Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow AKIL, İLİM VE CEHALET
Advertisement
AKIL, İLİM VE CEHALET PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 18 Haziran 2009
M. Ali KAYA
Yüce Allah aklı yarattı ve ona “Bana yönel dedi.” Akıl Allah’a yöneldi. Sonra “Mahlûkata yönel” buyurdu. Akıl mahlûkata yöneldi. Yüce Allah buyurdu: “İzzetim ve celalime yemin olsun ki senden daha değerli bir şey yaratmadım. Seni ancak sevdiğim kimselere bahşederim. Sana emreder ve seni nehyederim. Seninle mükâfatlandırır, seninler cezalandırırım.” Bu hads-i kutsi ile anlıyoruz ki Allah akıl sahiplerini mükellef tutmuş ve insanı akılları ölçüsünde mükâfatı, aklını kullanmadığı ölçüde cezayı hak edeceğini duyurmuştur.

Yüce Allah Âdem’i yaratıp cennete koyduktan sonra onu üç şeyle denemiştir. Akıl, din ve haya.. Âdem (as)  aklı tercih ettiği için dine ve hayâya da sahip olmuştur. Böylece aklın gereği iman, imanın gereği itaat ve hayânın sonucu güzel ahlak olmuştur. Aklın ne olduğu konusunda İslam bilginlerinin farklı görüşleri vardır ama hepsi aynı kapıya çıkmaktadır. Cumhur-u ulema aklı “kulluğun aracı, Allah’ı tanıma ve emirlerini anlama âleti, hayrı ve şerri ayırma ve cennete ulaşma vasıtası” olarak görmüşlerdir.

 
Akıl ile zekâyı birbirinden ayıran bilginler genel olarak zekâyı eşyayı anlama ve problemlere pratik çözüm bulmaya “zekâ” demiş aklı ise zekâyı da içine alan ama geleceği sezme ve dini anlama olarak görürler. Bu bakımdan imansızlarda akıldan ziyade zekâ ön plandadır. Mü’minlerde ise akıl önce zekâ sonra gelir. Bu bakımdan hayatı kolaylaştırma işi pratik zekânın ürünü olarak görülürken, eşyayı ve varlığı anlamlandırma aklın sonucudur demişlerdir. Bu sebeple hayatı kolaylaştıracak olan teknik ve teknolojik gelişmeler zekânın eseri olarak görülmüştür. Zekâ “kurnazlık” olarak da ele alındığı için şeytanın aklından çok zekâsının olduğu, şeytana uyanların da zekâları ile hileye ve kurnazlığa kaçarak başarılı oldukları ifade edilmiştir. Hukemâ, “şayet şeytanda akıl olsaydı asla Allah’a isyan etmezdi” demişlerdir.

İnsanın dostu aklı, düşmanı da cehalettir. Bu sebeple akıllı ilme değer verir ve öğrenmeyi hayatının bir parçası haline getirir. Hayat boyu öğrenmekten kaçınmaz. Peygamberimizin (sav) “Beşikten mezara kadar öğreniniz” sözünü prensip edinir. Bu bakımdan “Kimin aklı varsa dini vardır. Kimin de dini varsa cennete girer” denilmiştir. Çünkü Allah insanı aklı nispetinde sorumlu tutar ve aklının derecesine göre mükâfat verir.
**
Câfer-i Sâdık (ra) anlatıyor. Adamın birisi tek başına bir adaya çekilerek Allah’a ibadet ediyordu. Ada çok güzeldi ve her tarafı ormanlarla ve otlaklarla çevriliydi. Güzel bir dağdan çıkan tatlı suya ve çevresinde her türlü meyve ağaçlarına sahipti. Adam âbiddi ve hiç günah işlemeden Allah’a ibadet ediyordu. Bir melek onun Allah katında sevabını merak ederek yüce Allah’tan sevabını görmek istedi. Allah kulun sevabını meleğe gösterince melek bu sevabı az buldu. Hikmetini anlamak istedi. Yüce Allah meleği bir insan suretinde o abidin yanına gönderdi. Adama ‘ben de ibadetle meşgul birisiyim. Senin ibadetini duydum ve seninle beraber ibadet etmek için buraya geldim’ dedi. Melek o adamın yanında bir gün kaldı. Sabah olunca melek adama dedi: “Senin bu mekânın ne kadar güzeldir. Burada ibadetten başka bir şey yapılmaz.” Adam dedi: “Ama buranın bir kusuru vardır. Bu güzel otlar zayi olup gitmektedir. Rabbimin malı ve eşeği olsaydı onları güderdim ve bu otlar zayi olup gitmezdi.” Melek ona dedi: “Sence Rabbimin hayvanı yok mudur?” Adam dedi: “Şayet olsaydı bunca otun zayi olmasına müsaade etmezdi.”

Yüce Allah meleğe vahyetti ve buyurdu: “İşte ben kuluma aklı kadar sevap verdim.”

**
Allah insana akıldan daha değerli bir şey vermemiştir. Akıllının gece uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır. Akıllı insanın evinde oturması cahilin cihadından hayırlıdır. Allah nebi ve resullerini akıl bakımından olgunlaşmadan görevlendirmemiştir. Peygamberin aklı ümmetinin tamamından daha fazladır. Bütün abidler ibadetin üstünlüğü bakımından akıllı birinin ulaştığı mertebeye ulaşamaz. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alırlar” (Bakara, 2:269) buyurur.  

  Akıl, bağlamak ve tutmak anlamına gelir. İnsanın idrak ve anlayışı demektir. Ayette geçen “elbab” kelimesi, öz ve lübbün çoğuludur; akıl anlamındadır. İnsanın iyiyi, kötüyü, hakkı ve batılı, doğruyu ve yanlışı anlama ve idrak etme kabiliyetidir akıl. Nitekim yüce Allah “Sözü dinleyip güzeline uyan kullarımı müjdele! İşte Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği gerçek akıl sahipleri onlardır” (Zümer, 39:18) buyurarak onları övmüştür.

Kâinat akıl sahipleri ile konuşur ve akıllı olanlar varlıkların lisan-ı hallerinden ne dediklerini anlar ve ibret alırlar. Eserden ustayı, nimetten Mün’imi, sanattan Sanii, sebeplerden müsebbib-i hakikiyi gören ve idrak eden akıldır.
Akıllı insanın dili kalbindedir, cahilin aklı dilindedir. Akıllı insan kendisini işi ile gösterir. Akıllı susar işi onu över. Ziya Paşa bu sebeple “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde…” demiştir.

Akıllı insan çoğunluğa değil doğru olana uyar. Yüce Allah “Çoğunluğa uyarsan seni Allah yolundan sapıtır” (En’am, 6:116) buyurur. Allah yolunda ihlâsla giden azınlığa uymak insanı yüceltir. Yüce Allah “Kullarımdan pek azı şükreder” (Sebe, 34:13) “İman edip Salih amel işleyenler ne kadar azdır” (Sad, 38:24) buyurur. İnsanların çoğunluğu maalesef “akıllarını kullanmazlar” (Mâide, 5: 103)

Yüce Allah “ilim ve hikmeti” akıl sahiplerine verdiğini belirtir. “Allah dilediğine hikmet verir. Kime hikmet verilmişse ona her türlü hayır verilmiştir; ama akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmezler” (Bakara, 2:269; Âl-i İmran, 3:7)
**
Hak karşısında mütevazı olan insanların en akıllısıdır. Dünya bir denizdir. Takva gemidir. Bu gemiyi yürüten enerji imandır. Yelkeni tevekküldür. Kaptanı akıldır. Kılavuzu ilimdir. Demir atması ise sabırdır. Böyle olursa o gemi batmadan selamete erer. Allah peygamberlerini sırf akıllarını kullansınlar diye göndermiştir. Dini en iyi anlayan ve Allah’ın emir ve yasaklarını çok iyi bilenler akıl sahibi olanlardır.

Akıllı insan, kendisini yalanlamasından endişe ettiği kimseyle ko¬nuşmaz. Vermemesinden korktuğu bir kimseden, bir şey istemez. Güç yetiremeyeceği şeyi vaat etmez. Hak ettiğinden fazlasını ummaz. Üstesinden gelemeyip elden ka¬çıracağından korktuğu şeyi, gerçekleştirmeye kalkışmaz.

Allah akla yetmiş beş asker vermiştir. Zıtları ise cehaletin askerleridir.
1) Hayır / Şer.
2) İman / Küfür.
3) Tasdik. / İnkâr.
4) Umut / Umutsuzluk.
5) Adalet / Haksızlık.
6) Hoşnutluk / Hırçınlık.
7) Şükür / Nankör.
8) İyimserlik / Karamsarlık.
9) Tevekkül / Hırs.
10) Şefkat/Yüreklilik.
11) Merhamet / Gazap.
12) Bilgi/Bilgisizlik.
13) Anlayışlılık / Ahmaklık.
14) İffetlilik, şereflilik / Şerefsizlik, rezillik
15) Züht / Dünyaperestlik.
16) Yumuşaklık / sertlik.
17) Utangaçlık / Utanmazlık.
18) Alçak gönüllülük / Kibirlilik.
19) Teenni (temkinli olmak) . / Acelecilik.
20) Ağırbaşlılık / Hafiflik, beyinsizlik.
21) Suskunluk / Boşboğazlık.
22) Uysallık / Dik başlılık.
23) Teslimiyet / Kuşku.
24) Sabır / Sabırsızlık.
25) Hoşgörü / İntikam.
26) Zenginlik (kanaatkârlık) / Yoksulluk (açgözlülük).
27) Hatırlama / Gaflet etmek.
28) Ezberleme / Unutma.
29) Özlem / Uzaklaşma.
30) Kanaat / İhtiras.
31) Yardımlaşma / Esirgeme.
32) Dostluk / Düşmanlık.
33) Vefa / Vefasızlık.
34) İtaat / İsyankârlık.
35) Boyun eğme / Ululanma.
36) Selâmet / Bela.
37) Sevgi/Buğz.
38) Doğruluk / Yalan.
39) Hak / Bâtıl.
40) Güvenilirlik / İhanet.
41) İhlâs / Bulanıklık.
42) İzzet-i nefs / Aptallık
43) Birbirinin kusurunu örtmek / Birbirine kusur bulmak.
44)  Birbirinin gıyabında sağlam olmak / Hileyle aldatmak.
45)  Sır saklamak / Sır ifşa etmek
46)  Namaza özen gösterme / Namazı zayi etme.
47)  Oruç tutma / Oruçsuzluk.
48)  Cihad / Cihaddan kaçma.
49)  Ahdine sadakat / Ahdi bozma.
50)  Yanında konuşulanı koru¬mak/Koğuculuk
51)  Anne-babaya iyilik, / Anne-babaya karşı gelme.
52)  Doğruluk / Riya.
53)  Maruf / Münker.
54)  Örtünme / Açılıp saçılma.
55)  Takiyye / Yayma, pervasızlık.
56)  İnsaf / Tarafgirlik. 
57)  Hoş geçinmek / Azgınlık, saldırganlık.
58)  Temizlik / Kirlilik.
59)  Hayâ / Utanmazlık. 
60)  İtidal / Haddi aşma, aşırılık.
61)  Rahat/Meşakkat.
62)  Kolaylık / Zorluk.
63)  Bereket / Tükeniş.
64) Dengeli olmak, / Durmadan çoğaltma yarışı.
65)  Hikmet / Hevâ ve heves.
66)  Ağırbaşlılık, vakar / Hafiflik
67)  Mutluluk / Bedbahtlık.
68)  Tövbe / Günahta ısrar
69)  Af dileme / Mağrur olma,
70)  Dikkat ve muhafaza / İhmal ve hafife alma.
71)  Allah'a yönelip yakarma / Yüz çevirip tenezzül etmeme
72)  Çalışkanlık / Tembellik.
73)  Sevinç / Hüzün.
74)  Kaynaşma / Ayrılık.
75)  Cömertlik / Cimrilik. (Kaynak: Kuleynî, Usul-i Kâfî, Akıl ve İlim Babı)

Aklın sayılan bu askerlerinin tümü, ancak bir nebide veya nebinin vasisinde, ya da Allah'ın kalbini sınayarak kötülüklerden arındırdığı bir mü'minde toplanabilir. Allah dostlarına gelince onlardan hiç kimse yoktur ki, bu as¬kerlerin bir kısmına sahip olmasın ve gitgide tekâmüle doğru yol almasın, cehaletin askerlerinden peyderpey arınmasın. Bu süreç tamamlandıktan sonra nebiler ve vasi¬lerle birlikte en yüksek dereceye ulaşır. Bu dereceye ulaşmak için her şeyden önce aklı ve askerlerini bilmek, tanımak. Cehaletten ve askerlerinden de uzak durmak ge¬rekir. Allah, bizi ve sizi itaatine ve hoşnutluğuna ulaşmada başarılı kılsın.
**
Yüce Allah peygamberlere “insanlara akıllarının alabileceği şekilde konuşmakla emredilmişlerdir. Aklın alameti ahlaktır. Bunun için peygamberimiz (sav) “insanlar içinde aklen en olgun olanı, ahlakı en güzel olanıdır” buyurmuşlardır.

Bir insanın aklı yoksa işlediği ameller ve hayırlar onun derecesini yükseltmez ve sevabını artırmaz. Akşama kadar yaptığı hayrı sabaha kadar yıkar. Sabaha kadar yaptığını akşama kadar yıkar.

Allah insanlara peygamberleri kabul edebilecekleri delillerle göndermiştir. Hz. Musa (as)  zamanında sihir rağbetteydi. Hz. Musa’nın (as)  asası sihir nevinden olup bütün sahirlerin sihirlerini yuttu. Bunu görenlerin aklı ve kalbi tatmin oldu ve iman ettiler. Hz. İsa (as)  zamanında tıp ve tababet rağbetteydi. Hz. İsa (as)  nefesi ve duası ile bütün hastalıkların şifasını ve dermansız dertlerin devasını gösterdi ve insanlar bu delil ve mucize ile imana geldiler. Hz. Muhammed (as)  zamanında edebiyat, hikmet ve belağat revaçta bulunuyordu. Kur’ân-ı Kerim ilim ve hikmeti, belağatı ve i’câzı ile o zamanın en büyük mucizesi olarak okuyanların akıl ve kalplerini teshir ederek imanlarını sağladı.

Akıl ve ilmin revaçta olduğu ahir zamanda ise insanların akıllarına ve duygularına hitap ederek, akıllarını ve kalplerini tatmin etmek gerekir. Risale-i Nur bu zamanda Kur’ânın bir mucize-i maneviyesidir. Akılları ve kalpleri tatmin ediyor.

Ahir zamanda Mehdi ortaya çıktığı zaman Allah onun elini insanların başları üzerine koyar. İnsanların akıllarını derleyip toparlar. Akıllarını tatmin ve kalplerini getirdiği hüccetlerle teshir eder. Allah ile kullar arasında hüccet ve delil peygamberlerdir; kullar ile Allah arasındaki hüccet ise akıldır. Peygamberler Allah’ın kullarına elçisi, kulların da Allah’a elçisidir.
**
Cehaletten daha koyu bir yoksulluk, akıldan daha faydalı bir mal yoktur. İnsanın kendisini beğenmesi akıl zaafının delilidir. Akılsız dindarlığın bir değeri yoktur. İman ile küfür arasında kıt akıldan daha başka bir şey yoktur. Dindeki hikmeti ve ilmi ortaya çıkaran akıldır.

Câfer-i Sâdık (ra) buyurdu: “Her şeyin ilki, kaynağı, gücü, onarıcısı ve ancak onunla yararlı olma imkânını bulduğu şey akıldır. Allah, aklı kulları için bir süs ve bir aydınlık kılmıştır. Çünkü kullar, akılla yaratıcılarını bilir, kendilerinin ya¬ratılmış olduklarının, bir yöneticilerinin olduğunun, kendilerinin yönetilenler olduk¬larının, Onun kalıcı, bakî, kendilerininse geçici, fânî olduklarının bilincine varırlar.

Allah'ın yarattığı gökten, yerden, güneşten, aydan, geceden ve gündüzden O’nun varlığına ve birliğine ilişkin delilleri akıl aracılığıyla edinirler. Bütün bunların ve kendilerinin bir yaratıcısının olduğunu, bu yaratıcının asla zail olmadığını, olma¬yacağını akıl aracılığıyla kavrarlar. Onunla güzeli çirkinden ayırt ederler. Karanlığın cehalette ve aydınlığın ilimde olduğunu bilirler. Bütün bunları akıl, onlara gösterir.”

Orada bulunanlar İmam’a dediler ki:
“Akıl tek başına yeterli midir? Kulların başka bir şeye ihtiyaçları yok mudur?”
Buyurdu ki: “Akıllı insan, Allah'ın var oluşunun dayanağı, süsü ve hidayeti kıldığı aklı aracılığıyla Allah’ın hakkın kendisi ve Rabbi olduğunu bilir. Yaratıcısı¬nın bazı şeyleri sevdiğini, bazı şeyleri sevmediğini, Ona itaat etmenin ve Ona isyan etmenin söz konusu olduğunu anlar. Aklının bütün bunları gösteremediğini de fark eder ve ancak ilimle, ilmi talep etmekle eğri ile doğrunun farkına varacağını bilir. Yine ilmi elde edememesi durumunda aklının kendisine bir yarar sağlamayacağını da anlar. O halde akıllı insanın, ilim öğrenmesi ve ilmin dayanağı olan âdabı ve usu¬lü kavraması bir zorunluluktur.

Akıldan daha verimli zenginlik yoktur. Ahmaklıktan daha düşük fakirlik yoktur. Bir iş için istişareden daha güçlü bir destek olmaz.


Etiketler:  Akıl İlim Cehalet İman Delil Hikmet Zeka Kurnazlık Câfer-i Sadık Hz. Ali
 
< Önceki   Sonraki >
HIKMET
HZ. ALI
İMAN
İLIM
AKıL
CEHALET
DELIL
CâFER-I SADıK