhal”dir. Vacip varlığı aklen zorunlu olan varlıktır. Buna Vacibu’l-vücut denir. Vacibu’l-Vücut Allah’tır. Allah’tan başka bütün varlıklar mümkinü’l-vücuttur. İmkân ise bir vacibi gerektirir. Allah’tan başka bütün varlıklar mümkünü’l-vücuttur. Varlığı vacibu’l-vücut olan Allah’ın yaratması, yoktan var etmesi iledir. Muhal ise aklen imkânsız olan şey demektir ki bu da varlığın olup yaratıcısının olmamasıdır. Bu sebeple varlık zarurî olarak Allah’ın varlığını gerektirir. 


Vücut ve adem varlık ve yokluk mümkünattandır. Yani varlığı ve yokluğu imkan dahilindedir. Eşyanın var olması ve yok olması mümkündür. Ancak yokluğu ve varlığı tercih edecek olan bir müreccihe ihtiyaç vardır. Yoğu var etmek ve varı yok etmek Allah’a hastır.
 
İslam Felsefesi olan İlm-i kelâmın tâbirince, "imkân, müsâviyü't-tarafeyndir." Yani, vâcip ve mümteni olmayan, belki mümkün ve muhtemel olan şeylerin vücut ve ademleri, bir sebep bulunmazsa müsavidir, farkları yoktur. Bu imkân ve müsavatta az-çok, büyük-küçük birdirler.

İşte, mahlûkat, mümkündürler. Ve imkân dairesinde vücut ve ademleri müsâvi olmasından, Vâcibü'l-Vücudun hadsiz kudret-i ezeliyesi bir tek mümküne vücut vermesi kolaylığında bütün mümkünatın vücudu, ademin muvazenesini bozar, her şeye lâyık bir vücudu giydirir. Ve vazifesi bitmişse, zâhirî vücut libasını çıkarıyor, suretâ ademe, belki daire-i ilimdeki mânevî vücuda gönderir. Demek eşya, Kadîr-i Mutlaka verilse, bahar bir çiçek kadar, bütün insanların haşirde ihyaları bir nefis kadar kolay olur. Eğer esbaba isnad edilse, bir çiçek bir bahar kadar ve bir sinek bütün hayvanat kadar müşkülâtlı olur. (Şualar, 2005, s.1019)

Yüce Allah yaratarak varlık ve vücut verdiği bir şeyi bir daha idam ederek adem-i sırfa, adem-i mahza mahkum etmez. Zira varlık hayr-ı mahz, adem ise şerr-i mahzdır. Yüce Allah varlığı asla ademe mahkum etmez, çünkü o adil-i mutlaktır. Bu sebeple ölüm adem-i mahz değil sureten ademdir; yani adem-i zahirîdir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ne suretle Allah’ı inkar edersiniz ki sizlere hayat veren, sonra sizi ölüme mahkum edecek olan ve tekrar diriltecek olan Allah’tır. Siz sonunda ona rücû edeceksiniz” (Bakara, 2:28) buyurur. Bu ayet mevtin/ölümün de hayat gibi mahlûk olduğuna, mevtin idam ve adem-i mahz olmadığına delâlet eder. Mevt, ancak, ruhun ceset kafesinden çıkmasıyla tebdil-i mekân etmesinden ibarettir.

Ve keza, nev-i beşerde mevcut emârât ve işârât-ı kesireden kat'iyetle anlaşılır ki, insan öldükten sonra bir şeyi bâki kalır; o şeyi de, ancak ruhtur. Demek, ruhun bekası, hâsse-i zâtiyedir. Bu hâsse-i zâtiyenin bir fertte mevcut olması nev'in tamamında mevcut olmasını istilzam etmekle, mûcibe-i cüz'iyenin mûcibe-i külliye hükmünde olduğuna bir misal teşkil ediyor. Binaenaleyh, mevt, hayat gibi bir mucize-i kudrettir. Yoksa, hayat şartları bulunmadığından ademin dairesine girmiş değildir. (İşaratu’l-İ’câz, 2006, s.379-380)
**
Allah’ın işi, ilim, irade ve kudreti gereği adem-i sırftan, yani hiç yoktan varlığa vücut vermektir. Adem-i Sırftan, yani hiç yoktan varlığı çıkran Allah’tır. Vardan yok etmek ve yoğu var etmek yüce yaratıcının kanunu ve her zaman yaptığı şeydir. Varlık iki şekilde zuhur eder. Birincisi hiç yoktan yaratmaktır. Her şeyin ilk yaratılışı böyledir. Çünkü ruhlar, maddenin ruhu olan kanunlar, şekiller, formlar ve maddenin ilk ortaya çıkmasına sebep olan şeyler, yani arazlar hepsi ilk defa Allah’ın İlmi, iradesi ve kudreti ile yoktan yaratılmışlardır. Bu Allah’a ait bir husustur.  “Varı yok etmek ve yoğu var etmek en kolay, en suhuletli, belki daimî, umumî bir kanunudur. Bir baharda, üç yüz bin envâ-ı zîhayat mahlûkatın şekillerini, sıfatlarını, belki zerratlarından başka bütün keyfiyat ve ahvallerini hiçten icad eder”  sırf yoktan yaratır. (Lem’alar, 2005, s. 451-452)

Şayet denilse ki, “Varlık ve yokluk birbirinin zıddı olup biri olmazsa diğerinin olmayacağı düşünülmektedir. Bu durumda yokluk da bir varlık gibi düşünülemez mi? Varın yok olması ve yoktan varlığın icadını aklımız anlamıyor?” Buna ne diyebiliriz?

Bediüzzaman bu hususu şöyle izah eder: “İnsan aklının bunu anlamaması, aklın bu konuda şaşırması ve garip karşılaması, aldatıcı bir kıyasın vahim ve kötü bir sonucudur. Allah’ın işini, yoktan yaratmasını insanın işine ve icadına kıyas ederek yanlış bir sonuca ulaşmasıdır. Zira Allah yoktan yaratır, insan ise var olan üzerinde değişim gerçekleştirebilir. İnsanın elinden bir şey var etmek ve yok etmek gelmez. İtibarî olarak sadece var olan eşyaya sanat ve şekil verebilir. İnsan kendisini bu kıyas-ı fasitten kurtaramamaktadır.

İnsanın hükm-i aklîsi ve anlayışı müşahedattan kaynaklanır. Yani gördüklerine göre hükmeder. Kâinatta mümkinatın icad-ı sırf ve idam-ı mahz yapacak kudretini görmemiş ki ona göre hükmetsin. Bu sebeple Allah’ın eserlerine de mümkünat tarafından bakarak anlamaya çalışır. Halbuki hayret verici eserleri ile kendisini ispat eden Kudret-i Saniin canibinden meseleye bakması gerekir ki doğru bir bakış açısı ortaya koysun. Kulların umur-u itibârî tabir edilen göreceli ve izafî durumdan başka tesir sahibi olmayan cüz’î kuvvet ve kudret cinsinden olan vehmî ve itibârî bir kuvvet ile yaratıcının sonsuz ve zâtî olan kudretini kıyas ederek yaratılış meselesine de bu gözle bakıyor. Halbuki yoktan, adem-i sırftan yaratılışına Vâcibu’l-Vücût canibinden, kudret-i tâmmesi nokta-i nazarından bu meseleye bakması gerekir. (Muhakemat, 2006, s.176) Meseleye insanın cüz’î, hiçbir şeyi var ve yok edemeyen kudreti ile bakmak elbette insanı yanıltır. Allah’ın kudreti ise zâtî olup, acz müdahale edemez. Elbette zâtî olan ve Allah’a has bulunan kudreti varı yok etmek ve yoğu var etmektedir.


 
< Önceki   Sonraki >
ÖLüM
HAYAT
AKıL
VARLıK
VüCUD
ADEM
YOKLUK